
Çin–Endonezya İlişkilerinde Yeni Eşik: Stratejik Yakınlaşma mı, Çok Yönlü Dengeleme mi?
27 Ağustos 2026

Çin ile Endonezya arasında 21 Ağustos 2026’da Cakarta’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmeler, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin işaretlerini verdi. İlişkilerin uzun süredir ekonomik temelini oluşturan ticaret, yatırım ve altyapı ortaklığı artık savunma sanayii, askerî tatbikatlar, deniz güvenliği, kritik mineraller ve ileri teknolojileri kapsayan daha geniş bir stratejik çerçeveye taşınıyor. Bu dönüşüm, Pekin’in Güneydoğu Asya’nın en etkili devletlerinden biriyle ekonomik nüfuzun ötesine geçen kalıcı bir güvenlik ilişkisi kurma arayışını yansıtırken, Cakarta açısından Çin’in sermaye ve teknolojik kapasitesini ulusal sanayileşme ve savunma özerkliği hedeflerine yönlendirme fırsatı sunuyor. Ancak ortaya çıkan tablo, Endonezya’nın Çin eksenine yönelmesinden çok, büyük güç rekabeti içinde hareket alanını genişletmeye çalışan çok yönlü ve ihtiyatlı bir stratejik çeşitlendirme politikasına işaret ediyor.
Görüşmeler, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Savunma Bakanı Dong Jun’un 20–22 Ağustos tarihleri arasındaki Cakarta ziyareti kapsamında yapıldı. 21 Ağustos’ta ilk olarak Wang Yi ile Endonezya Dışişleri Bakanı Sugiono, yeni oluşturulan Çin–Endonezya Kapsamlı Stratejik Diyalog Mekanizması’nın ilk toplantısına başkanlık etti. Aynı gün Wang Yi ve Dong Jun, Sugiono ve Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin ile ikinci Çin–Endonezya Dışişleri ve Savunma Bakanları Diyaloğu’nda bir araya geldi. Çin’in herhangi bir ülkeyle kurduğu ilk bakanlar düzeyindeki “2+2” mekanizması olması, Pekin’in Endonezya’ya verdiği stratejik önemi açıkça ortaya koyuyor.
Çin açısından Endonezya, birkaç özelliği aynı anda taşıyan ayrıcalıklı bir ortaktır. Dünyanın dördüncü en kalabalık ülkesi ve Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi olan Endonezya, ASEAN’ın siyasal ağırlık merkezidir. Malakka, Sunda ve Lombok boğazlarına yakınlığı, ülkeyi Hint ve Pasifik okyanusları arasındaki deniz ulaşımının güvenliği bakımından kritik hâle getirir. Endonezya aynı zamanda BRICS üyesi, G20 ekonomisi ve Bandung Konferansı’nın tarihsel mirasının taşıyıcısıdır. Dolayısıyla Pekin, Cakarta’yı yalnızca ikili ekonomik ilişkiler bakımından değil, ASEAN, BRICS, APEC ve daha geniş Küresel Güney içindeki diplomatik hedeflerini destekleyebilecek bir bölgesel güç olarak görüyor.
Çinli yetkililerin görüşmeler sırasında Bandung Ruhu, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi, stratejik özerklik ve Küresel Güney dayanışmasına tekrar tekrar atıf yapması bu yaklaşımı yansıtıyor. Pekin’in söyleminde Çin ve Endonezya, “hegemonya”, “tek taraflılık” ve “dış müdahale” karşısında kendi modernleşme süreçlerini korumaya çalışan iki büyük gelişmekte olan ülke olarak konumlandırılıyor. Çin böylece ikili ilişkiyi ABD–Çin rekabetinin dar kalıplarının dışına çıkararak daha adil ve çok kutuplu bir uluslararası düzen arayışının parçası şeklinde sunuyor. BM, APEC ve BRICS içindeki koordinasyonun artırılması hedefi de bu söylemi somut diplomatik iş birliğine dönüştürme amacını taşıyor.
Endonezya ise Çin’i kalkınma hedeflerine ulaşmak için vazgeçilmez, ancak dikkatle yönetilmesi gereken bir ortak olarak değerlendiriyor. Pekin, Endonezya’nın en büyük ticaret ortaklarından ve en önemli yatırım kaynaklarından biridir. 2025’te yaklaşık 167 milyar dolara ulaşan ikili ticaret; nikel işleme, elektrikli araç bataryaları, demiryolları, enerji ve dijital altyapı alanlarındaki Çin yatırımlarıyla desteklenmektedir. Prabowo Subianto yönetimi, Çin’in sermayesinden, üretim kapasitesinden ve teknolojisinden yararlanarak ülkenin doğal kaynaklarını daha yüksek katma değerli sanayi üretimine dönüştürmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, Endonezya’nın 2045’te gelişmiş ülke olmayı hedefleyen “Altın Endonezya 2045” vizyonuyla doğrudan bağlantılıdır.
Ağustos görüşmelerinde kabul edilen 2027–2031 Beş Yıllık Eylem Planı’nın hazırlanması, iş birliğinin bu uzun vadeli kalkınma hedefleriyle eşgüdümlü hâle getirileceğini gösteriyor. Taraflar kritik mineraller ve enerji alanında “kapsamlı, açık ve yeşil” bir ortaklık kurulmasını, dengeli ticaretin teşvik edilmesini ve Endonezya’nın kaynak üstünlüğünün sanayileşme kapasitesine dönüştürülmesini kararlaştırdı. Yapay zekâ, haberleşme uyduları, akıllı meteorolojik erken uyarı sistemleri, tarım teknolojisi, gıda güvenliği, sağlık ve balıkçılık da yeni iş birliği gündemine dâhil edildi. Böylece Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki geleneksel altyapı finansmanının ötesine geçilerek dijital, teknolojik ve yeşil dönüşüm alanlarına uzanan yeni bir ortaklık modeli oluşturulmak isteniyor.
Toplantıların en çok dikkat çeken yönü ise savunma iş birliğiydi. Taraflar savunma ekipmanları ve teknolojisi, ortak tatbikatlar, personel eğitimi, askerî değişimler ve deniz güvenliği alanlarındaki iş birliğinin “normalleştirilmesi ve kurumsallaştırılması” konusunda anlaştı. Endonezya ayrıca Çin ordusunu Heping Garuda tatbikatlarına daha kapsamlı biçimde katılmaya davet etti. Askerî temasların subay değişimleriyle sınırlı kalmayıp astsubay ve diğer personelin eğitimine kadar genişletilmesi, iki ülke orduları arasındaki operasyonel aşinalığın artırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
Daha stratejik gelişme, Endonezya’da ortak bir savunma üretim tesisi kurulması planıdır. Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie’nin açıklamalarına dayanan Reuters ve Associated Press haberlerine göre tesiste mühimmat, roket ve füze üretilmesi, Çin’in de teknoloji transferi sağlaması öngörülüyor. Projenin 2027’de başlaması hedeflense de üretilecek sistemler, ortaklığa katılacak şirketler, yerli katkı oranı ve teknoloji transferinin kapsamı henüz açıklanmış değildir. Nitekim Çin’in resmî toplantı metinlerinde ortak fabrikanın adı açıkça geçmemekte; daha genel olarak savunma ekipmanı, teknoloji ve sanayi iş birliğine değinilmektedir. Bu nedenle proje kesinleşmiş bir üretim programından çok, siyasi iradesi açıklanmış fakat teknik düzenlemeleri henüz tamamlanmamış bir girişim olarak değerlendirilmelidir.
Proje uygulanırsa Endonezya bakımından en önemli kazanım yalnızca Çin yapımı silahlara erişmek değil, yerli üretim ve teknolojik öğrenme kapasitesini geliştirmek olacaktır. Cakarta uzun zamandır ABD, Fransa, Güney Kore, Türkiye, Rusya ve Çin dâhil olmak üzere farklı tedarikçilerle çalışarak tek bir kaynağa bağımlı kalmamaya özen gösteriyor. Çin’le ortak üretim de bu çeşitlendirilmiş savunma portföyünün bir parçasıdır. Pekin açısından ise proje, ekonomik nüfuzun savunma-sanayi ilişkilerine dönüştürülmesi ve Güneydoğu Asya’nın en büyük ülkesinde daha kalıcı bir güvenlik bağlantısı kurulması anlamına gelecektir.
Bununla birlikte yakınlaşma önemli bir stratejik paradoks barındırıyor. Çin’in dokuz çizgili haritası Endonezya’nın Kuzey Natuna Denizi’ndeki münhasır ekonomik bölgesiyle örtüşmektedir. Cakarta, Çin’in bu iddialarını hukuken tanımadığını ve deniz yetki alanlarının 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayandığını savunmaktadır. Çin sahil güvenlik gemileri ile Endonezyalı unsurlar arasında geçmişte yaşanan karşılaşmalar, ekonomik ilişkilerin denizlerdeki egemenlik sorunlarını ortadan kaldırmadığını göstermiştir. Prabowo’nun Kasım 2024’te Pekin’le imzaladığı ortak açıklamada “örtüşen iddiaların bulunduğu alanlarda ortak kalkınma” ifadesini kabul etmesi de Endonezya içinde tartışma yaratmıştır. Eleştirmenlere göre bu ifade, Çin’in hukuken tartışmalı deniz yetki iddialarına dolaylı meşruiyet kazandırabilir.
Ağustos 2026 görüşmelerinde balıkçılık iş birliğinin yeniden başlatılması, deniz güvenliği belgelerinin uygulanması, kritik deniz yollarının açık tutulması ve ortak kalkınmanın ilerletilmesi konusunda mutabakata varılması bu anlaşmazlığın iş birliği yoluyla yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor. Taraflar ayrıca Güney Çin Denizi Taraflar Davranış Bildirgesi’nin uygulanmasını ve bağlayıcı bir Davranış Kuralları belgesinin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını destekledi. Ancak deniz iş birliğinin sınırları belirsiz bırakılırsa Pekin bunu “örtüşen hak iddialarının” kabulü olarak yorumlayabilir; bu da Endonezya’nın UNCLOS temelli konumunu ve ASEAN içindeki diplomatik güvenilirliğini zayıflatabilir.
Görüşmeler aynı zamanda ABD–Çin rekabetinin sertleştiği, Güney Çin Denizi’nin askerîleştirildiği ve bölge ülkelerinin büyük güçler arasında tercih yapma baskısıyla karşılaştığı bir dönemde gerçekleşti. Buna rağmen Endonezya, Çin’le savunma iş birliğini geliştirirken ABD öncülüğündeki Super Garuda Shield tatbikatlarını sürdürmekte; Japonya, Avustralya ve diğer bölgesel aktörlerle güvenlik ilişkilerini genişletmektedir. Çinli bakanların Cakarta ziyaretinin ardından Endonezyalı yetkililerin Avustralya’yla güvenlik görüşmelerine devam etmesi, bu çok yönlülüğün somut göstergesidir. Endonezya’nın Çin’le yakınlaşması dolayısıyla bir ittifak tercihi değil, farklı ortakları birbirinin alternatifi olmaktan çıkararak eş zamanlı kullanma stratejisidir.
Gelecekte ilişkinin yönünü üç unsur belirleyecektir. Birincisi, ilan edilen projelerin uygulanma kapasitesidir. Ortak savunma tesisi gerçek teknoloji transferi sağlarsa ilişkilerde yapısal bir eşik aşılabilir; yalnızca montaj düzeyinde kalırsa sembolik önemi daha büyük olacaktır. İkincisi, Çin yatırımlarının Endonezya’da istihdam, çevre, şeffaflık ve yerli sanayiye katkı konularında üreteceği sonuçlardır. Üçüncüsü ve en önemlisi, Pekin’in Natuna çevresindeki faaliyetleriyle ekonomik ve askerî ortaklık söylemi arasındaki tutarlılıktır.
Sonuç olarak, Ağustos görüşmeleri Çin–Endonezya ilişkilerinde gerçek bir derinleşmeye işaret etmektedir. Ancak bu süreç ne tam bir stratejik hizalanma ne de sıradan bir ekonomik ortaklık olarak tanımlanabilir. Pekin, Endonezya’yı Güneydoğu Asya, Küresel Güney ve çok kutuplu düzen vizyonu açısından merkezî bir ortak hâline getirmeye çalışırken; Cakarta, Çin’in kaynaklarını kendi sanayileşmesi, teknolojik dönüşümü ve savunma özerkliği için kullanmayı amaçlamaktadır. Bu ilişkinin kalıcılığı, iki ülkenin ortak çıkarlarını genişletirken aralarındaki deniz yetki alanı anlaşmazlığını ne ölçüde kontrol altında tutabileceklerine bağlı olacaktır.
Oktay KÜÇÜKDEĞİRMENCİ