
Çin’in NATO’ya Bakışı
31 Temmuz 2026

ABD, NATO üyesi Avrupalı müttefikleri savunma ve güvenlik alanında daha fazla sorumluluk almaya zorlarken (NATO 3.0), bunu artık Avrupa ve Kuzey Amerika ile sınırlı tutmayıp, daha da ötesinde ABD çıkarları doğrultusunda destek talep etmektedir.
Günümüzde bunun en tipik örneği, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile olan çatışmalarda Avrupalı müttefiklerden hiçbir destek alamadıklarından şikâyet etmesidir. Bu siyasi tavır, 80 seneyi aşkın süredir Avrupa güvenliğinin maliyetini omuzlayan ABD için artık yerleşik hâle gelmiştir. ABD artık Avrupalı zengin müttefiklerinden ABD çıkarlarının söz konusu olduğu her coğrafyada otomatik olarak destek beklemektedir.
ABD’nin bu yeni müttefiklik stratejisi, NATO’nun kurumsal faaliyetlerinde ve NATO üyesi devletlerin ABD’nin çıkar alanlarının söz konusu olduğu yerlerde ikili ve bölgesel ilişkiler kapsamında yürüttükleri faaliyetlerde kendisini iyice hissettirmiştir. NATO’nun faaliyetlerinin artık sadece Avrupa güvenlik mimarisiyle ilgili olmadığını söylemek, bahse konu “geri ödeme zamanı” siyasetinin yanında güncel, çok kapsamlı, çok boyutlu ve çoklu coğrafyalı bir güvenlik tanımlamasıyla da bağlantılıdır. Devletlerin çıkarlarına konu olan yeni gelişen teknolojiler, hammadde, üretim merkezleri, tedarik yolları gibi önemli faktörler NATO’nun uzun zamandır devam eden ufuk ötesi, kıta ötesi, küresel bakış açısını ve değerlendirmesini sadece lafta bırakamayacak kadar keskin eylem gerektiren hususlardır.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ilginç tavrı ile ilişkilendirilse de, aslında Avrupa’nın daha fazla sorumluluk almasına yönelik ABD siyasetinin kökeni Obama dönemine dayanan kurumsal bir durumdur. 1976’da altının dolar sistemindeki rolünün tamamen bitirilmesinden sonra, dünyaya karşılıksız doları adeta tahvil gibi satan ve bir balon yaratarak içinden çıkılamayacak bir borçlanmaya giren ABD’nin güç kaybı, 2008 finansal kriziyle iyice ortaya çıkmıştır.
2000’li yılların başından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti, her anlamda potansiyelinin en üst seviyelerine ulaşacak şekilde kendini geliştirmiş; savunma yeteneklerinin geliştirilmesi ve faaliyete geçirilmesi kapsamında önemli sıçramalar yaşamıştır. ABD’nin bu hız karşısında hantal kalmış olduğu gerçeği, Çin ile rekabet edecek yapısal dönüşümü gerçekleştirmesinin çok zor görünmesi, Çin’in ABD’nin bir numaralı tedarikçisi olduğu gerçeği, 2000’li yıllarda ABD’nin batıdan, yani Pasifik’ten tehdit altında olduğu olgusunu ortaya çıkarmış; ABD güvenlik belgelerinde bu hususlar açıkça yer almıştır. ABD’nin eski başkanlarından Obama döneminde ise bu siyaset, dış politikada “Pivot to Asia” stratejisiyle kendini göstermiştir.
ABD’nin geleneksel güvenlik doktrini Avrasya’dan büyük bir güç çıkmaması üzerine kuruluydu. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan jeopolitik ittifak sistemleri ve bölgesel üslenmeler zaten buna yönelikti. Birinci, ikinci ve üçüncü adalar zincirleri ile bunlara bağlı olarak geliştirilen stratejiler gereği Japonya ve Filipinler ile savunma iş birliği anlaşmalarıyla kurulmuş müttefiklik ilişkileri, Kore Cumhuriyeti ile Kore Savaşı'ndan beri devam etmekte olan cephede birliktelik ve ABD donanmasının Tayvan meselesi ile özdeşleştirilen süregelen seyrüsefer özgürlüğü harekâtı şeklinde ana hatlarıyla beliren bu stratejide bir değişme olduğuna dair herhangi bir emare söz konusu değildir. Aksine, bu stratejiyi güçlendirmeye yönelik AUKUS ve QUAD tarzı çok taraflı siyasi oluşumlar bu siyasetin uzantıları olarak ortaya çıkmaktadır.
NATO’nun önemi işte bu uzantı siyaseti kapsamında ortaya çıkmaktadır. NATO, ABD’den gelen talep üzerine “uluslararası ortaklar” ismi altında Japonya, G.Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile kurumsal ilişkiler geliştirmeye başlamıştır. Bu “Hint-Pasifik” bölgesi ortakları, 2022’den beri zirveler dahil olmak üzere NATO’nun tüm siyasi ve askeri üst düzey toplantılarına katılmaktadır. Ana iş birliği alanları olarak, siber savunma, dezenformasyonla mücadele, yeni teknolojiler ve deniz güvenliği olarak belirlenen bu ortaklığın karakteristik hedefi malumdur.
Çin Halk Cumhuriyeti de bu gerçeğin çoktan beridir farkındadır ve ABD’nin güç kaybını telafi etmek amacıyla yürüttüğü bölgesel çok yanlı ve müttefiklik oluşumlarına karşı, çevresindeki denizlerde hakimiyeti tam anlamıyla sağlayabileceği güç seviyesine ulaşma yolunda aralıksız siyasi, askeri ve teknolojik gelişimini sürdürmektedir. Siyasi, askerî ve jeostratejik anlamda sıkıştırılmakta olduğunun bilinciyle, NATO’yu ve bölgeye yönelik faaliyetlerini bu çerçevede değerlendirmektedir. NATO’nun bölge ülkeleriyle kurmuş olduğu stratejik ortaklıkların kendi karşısında kaçınılmaz yansımalarını göreceğinden emin olduğundan, siyasi açıklamalar bunu kınayan ve önlemeye çalışan bir tonda gelişmekte ve devam etmektedir. Japonya’nın NATO ile karşılıklı çalışabilirlik, ortak teknoloji geliştirme ve birbirlerinin uzay faaliyetlerinde koordinasyon ve iş birliği yapması Çin tarafından yüksek tonda sorgulanmaktadır. İttifaklara barışı bozdukları gerekçesiyle karşı olan Çin için NATO’nun Japonya ile olan ilişkilerinin artmış olması ve bunun da Japonya’nın öz savunma birliklerini daha da geliştirdiği ve dış politikada daha iddialı söylemlere giriştiği dönemle çakışması gerçek bir endişe kaynağıdır. Zira Japonya sahip olduğu teknoloji altyapısı ve başarılı ekonomisiyle Çin’e etki edebilecek önemli bir aktördür. NATO ise, ABD önderliğinde de olsa, yegâne kıtalararası siyasi ve güvenlik örgütlenmesi olarak 70 yıldan fazla birikime sahip bir aktördür. Bu nedenle Çin, tek başına mücadele eden çok zor bir uluslararası aktördür. Böyle bir örgütün yönünü ve ağırlığını hem örgüt olarak hem de üye ülkelerin ikili faaliyetleri kapsamında Hint-Pasifik bölgesine kaydırmış olması Çin’in doğal olarak endişe edeceği bir olgudur.
Çin Dışişleri Bakanlığı ve resmî politika belgelerinde NATO'nun Avrupa güvenliği sınırlarını aşarak Asya-Pasifik'e yönelmesi, bölgesel bloklaşmayı teşvik eden ve güvenlik ikilemini derinleştiren bir süreç olarak değerlendirilmektedir. Çin'e göre Avrupa devletlerinin Hint-Pasifik'teki artan askerî görünürlüğü, ABD'nin Çin'i çevrelemeye yönelik daha geniş stratejisinin deniz boyutunu oluşturmaktadır.
Çin'in 2019'da yayımlanan "China's National Defense in the New Era" başlıklı Beyaz Kitabı ile 2025 Ulusal Güvenlik Beyaz Kitabı, NATO'yu doğrudan düşman olarak tanımlamasa da Çin'in güvenlik anlayışını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu belgelerde öne çıkan temel ilkeler şunlardır:
· Savunmaya dayalı askerî doktrin,
· BM merkezli uluslararası düzen,
· İttifak siyasetinin yerine "ortak güvenlik" yaklaşımı,
· Tek taraflı askerî müdahalelere karşı çıkılması,
· Egemenlik ve içişlerine karışmama ilkesi.
Bu belgelerde Çin, güvenlik anlayışını "ortak geleceğe sahip insanlık topluluğu" (Community with a Shared Future for Mankind) kavramı üzerinden tanımlamakta; askerî bloklaşmanın uzun vadede küresel istikrarsızlığı artıracağını savunmaktadır.
Çin Dışişleri Bakanlığı’nın son yıllardaki açıklamalarında NATO’ya yönelik söylem büyük ölçüde tutarlıdır. Resmî açıklamalarda NATO’nun:
· Soğuk Savaş zihniyetini sürdürdüğü,
· Blok siyasetine devam ettiği,
· Küresel istikrara katkı sunmak yerine jeopolitik kutuplaşmayı artırdığı,
· Asya-Pasifik’e doğru genişlememesi gerektiği sık sık vurgulanmaktadır.
Pekin ayrıca NATO’nun Çin’i Ukrayna Savaşı bağlamında Rusya’yı desteklemekle suçlamasını reddetmekte; Çin’in “barış görüşmelerini destekleyen taraf” olduğunu savunmaktadır. Çin Dışişleri Bakanlığı, NATO’yu “kendi rolünü sorgulamaya” çağırmakta ve uluslararası güvenliğin askerî bloklar yerine Birleşmiş Milletler sistemi temelinde yürütülmesi gerektiğini dile getirmektedir.
Bu genel bakış açısı çerçevesinde Çin’in son NATO zirvesi hakkındaki görüşlerine de bakmakta fayda vardır. 2026 NATO Ankara Zirvesi sonrasında Xinhua, Global Times ve CGTN gibi devlet medya organları üç ana temayı öne çıkarmıştır:
· NATO'nun savunma sanayi entegrasyonunu hızlandırması,
· Avrupa'da artan askerî harcamalar,
· ABD ile Avrupa arasında görüş ayrılıkları.
Özellikle Ankara Zirvesi kapsamında düzenlenen Savunma Sanayii Forumu, Çin medyasında NATO'nun yalnızca askerî bir ittifak değil, aynı zamanda savunma sanayisini bütünleştiren küresel bir güvenlik-ekonomi ağına dönüştüğü şeklinde yorumlanmıştır. Çin basını bunu "artan militarizasyon" ve "silah üretiminin kurumsallaşması" olarak değerlendirmiştir.
NATO üyesi Avrupalı devletlerin tek başlarına ve ikili ilişkiler kapsamında Hint-Pasifik bölgesindeki faaliyetleri, Hindistan’ın rolü, Avrupa ve NATO’nun Hindistan ile ilişkileri, QUAD ve AUKUS oluşumlarının deniz güvenliği alanına yansıyan faaliyetleri gibi konular başka yazıların konusudur. Bu yazıda NATO’nun Hint-Pasifik bölgesine sarkması ve Çin’in bu kapsamda NATO’ya bakış açısı ele alınmaktadır.
Hasan YILMAZ