top of page

ABD–Çin Savaşı Kaçınılmaz mı, Yönetilebilir Rekabet mi? Derinleşen Gerilime Karşılaştırmalı Akademik Yaklaşımlar

11 Eylül 2026

ABD–Çin rekabeti, güç geçişi, Tayvan, teknoloji, ittifaklar ve güvenlik ikilemi ekseninde giderek sertleşmektedir. Ancak Amerikan ve Çin akademik literatürü, savaşın kaçınılmaz olduğu konusunda ortak bir kanaate sahip değildir. Amerikan literatürü; yapısal çatışma, güvenlik ikilemi ve stratejik uyum olmak üzere farklı yaklaşımlara ayrılırken, Çinli akademisyenlerin önemli bir bölümü rekabetin kalıcı fakat savaşın önlenebilir olduğunu savunmaktadır. İki tarafın literatüründe en tehlikeli kırılma noktası Tayvan’dır. Temel risk, bilinçli bir savaş kararından ziyade yanlış algılama, caydırıcılık başarısızlığı ve tırmanmanın kontrol edilememesidir. Bu nedenle savaşın önlenmesi, rekabetin nasıl yönetileceğine bağlıdır.

ABD–Çin Savaşı Kaçınılmaz mı, Yönetilebilir Rekabet mi?

Derinleşen Gerilime Karşılaştırmalı Akademik Yaklaşımlar

Prof. Dr. Oktay BİNGÖL

Öz

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki stratejik rekabet, 21. yüzyıl uluslararası güvenliğinin temel sorunlarından biri haline gelmiştir. Çin'in ekonomik, teknolojik ve askerî kapasitesinin yükselmesi; ABD'nin Asya-Pasifik'teki varlığını ve ittifak sistemini koruma çabası; Tayvan, Güney Çin Denizi ve ileri teknoloji alanlarındaki uyuşmazlıklar, iki nükleer büyük güç arasında savaş ihtimalini tartışmaların merkezine taşımıştır. Bununla birlikte, Amerikan ve Çin akademik literatürü incelendiğinde savaşın kaçınılmazlığı konusunda bir uzlaşı bulunmadığı görülmektedir. Amerikan literatüründe bir tarafta, güç geçişinin yoğun güvenlik rekabeti ve ciddi bir savaş potansiyeli yaratacağını savunan yapısal realist yaklaşım; diğer tarafta ise güvenlik ikilemi, stratejik uyum ve sınırlı tavizlerle rekabetin yönetilebileceğini savunan görüşler bulunmaktadır. Çin akademik literatüründe ise ABD–Çin stratejik rekabetinin uzun süreli olduğu büyük ölçüde kabul edilmekle birlikte, güç geçişinin zorunlu olarak sıcak savaşa yol açmadığını savunan yaklaşım belirgindir. İki literatürün önemli ölçüde birleştiği nokta, Tayvan'ın en tehlikeli çatışma alanı ve yanlış hesaplamanın savaşı tetikleyebilecek başlıca mekanizmalardan biri olduğudur. Çalışmanın temel tezi, ABD–Çin savaşının yapısal olarak mümkün fakat kaçınılmaz olmadığı; asıl riskin tarafların rekabetinin bir güvenlik ikilemine dönüşmesi, güvenlik ikileminin ise Tayvan merkezli bir kriz yoluyla ve yanlış hesaplamalarla bir savaşa dönüştürülmesi olduğudur.

Giriş: Tukidides Tuzağı mı, Yönetilebilir Rekabet mi?

ABD ile Çin arasındaki güç farkının azalması, uluslararası ilişkiler literatürünün klasik sorularından birini yeniden gündeme getirmiştir: Yükselen bir güç, mevcut hâkim güce yaklaştığında savaş kaçınılmaz hâle gelir mi?

Sorunun kötümser cevabı “Tukidides Tuzağı” kavramıyla verilmeye çalışılır. Fakat tartışmanın akademik kökleri çok daha eskidir. Güç geçişi teorileri, hâkim güç ile yükselen ve mevcut düzenden memnun olmayan bir güç arasındaki kapasite farkının azalmasını savaş açısından riskli görürken; yapısal realizm büyük devletlerin uluslararası sistemde üst bir otoritenin olmadığı karşılıklı güvensizliklerin sürdüğü anarşik bir ortamda güvenliklerini azami ölçüde artırmaya çalışmasının rekabet ürettiğini savunur. Güvenlik ikilemi kavramı, aynı rekabetin tarafların saldırgan amaçlarından değil, birbirlerinin savunma tedbirlerini tehdit olarak algılamalarından kaynaklanabileceğini öne sürer.

ABD–Çin tartışmasının önemi burada ortaya çıkmaktadır. ABD’li uzman Mearsheimer’in (2010) kötümser yaklaşımına göre Çin’in yükselişi ABD’nin Asya’daki stratejik üstünlüğüyle bağdaşmakta zorlanacak ve yoğun güvenlik rekabeti ile önemli bir savaş potansiyeli yaratacaktır. Buna karşılık Çin merkezli akademik tartışmanın önemli isimlerinden Yan Xuetong, uluslararası sistemin iki kutuplu olmasına rağmen, ABD–SSCB Soğuk Savaşı'nın tekrarının mümkün olmadığını; nükleer caydırıcılık ve rekabetin değişen niteliği nedeniyle yeni dünya düzenini, doğrudan savaşın bulunmadığı bir “huzursuz barış” olarak tasvir etmektedir (Mearsheimer, 2010; Yan, 2020).

Dolayısıyla asıl tartışma Çin'in yükselip yükselmediği ve stratejik rekabetin varlığı değildir. Hem Amerikan hem de Çin akademik çevrelerinin önemli bir bölümü, uzun süreli bir stratejik rekabetin oluştuğunu kabul etmektedir. Ayrışma, rekabetin savaşa dönüşmesini sağlayacak mekanizmaların ne kadar güçlü olduğu ve bu mekanizmaların politikalarla kontrol edilebilir olup olmadığı konusunda ortaya çıkmaktadır.

1. Amerikan Akademik Literatürü: Çatışma Kaçınılmaz mı?

Amerikan literatürünü tek bir “Çin görüşüne” indirgemek mümkün değildir. Genel olarak; yapısal çatışmayı öne çıkaranlar, rekabeti ciddi fakat yönetilebilir görenler ve Amerikan stratejisinin sınırlı uyum veya geri çekilme yoluyla savaş riskini azaltması gerektiğini savunanlar şeklinde üç yaklaşım görülmektedir.  

2.1. Kötümser yaklaşım: Çin barışçıl biçimde yükselebilir mi?

Bu grubun en belirgin temsilcisi John Mearsheimer'dir. Ofansif realizme göre büyük güçler diğer devletlerin gelecekteki niyetlerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamaz. Dolayısıyla hayatta kalmalarının en güvenli yolu göreli güçlerini büyütmek ve mümkün olduğunda kendi bölgelerinde hegemon olmaktır. Mearsheimer Çin'in ekonomik büyümesini sürdürmesi halinde Pekin'in Asya'da ABD'yi bölgeden uzaklaştırmaya ve bölgesel hegemon olmaya çalışacağını; ABD'nin ise kendi küresel konumunu korumak amacıyla Çin'i dengeleyeceğini öngörür. Sonuç, otomatik bir savaş olmamakla birlikte yoğun ve tehlikeli bir güvenlik rekabetidir. Bu değerlendirme, Çin'in yükselişinin ABD'nin Asya'daki stratejik üstünlüğünü dönüştüreceğini ve savaş potansiyelini artıracağını açıkça savunmaktadır.

Aaron Friedberg'in (2005) yaklaşımı daha koşulludur, ancak benzer biçimde karamsar bir temele dayanır. Friedberg, ABD–Çin ilişkilerinin geleceğinde güç dengesi, rejim farklılıkları, milliyetçilik ve stratejik güvensizliğin birlikte rekabet üretme kapasitesine dikkat çeker; burada temel sorunun, Çin'in belirli bir anda saldırgan olup olmamasından çok, Washington'ın çok daha güçlü bir Çin'in gelecekte nasıl davranacağını bilememesi olduğunu belirtir.

Bu nedenle kötümser Amerikan yaklaşımında caydırıcılığın merkezinde güç dengesi vardır: ileri konuşlandırılmış ABD kuvvetleri, Japonya ve diğer müttefiklerle ilişkiler ve Çin'in hızlı askerî başarı elde etmesini engelleyecek kapasite savaşın önlenmesinin temel araçlarıdır. Ancak burada bir paradoks (güvenlik ikilemi) ortaya çıkar. Çin'i caydırmak amacıyla güçlendirilen Amerikan askerî varlığı, Pekin tarafından çevreleme olarak okunursa, caydırıcılığı artıran politika aynı zamanda sert rekabetin nedenlerinden biri hâline gelebilir.

2.2. Güvenlik ikilemi yaklaşımı: Taraflar istemeden mi savaşa yaklaşıyor?

Amerikan literatüründeki ikinci yaklaşım tam olarak bu paradoksa odaklanır. Güvenlik ikilemi perspektifinden bakınca sorun, ABD'nin veya Çin'in mutlaka saldırgan bir büyük stratejiye sahip olması değildir. Problem, her iki tarafın da kendi güvenliğini artırmak amacıyla aldığı tedbirlerin diğer tarafın güvenliğini azaltmasıdır.

Örneğin, Çin'in uzun menzilli füzeleri, denizaltıları ve nükleer kapasitesini geliştirmesi, Pekin açısından Amerikan askerî üstünlüğüne karşı güvenilir bir caydırıcılık sağlayabilir. Washington açısından ise aynı sistemler ABD'nin bölgedeki üslerini ve müttefiklerini tehdit ederek Çin'in zor kullanma kapasitesini artırmaktadır. ABD buna füze savunması, uzun menzilli hassas vuruş, uzay ve deniz kabiliyetleriyle karşılık verdiğinde, Pekin kendi ikinci vuruş kapasitesinin tehlikeye girdiğini düşünebilir.

Hiim, Fravel ve Trøan (2023), Çin'in değişen nükleer duruşunu Çin kaynakları üzerinden inceleyerek ABD ile Çin arasında tam da bu tür iç içe geçmiş nükleer-konvansiyonel güvenlik ikileminin oluşmakta olduğunu göstermektedir.

Benzer şekilde, güvenlik ikilemi araştırmaları Washington'ın Asya'da istikrarı koruyucu olarak gördüğü bazı politikaların Pekin tarafından saldırgan veya çevreleyici algılanabildiğine işaret etmektedir. Böyle bir durumda savaş ihtimali, taraflardan birinin bilinçli saldırganlığından çok karşılıklı eylem–tepki spiralinden kaynaklanır (Lift & Ikenberry, 2014). Bu perspektif daha iyimserdir; çünkü güvenlik ikilemi yönetilebilir bir mekanizmadır. Şeffaflık, kriz iletişimi, kuvvet yapılarının düzenlenmesi ve karşılıklı kırmızı çizgilerin daha iyi anlaşılması rekabetin askerî boyutunu azaltabilir.

2.3. Uyum ve Paylaşım: Statükonun bir kısmı değişmeli mi?

Amerikan literatürünün üçüncü kolu Washington'ın mevcut Asya statükosunun bütün unsurlarını korumaya çalışmasının bizzat savaş riskini artırabileceğini savunur.

Bu kapsamda Charles Glaser'in (2015) temel sorusu budur. Güç dengesi Çin lehine değişirken, ABD'nin tüm mevcut taahhütlerini aynı şekilde sürdürmeye çalışması mı, yoksa Çin'in yükselen gücünü yansıtan sınırlı jeopolitik tavizler vermesi mi daha güvenlidir?

Glaser Tayvan konusunu dâhil eden kapsamlı bir ABD–Çin uzlaşması önermektedir. Glaser’e göre güç dağılımı değişirken bölgedeki statünün hiç değişmemesi hâkim güç ile yükselen güç arasındaki uyuşmazlığı büyütebilir.

Christopher Layne (2020), ABD–Çin Soğuk Savaşı'nın sıcak savaşa dönüşebileceğini kabul etmekte; fakat çözümü Çin'i sürekli çevrelemekte değil, Asya'daki değişen güç dağılımına uyum sağlamakta görmektedir. Layne, özellikle 1914 öncesindeki İngiliz–Alman rekabetiyle karşılaştırma yaparak, statü taleplerinin karşılanmamasının tehlikelerine dikkat çeker.

Bu nedenle Amerikan akademik tartışmasının gerçek ayrılığı, “Çin tehdit midir, değil midir?” sorusundan ziyade, savaşın önlenmesi için daha fazla caydırıcılık mı, yoksa daha fazla stratejik uyum mu gerekir? şeklindedir.

3. Çin Akademik Literatürü: Rekabet Kaçınılmaz, Savaş Değil

Çin akademik tartışmasında da tek bir görüş bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu çalışmada incelenen kaynakların önemli bir bölümünde dikkat çekici bir ortak nokta vardır. ABD–Çin stratejik rekabeti uzun vadeli veya kaçınılmaz kabul edilirken sıcak savaş genellikle kaçınılmaz görülmemektedir.

Fudan Üniversitesi'nden Minghao Zhao'nun Çinli akademisyen ve politika çevrelerine ilişkin incelemesi bunu açıkça göstermektedir. Zhao'ya göre Çinli gözlemcilerin çoğu Çin'in ABD ile güç farkını azaltması ve Washington'ın küresel üstünlüğünü koruma çabası nedeniyle stratejik rekabeti kaçınılmaz görmektedir. Ekonomik, teknolojik, askerî ve prestij rekabetinin artması beklenmektedir. Bununla birlikte, Zhao'nun incelediği Çinli analistler ilişkinin geleceği konusunda bütünüyle kötümser değildir ve rekabetin yönetilmesiyle yeni bir dengenin kurulabileceğini savunmaktadır (Zhao, 2019).

3.1. Yan Xuetong: “Huzursuz barış”

Tsinghua Üniversitesi'nden Yan Xuetong bu yaklaşımın en etkili temsilcilerindendir. Yan (2020), ABD–Çin ilişkisinin iki kutuplu rekabete dönüştüğünü kabul eder. Ancak yeni iki kutupluluğu ABD–SSCB Soğuk Savaşı'yla özdeşleştirmez. Yan'a göre en önemli farklardan biri ideolojinin artık büyük güç rekabetinin temel faktörü olmamasıdır. ABD ile Çin arasındaki mücadelede teknoloji, özellikle dijital üstünlük, siber yetenekler ve ekonomik-teknolojik rekabet daha merkezîdir. Bunun yanında, nükleer silahlar iki büyük gücün doğrudan savaş yoluyla birbirini yok etmeye çalışmasını sınırlandırmaktadır.

Bu nedenle Yan'ın beklediği düzen ne barışçıl bir ortaklık ne de sıcak savaştır; uzun süreli bir “uneasy peace”, yani “huzursuz barışt”ır. Bu düzende teknoloji ayrışması, siber operasyonlar, siyasi rekabet ve anlaşmazlıklar artabilir; ancak doğrudan ABD–Çin savaşı temel senaryo değildir (Yan, 2020).

3.2. “Tukidides Tuzağı”na Çin'in Bakışı

Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nden Yang Yuan(2018), “Tukidides Tuzağı”nın modern dönemde yükselen ve hâkim güç arasındaki savaş riskini abarttığını savunur. Ona göre, ABD ile Çin'in yalnızca klasik güç geçişi mantığıyla incelenmesi, iki tarafın rekabetini farklı bir ilişki modelinde yönetme ihtimalini gözden kaçırmaktadır.

Xiaolin Duan'ın (2025) daha güncel çalışması aynı determinist yorumu ampirik ve teorik açıdan sorgulamaktadır. Duan, güç geçişinin savaşı kaçınılmaz kılmadığını; yükselen ve hâkim devletin farklı aşamalarda çatışmadan kaçınmak için güçlü nedenlere sahip olabileceğini göstermeye çalışmaktadır.

Bu noktada şunu belirtmek gerekir. Çin'in yükselişinin savaş yaratacağı varsayımı üzerine kurulan politikalar, yükselişi yönetmek yerine aşırı çevrelemeye yol açarsa, kaçınılabilir olduğu varsayılan savaşı kendi kendini gerçekleştiren bir hâle dönüştürebilir.

3.3. Yeni Soğuk Savaş analojisine temkinli yaklaşım

Çin literatüründe ikinci belirgin eğilim, ABD–Çin ilişkisinin ABD–SSCB Soğuk Savaşı'nın bir biçimi olarak tanımlanmasına yönelik temkinli yaklaşımdır.  

Çin merkezli tartışmada teknoloji, ekonomik karşılıklı bağımlılık ve mevcut uluslararası sistem içerisindeki yoğun etkileşim, klasik Soğuk Savaş'ın iki ayrı ekonomik ve ideolojik bloğundan farklı görülmektedir. Bir çalışma mevcut ilişkiyi “yeni Soğuk Savaş” yerine “porous curtain” — “demir perde” yerine “geçirgen perde” olarak kavramsallaştırmakta; rekabetin ciddi olmasına rağmen ekonomik ve kurumsal bağlantıların tam ayrışmayı engellediğini savunmaktadır (Zhang & Xu, 2021).

Tsinghua Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü ile bağlantılı Chinese Journal of International Politics'in güncel okuyucu seçkilerinin de aynı tartışma çeşitliliğini özellikle güç geçişi, yeni Soğuk Savaş, stratejik rekabet ve savaştan kaçınma başlıkları altında düzenlemesi dikkat çekicidir (Xuefeng vd., t.y.).

2026 tarihli özel sayıdaki çalışmalar da barışçıl değişimin hâlâ mümkün olduğunu savunmaktadır. Kai He ve arkadaşları (He, vd., 2026) yoğun krizleri ve Tayvan üzerinde bölgesel savaş olasılığını dışlamamakla birlikte, uluslararası düzen geçişinin büyük ABD–Çin savaşı üzerinden gerçekleşmesinin tek veya en olası senaryo olmadığını belirtmektedir.

4. İki Literatür Nerede Ayrışıyor?

İlk önemli farklılık rekabetin nedenine ilişkin anlatıdır. Amerikan kötümser literatürü daha çok Çin'in artan kapasitesi, askerî modernizasyonu ve Asya'daki statükoyu değiştirme potansiyeli üzerinde durmaktadır. Çin literatüründe ise aynı süreç sıklıkla ABD'nin hegemonik üstünlüğünü koruma ve yükselen Çin'i sınırlama çabasıyla açıklanmaktadır. Başka bir ifadeyle, iki tarafın akademik anlatılarında bile güvenlik ikileminin temel özelliği görülür. Washington kendi politikasını düzeni savunma olarak görürken, Pekin bunu çevreleme olarak okuyabilir. Pekin kendi politikasını meşru güç ve statü artışı olarak görürken Washington bunu revizyonizm olarak değerlendirebilir.

İkinci farklılık stratejik tavizin rolüdür. Amerikan literatürünün önemli bir kesimi, müttefikliklerin ve ileri askerî varlığın caydırıcılık için gerekli olduğunu savunurken, Çinli araştırmacılar daha sıklıkla ABD'nin, Çin'in yükselişini ve belirli statü taleplerini kabul etmesini istikrarın koşullarından biri olarak görmektedir.

Üçüncü ayrılık ideolojinin ağırlığıdır. Bazı Amerikan yorumlarında Çin Komünist Partisi'nin otoriter niteliği rekabetin kaynaklarından biri olarak değerlendirilirken, Yan gibi Çinli realistler ideolojinin Soğuk Savaş dönemine kıyasla ikincil kaldığını savunmaktadır (Yan, 2020).

5. Nerede Birleşiyorlar? Tayvan ve Yanlış Hesaplama

İki literatür arasındaki en önemli ortak nokta, doğrudan savaşın teorik olarak önlenebilir olmasına rağmen, Tayvan çevresindeki bir krizin son derece tehlikeli olduğu değerlendirmesidir.

Tayvan güç geçişi, milliyetçilik, ittifak güvenilirliği, askerî caydırıcılık ve siyasi meşruiyeti aynı noktada birleştirmektedir. Bu nedenle genel ABD–Çin rekabetinden daha farklıdır. Tayvan krizinde tarafların savaş istememesi yeterli olmayabilir. Pekin ABD'nin Tayvan'ı kalıcı olarak Çin'den koparmaya çalıştığına inanırsa; Washington ise Çin'in zor kullanmak üzere olduğuna kanaat getirirse, her iki taraf da beklemenin maliyetinin artacağı sonucuna ulaşabilir.

Bu ortamda yanlış hesaplama kritik hale gelir. Amerikan literatüründe Abraham Goldstein (2013), uzun süredir kriz istikrarsızlığını ABD–Çin ilişkilerindeki en ciddi tehlikelerden biri olarak değerlendirmektedir. Çin'in geçmiş kriz davranışlarına ilişkin yakın tarihli ampirik çalışmalar da bürokratik bilgi akışındaki sorunların bazı krizlerde yanlış hesaplamayı artırabileceğini göstermektedir.

Yeni askerî teknolojiler bu sorunu daha da büyütebilir. Konvansiyonel hassas vuruş, siber saldırı, karşı-uzay sistemleri ve nükleer komuta-kontrol altyapıları arasındaki bağlantılar, bir tarafın sınırlı bir operasyon olarak gördüğü eylemin diğer tarafça stratejik ilk saldırı hazırlığı olarak yorumlanmasına yol açabilir. Çin'in nükleer ve konvansiyonel sistemleri arasındaki giderek artan etkileşim, ABD–Çin güvenlik ikileminin bu nedenle yalnızca niceliksel silahlanmadan daha karmaşık hale geldiğini göstermektedir (Hiim, vd., 2023).

Dolayısıyla iki akademik çevrenin en güçlü ortak uyarısı şöyle formüle edilebilir:

ABD–Çin savaşı büyük olasılıkla taraflardan birinin bilinçli biçimde genel bir savaşı istemesinden değil, sınırlı bir Tayvan krizinde rakibin niyetini yanlış değerlendirmesi ve geri çekilmenin maliyetinin savaştan daha yüksek olduğuna inanması sonucunda ortaya çıkacaktır.

6. Karşılaştırmalı Görünüm

Soru

Amerikan akademik literatüründe

Çin akademik literatüründe

Rekabet kalıcı mı?

Büyük ölçüde evet

Büyük ölçüde evet

Savaş kaçınılmaz mı?

Belirgin görüş ayrılığı

Genel eğilim: hayır

Rekabetin temel nedeni

Çin'in yükselişi ve bölgesel güç dengesi

Çin'in yükselişi ve ABD'nin üstünlüğünü koruma çabası

İdeoloji

Bazı yaklaşımlarda önemli

Genellikle Soğuk Savaş'a göre ikincil

Nükleer caydırıcılık

Genel savaşı sınırlar fakat tırmanma riski yaratır

Doğrudan savaşı güçlü biçimde sınırlar

Ekonomik bağımlılık

Savaşı kesin olarak önlemez

Rekabeti sınırlayan ancak gittikçe zayıflayan unsur

En tehlikeli kriz

Tayvan

Tayvan

Temel risk mekanizması

Güç geçişi, güvenlik ikilemi, caydırıcılık başarısızlığı

Çevreleme algısı, güç geçişinin kötü yönetilmesi, yanlış hesaplama

Politika tartışması

Caydırıcılık-kapsama/temkinlilik

Rekabeti yönetmek, yeni Soğuk Savaş'tan kaçınmak

 

Sonuç: Savaş Kaçınılmaz Değil; Fakat Beklentiler Savaşı Üretebilir

Amerikan ve Çin akademik literatürünün karşılaştırılması iki önemli sonuç ortaya koymaktadır.

Birincisi, iki ülkede de ABD–Çin savaşının kaçınılmaz olduğuna ilişkin akademik bir uzlaşı yoktur. Amerikan çevrelerinde Mearsheimer gibi yapısal realistler, yoğun güvenlik rekabetini Çin'in yükselişinin doğal sonucu olarak görürken; Glaser, Layne ve güvenlik ikilemi literatürü, farklı ölçülerde stratejik uyum, kriz yönetimi ve karşılıklı güvensizliğin azaltılması yoluyla savaşın önlenebileceğini savunmaktadır. Çinli araştırmacılarda ise stratejik rekabetin uzun süreli olacağı daha geniş biçimde kabul edilmekte; ancak rekabet ile sıcak savaş birbirinden açıkça ayrılmaktadır. Yan'ın “huzursuz barış”ı, Yang'ın Tukidides Tuzağı eleştirisi, Zhao'nun yönetilebilir rekabet yaklaşımı ve Duan'ın güç geçişinin determinist yorumuna itirazı bu eğilimin farklı biçimleridir.

İkincisi, iki literatür birbirinden farklı nedenlerle de olsa savaşın meydana gelmesi halinde bunun en muhtemel yolunun Tayvan merkezli bir kriz ve tırmanma süreci olduğuna yaklaşmaktadır. Güç geçişinin kendisi bir savaş nedeni değildir. Asıl tehlike güç geçişinin güvenlik ikilemiyle, güvenlik ikileminin askerî hazırlıklarla, askerî hazırlıkların ise yanlış algılama ve kriz kararlarıyla birleşmesidir.

Bu nedenle ABD–Çin ilişkilerinin kritik eşiği, Çin'in ABD'yi ekonomik olarak geçip geçmemesinden daha karmaşıktır. Daha tehlikeli göstergeler; tarafların zamanın kendi aleyhlerine işlediğine inanmaları, karşı tarafın niyetlerini giderek değişmez biçimde saldırgan kabul etmeleri, askerî caydırıcılığın ancak daha fazla risk alınarak sağlanabileceği düşüncesinin yaygınlaşması ve Tayvan'daki statükonun artık sürdürülemez olduğuna ilişkin karşılıklı kanaatin oluşmasıdır.

Burada savaşın psikolojik boyutu yapısal boyut kadar önem kazanmaktadır. Washington, Çin'in nihayetinde Amerikan düzenini yıkmaya kararlı olduğuna; Pekin ise ABD'nin Çin'in yükselişini her koşulda engellemeye çalışacağına kesin biçimde inanırsa, her yeni tedbir bu varsayımın bir kanıtı olarak okunacaktır. Böylece başlangıçta yanlış olabilecek iki varsayım karşılıklı politikalar yoluyla zaman içinde doğru hale gelebilir.

Dolayısıyla ABD–Çin savaşının en önemli riski, bir “Tukidides yasası” değil; Tukidides Tuzağı'na inanmanın kendisinin ürettiği güvenlik politikalarının savaşı giderek daha olası hale getirmesidir.

Kaynakça

Duan, X. (2025). Challenging popular narratives: The course of power transition and Sino–US relations. The Chinese Journal of International Politics, 18(2), 173–195. https://doi.org/10.1093/cjip/poaf002

Friedberg, A. L. (2005). The future of U.S.-China relations: Is conflict inevitable? International Security, 30(2), 7–45. https://doi.org/10.1162/016228805775124589

Glaser, C. L. (2015). A U.S.-China grand bargain? The hard choice between military competition and accommodation. International Security, 39(4), 49–90. https://doi.org/10.1162/ISEC_a_00199

Goldstein, A. (2013). First things first: The pressing danger of crisis instability in U.S.-China relations. International Security, 37(4), 49–89. https://doi.org/10.1162/isec_a_00443

He, K., Wivel, A., Kornprobst, M., & Paul, T. V. (2026). Understanding change in times of crises: US–China competition and the prospects for peaceful change. The Chinese Journal of International Politics, 19(2), 100–118. https://doi.org/10.1093/cjip/poaf022

Hiim, H. S., Fravel, M. T., & Trøan, M. L. (2023). The dynamics of an entangled security dilemma: China's changing nuclear posture. International Security, 47(4), 147–187. https://doi.org/10.1162/isec_a_00457

Layne, C. (2020). Preventing the China-U.S. Cold War from turning hot. The Chinese Journal of International Politics, 13(3), 343–385.  https://doi.org/10.1093/cjip/poaa012

Liff, A.P.& Ikenberry, G.C. (2014). Racing toward Tragedy?: China's Rise, Military Competition in the Asia Pacific, and the Security Dilemma. International Security, 39 (2), 52–91. https://doi.org/10.1162/ISEC_a_00176

Mearsheimer, J. J. (2010). The gathering storm: China's challenge to US power in Asia. The Chinese Journal of International Politics, 3(4), 381–396. https://doi.org/10.1093/cjip/poq016

Xuefeng, S., Fravel, M.F. and Feng, L. (t.y). IR Theory and the Future of China-US Competition: A CJIP Reader, Oxford Academic, https://academic.oup.com/cjip/pages/ir-theory-and-the-future-of-china-us-competition?

Yan, X. (2020). Bipolar rivalry in the early digital age. The Chinese Journal of International Politics, 13(3), 313–341. https://doi.org/10.1093/cjip/poaa007

Yang, Y. (2018). Escape both the ‘Thucydides Trap’ and the ‘Churchill Trap’: Finding a third type of great power relations under the bipolar system. The Chinese Journal of International Politics, 11(2), 193–235. https://doi.org/10.1093/cjip/poy002

Zhang, J. & Xu, J. (2021). China–US Strategic Competition and the Descent of a Porous Curtain, The Chinese Journal of International Politics, 14(3): 321–352, https://doi.org/10.1093/cjip/poab008

Zhao, M. (2019). Is a new Cold War inevitable? Chinese perspectives on US–China strategic competition. The Chinese Journal of International Politics, 12(3), 371–394. https://doi.org/10.1093/cjip/poz010

 

Oktay BİNGÖL

bottom of page