top of page

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların Yönetişim Krizi:
OECD İlkeleri Işığında Zafiyetler, Küresel Kriz Örnekleri ve Yapısal Tedbirler

1 Ekim 2026

Bu çalışma,  "düzenleyici devlet" modelinin ana aktörlerinden olan bağımsız idari otoritelerin yönetişim ve denetim mimarisindeki sorunlarını incelemektedir. OECD’nin "Düzenleyici Kurumların Yönetişimi İçin İyi Uygulama İlkeleri" ekseninde; kurumsal özerklik ile kamusal hesap verebilirlik arasındaki dengenin küresel düzeyde nasıl aşındığı tartışılmaktadır. 2008 Küresel Finansal Krizi ve Dot-Com skandalları gibi tarihsel kırılmalar üzerinden "düzenleyici körlük" ve "düzenleyici esaret" kavramları analiz edilmektedir. Çalışma, parlamenter atama güvencesi, liyakat, yapay zekâ destekli proaktif gözetim  altyapısı, zorunlu Düzenleyici Etki Analizi süreçleri ve yüksek denetim organlarının performans odaklı denetim modellerini içeren makro düzeyde yapısal reform önerileri sunmaktadır.

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların Yönetişim Krizi: OECD İlkeleri Işığında Zafiyetler, Küresel Kriz Örnekleri ve Yapısal Tedbirler Denetleyicileri kim denetleyecektir?

Hazırlayan: İstanbul Strateji

Giriş

Liberal ekonomi-politik sistemlerde devletin rolü, piyasalarda doğrudan üretim yapmaktan ziyade oyunun kurallarını koyan ve adil rekabeti gözeten bir "düzenleyici devlet" modeline evrilmiştir. Bu modelin kurumsal taşıyıcıları, geniş idari ve mali özerklikle donatılmış bağımsız düzenleyici kurullardır (üst kurullar). Finans, enerji, telekomünikasyon vb. teknik uzmanlık gerektiren sektörleri siyasi dalgalanmalardan ve kısa vadeli popülist müdahalelerden korumak amacıyla bu kurumlara geniş bir serbestlik tanınmıştır. Ancak bu özerklik alanı bir paradoksu beraberinde getirmektedir: Denetleyicileri kim denetleyecektir?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), bağımsız düzenleyici kurumların performansını, tarafsızlığını, şeffaflığını ve toplumsal meşruiyetini güvence altına almak amacıyla kapsamlı yönetişim ilkeleri geliştirmiştir. OECD’nin "Düzenleyici Kurumların Yönetişimi İçin İyi Uygulama İlkeleri" uyarınca; kurumsal özerklik ile kamusal hesap verebilirlik arasında hassas bir denge kurulması, düzenlemelerin piyasaya etkilerinin bilimsel metotlarla ölçülmesi ve kararların şeffaf şekilde gerekçelendirilmesi gerekmektedir.

Buna karşın, küresel düzeyde birçok ülkede düzenleyici kurumların mimarisi; kurumsal bağımsızlığın aşınması, siyasi otoritenin hiyerarşik müdahalelerine açık hale gelme, liyakate dayanmayan atamalar, himayeci-kayırmacı ilişkilerin varlığı, kurumsal kapasite yetersizliği ve katılımcı yönetim mekanizmalarının işletilememesi gibi yapısal zafiyetlerle iç içedir. Nitekim küresel finans tarihinde yaşanan büyük krizler, düzenleyici otoritelerin proaktif kapasitesindeki yetersizlikleri ve kriz sonrası müdahale refleksinin yarattığı piyasa sarsıntılarını gözler önüne sermiştir. Bu çalışma; OECD iyi uygulama standartları temelinde düzenleyici kurulların yönetim sorunlarının bir bölümünü incelemekte, küresel finansal kriz örnekleri üzerinden denetim açıklarını örneklendirmekte ve kurumsal kapasitenin artırılmasına yönelik makro düzeyde çözüm önerileri sunmaktadır.

1. Düzenleyici Kurum Kavramı, Tarihsel Gelişim ve İşlevler

Bağımsız idari otoriteler veya üst kurullar olarak adlandırılan düzenleyici kurumlar, yasama ve yürütme organlarının doğrudan hiyerarşik denetimi dışında kalan, idari ve mali özerkliğe sahip, teknik uzmanlık gerektiren sektörleri kural koyma ve denetleme yetkisiyle yöneten kamusal yapılardır. Bu kurumlar, geleneksel bakanlık yapılarından farklı olarak hem kural koyucu (yarı-yasama), hem kuralları uygulayıcı (yürütme) hem de uyuşmazlıkları çözücü (yarı-yargı) yetkilerini bünyesinde barındıran hibrit organizasyonlardır.

Düzenleyici kurumların tarihsel kökeni 19. yüzyılın sonlarında Amerika Birleşik Devletleri’ne dayanmaktadır. Demiryolu taşımacılığındaki tekelci eğilimleri ve adil olmayan fiyatlandırmaları engellemek amacıyla 1887 yılında kurulan Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu (Interstate Commerce Commission - ICC), modern anlamda ilk bağımsız düzenleyici kurum olarak kabul edilir. 1930'lardaki Büyük Buhran döneminde finans piyasalarını denetlemek amacıyla kurulan Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (Securities and Exchange Commission - SEC) ile bu model kalıcı hale gelmiştir.

Küresel ölçekte bu kurumların yaygınlaşması ise 1970 sonrası neoliberal dönüşüm ve "Düzenleyici Devlet" modeline geçişle hız kazanmıştır. Bu kurumların ortaya çıkış nedenleri dört temel faktörle açıklanır:

  • Teknik Uzmanlık İhtiyacı: Finans, telekomünikasyon, nükleer enerji gibi alanların klasik bürokratik yapıyla yönetilemeyecek kadar karmaşık hale gelmesi.

  • Siyasi Güvenilirlik Arayışı: Siyasi iktidarların seçim yatırımları veya popülist kaygılar nedeniyle piyasa kurallarını sık sık değiştirmesini önlemek; uzun vadeli, öngörülebilir bir hukuki zemin yaratarak yerli ve yabancı yatırımcılara güven vermek.

  • Özelleştirmeler ve Kamu Tekellerinin Dağıtılması: Eskiden devlet eliyle yürütülen enerji, telekomünikasyon gibi sektörlerin özelleştirilmesi sonrasında, yeni giren aktörlerin korunması ve adil rekabetin sağlanması amacıyla tarafsız bir "hakem" ihtiyacının doğması.

  • Piyasa Başarısızlıklarının Önlenmesi: Bilgilerin şeffaflıkla paylaşımının sağlanması, şirketlerin topluma yansıttığı maliyet veya zararların önlenmesi ve tekelci eğilimler gibi serbest piyasanın kendi kendine çözemediği yapısal sorunlara kamusal müdahale gereksinimi.

Düzenleyici kurumlar, faaliyet alanlarına ve korudukları kamusal çıkarlara göre literatürde temel olarak iki büyük kategoriye ayrılır:

  • Ekonomik Düzenleyiciler: Piyasaya giriş-çıkış şartlarını, fiyatlandırma mekanizmalarını ve adil rekabet koşullarını belirleyen kurumlardır. Temel amaç, pazar gücünün kötüye kullanılmasını engellemek ve verimliliği artırmaktır. Türkiye’de; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Rekabet Kurumu (RK), Kamu İhale Kurumu (KİK) ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) ekonomik düzenleyicilerdir.

  • Sosyal Düzenleyiciler: Doğrudan ekonomik fiyatlarla değil; çevre sağlığı, iş güvenliği, tüketici hakları ve toplumsal değerlerin korunması gibi alanlarla ilgilenen kurumlardır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK), Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) ve Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu (BEDK) sosyal düzenleyicilerdir.

Bir düzenleyici kurumun operasyonel yetkileri, geleneksel kuvvetler ayrılığı ilkesinin tek bir çatıda birleştirildiği bir örnektir. Bu işlevler şunlardır:

  • Kural Koyma: Kanunların çizdiği çerçeve dahilinde yönetmelik, tebliğ ve ilke kararları yayımlayarak sektörün teknik standartlarını belirlemek.

  • Gözetim ve İzleme: Sektör aktörlerinin lisanslama süreçlerini yürütmek, veri toplamak, yerinde ve uzaktan denetimlerle kurallara uyumu izlemek.

  • Yaptırım ve Cezalandırma: Kurallara aykırı hareket eden aktörlere idari para cezası vermek, faaliyet durdurma veya lisans iptali gibi yaptırımlar uygulamak, aktörler arasındaki uyuşmazlıklarda hakemlik yapmak.

2. Kavramsal Çerçeve ve OECD Standartları

Literatürde, bağımsız düzenleyici kurumların işleyişi ve denetimi üç temel teorik zemin üzerinde açıklanmaktadır.

  • Temsilci (Asil-Vekil) Teorisi (Agency Theory): Halk (asil), egemenlik yetkisini parlamentoya ve hükümete; onlar da bu yetkiyi, uzmanlık gerektiren alanlarda düzenleme yapmaları amacıyla bağımsız kurullara (ikincil vekil) devreder. Bu zincirleme yetki devri, ikincil vekillerin kamu yararından saparak kendi kişisel ve kurumsal çıkarlarını önceliklendirmesi, manipülasyon ve yolsuzluk dahil kural ve etik dışı davranmaları ya da siyasi otoritenin güdümüne girmeleri riskiyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla bu kurumların etkili denetimi, hükümet ve parlamentonun halka karşı sorumluluğunu sağlayan hayati bir denge aracıdır.

  • Düzenleyicinin Yoldan Çıkması: Bir üst kurulun zaman içinde denetlemekle yükümlü olduğu güçlü sermaye gruplarının, tekelci aktörlerin, çıkar gruplarının ya da siyasi grupların etkisi ve kontrolü altına girmesi durumunu ifade eder. OECD, bu riski bertaraf etmenin yolunu, kurumların hem karar alma süreçlerinde bağımsız kılınması hem de kararlarının kamuoyu, yargı ve parlamento tarafından çok boyutlu denetlenmesi olarak belirlemiştir.

  • Yönetişim Döngüsü: Geleneksel bürokratik ceza ve mevzuat uygunluğu denetiminin ötesine geçerek, performans odaklı bir hesap verebilirlik anlayışı gerektirir. OECD’ye göre nitelikli bir düzenleme rejimi; düzenleme öncesinde tüm paydaşların katılımıyla yürütülen Düzenleyici Etki Analizi süreçlerine, kararların açık gerekçelendirilmesine ve yürürlüğe giren kuralların piyasa üzerindeki uzun vadeli sonuçlarını ölçen geriye dönük değerlendirmelere dayanmalıdır.

3. OECD İlkelerine Aykırı Genel Yönetişim ve Denetim Sorunları

Dünya genelinde bağımsız kurulların tasarımlarında ve işleyişlerinde, OECD standartlarıyla çelişen ve piyasa istikrarını riske atan sistematik sorunlar gözlemlenmektedir. Bu yapısal sapmalar beş temel başlık altında toplanabilir:

3.1. İdari ve Siyasal Bağımsızlığın Aşınması

OECD standartları, üst kurul üyelerinin görev sürelerinin güvence altına alınmasını, atamaların liyakat esasına göre ve parlamento onayıyla yapılmasını ve keyfi görevden almaların engellenmesini öngörür. Ancak pek çok ülkede yürütme organları, kararnameler veya ikincil mevzuat değişiklikleriyle kurul başkan ve üyelerinin atanmasını tamamen kendi takdirlerine göre yaparlar. Bu durum, kurulların operasyonel bağımsızlığını zayıflatmakta ve uzun vadeli ekonomik istikrar yerine yürütmenin kısa vadeli popülist hedeflerine uyumlu adımlar atılması riskini doğurmaktadır. Kurumların bakanlıkların hiyerarşik etkisinde kalması özerklik vasıtasıyla tarafsız denetim ilkesini zedelemektedir.

3.2. Kurullarda Ehil Personel Yetersizliği ve Etik Dışı Davranışlar

İdari ve siyasal bağımsızlığın aşınmasının da sonucu olarak düzenleyici kurullara liyakatten yoksun kişilerin atanması bir taraftan performans yetersizliklerine neden olurken, kurullarda çalışırken ayrılıp özel sektörde kurulların denetlediği şirketlerde çalışmaya yönelik ilkelerin uygulanmamasıyla aynı zamanda etik dışı davranışlara da yol açma eğilimi taşır.

3.3. Katılımcı Yönetim ve Şeffaflık Eksikliği

OECD ülkelerinde dahi zaman zaman paydaş katılımı, biçimsel bir işlemin ötesine geçememektedir. Yeni bir tebliğ, yönetmelik veya finansal kural taslağı hazırlanırken aracı kurumların, tüketici derneklerinin, akademinin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri şeffaf platformlar üzerinden organize bir biçimde toplanmamaktadır. Karar alma süreçlerindeki veri setlerinin ve kurul üyelerinin karşı oylarının kamusal erişime kısıtlı olması, "kamuoyu denetimi" mekanizmasını işlevsiz bırakmaktadır.

3.4. Düzenleyici Etki Analizlerinin İşletilmemesi

Mevzuatlarda yer almasına rağmen, düzenleyici kurumların ikincil mevzuat çalışmaları öncesinde maliyet-fayda analizlerini içeren kapsamlı etki raporları hazırlamadığı veya bu raporları yüzeysel tuttuğu görülmektedir. Bir kuralın piyasaya getireceği finansal yükler ya da işlem maliyetleri önceden bilimsel olarak ölçülmediği için, uygulamada öngörülemeyen sistemik yan etkiler ortaya çıkmakta; bu durum kuralların sık sık değiştirilmesine ve yasal öngörülebilirliğin kaybolmasına neden olmaktadır.

3.5. Geriye Dönük Değerlendirme Eksikliği

OECD'nin en çok önem verdiği, yürürlükteki kuralların piyasa dinamiklerine etkisini geriye dönük olarak test eden sistematik denetimler kurumsallaşamamıştır. Kurumlar genellikle yalnızca mevcut kuralları uygulamakta ve ihlallere ceza kesmektedir; ancak uygulanan kuralların ekonomik büyümeye, finansal sağlamlığa veya inovasyona engel olup olmadığı araştırılmamaktadır.

4. Küresel Finansal Kriz Örneklerinde Düzenleyici Kurum Hataları

Düzenleyici ve denetleyici otoritelerin proaktif kapasite eksiklikleri ve reaktif müdahale zafiyetleri, küresel finans tarihinde yıkıcı krizlere zemin hazırlamıştır. Bu zafiyetlerin somutlaştığı iki büyük küresel kriz, önemli dersler barındırmaktadır:

4.1. 2008 Küresel Finansal Krizi ve Düzenleyici Körlük

2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri merkezli başlayan ve tüm dünyayı sarsan küresel finans krizi, düzenleyici kurumların piyasa dinamiklerini okumadaki yetersizliğini ortaya koyan en net örneklerden biridir.

  • Zafiyet Noktası: Finansal kuruluşların geliştirdiği varlığa dayalı menkul kıymetler ve karmaşık türev ürünler düzenleme alanının dışına taşmıştır.

  • Düzenleyici Körlük: Denetleyici kurumlar, finansal inovasyonu engellememek adına gölge bankacılık sistemini denetimsiz bırakmış ve derecelendirme kuruluşlarının risk analizlerini bağımsız olarak test etmemiştir. Kurumların proaktif denetim araçlarına sahip olmaması, risklerin sistemik boyutlara ulaşarak küresel finansal sistemin çöküşüne yol açmasına neden olmuştur.

4.2. Dot-Com Balonu ve Muhasebe Skandalları

2000'lerin başında yaşanan Dot-Com krizinin ardından patlak veren skandallar, sermaye piyasası düzenleyicilerinin kurumsal bütünlük ve denetimdeki zafiyetlerini gözler önüne sermiştir.

  • Zafiyet Noktası: Şirketlerin bilanço oyunları ve hileli muhasebe işlemleriyle hayali, kurgusal veya uydurma kârlar göstermesi, düzenleyici otoritelerin gözetim radarına takılmamıştır.

  • Düzenleyici kurumların bağımsız denetim firmaları ile denetlenen şirketler arasındaki organik ve finansal bağları denetlemekte yetersiz kalması, piyasaya olan güveni tamamen yok etmiştir. Kriz sonrası alınan reaktif tedbirlerin gecikmesi, yatırım fonlarının erimesine ve milyonlarca küçük yatırımcının mağdur olmasına yol açmıştır.

5. Alınması Gereken Tedbirler ve Küresel Reform Önerileri

Küresel ölçekte yaşanan krizlerin tekrarlanmasını önlemek ve düzenleyici kurumların denetim altyapısını güçlendirmek amacıyla, OECD ilkeleri doğrultusunda yapısal reform ajandaları hayata geçirilmelidir. Bu kapsamda atılması gereken makro düzeydeki adımlar şu şekildedir:

5.1. Kurumsal Özerkliğin Yeniden Tesis Edilmesi ve Atama Güvencesi

Üst kurulların yürütmenin doğrudan hiyerarşik müdahalesinden arındırılması gereklidir. Kurul üyelerinin atama süreçleri, liyakat kriterleri ve etik kuralları kanunla netleştirilmeli ve parlamentoların ilgili ihtisas komisyonlarının onayına tabi tutulmalıdır. Üyelerin görevden alınma şartları nesnel hukuki kriterlere (görevi kötüye kullanma, ağır suç vb.) bağlanmalı; keyfi görev değişikliklerinin önüne geçilmelidir. Bağımsızlık, kurumlara kriz anlarında siyasi baskı hissetmeden rasyonel ve ölçülü kararlar alma güvencesi sağlayacaktır.

5.2. Proaktif ve Teknoloji Odaklı Gözetim Altyapısı

Sermaye piyasalarındaki ve finansal sektördeki manipülasyonların, hayali işlemlerin ve sistemik risklerin önceden tespit edilebilmesi için düzenleyici kurumlar bünyesinde düzenleyici teknoloji yatırımları artırılmalıdır. Yapay zekâ destekli büyük veri analitiği sayesinde, yatırım fonlarının ve piyasa aktörlerinin senkronize ve piyasa bozucu nitelikteki işlemleri, kriz boyutuna ulaşmadan önce, anlık ve otomatik alarm sistemleriyle tespit edilmelidir. Böylece müdahaleler, tüm piyasayı kilitleyen sert, reaktif kararlar yerine nokta atışı proaktif tedbirlerle gerçekleştirilebilecektir.

5.3. Zorunlu Düzenleyici Etki Analizi Mekanizması

Bağımsız idari otoritelerin yapacağı tüm ikincil düzenlemeler (tebliğ, yönetmelik, ilke kararları) öncesinde düzenleyici etki analizi yapılması yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Alınacak kararların piyasa likiditesine, işlem maliyetlerine ve yatırımcılara getireceği yükler, kural yürürlüğe girmeden önce bilimsel ve şeffaf bir şekilde raporlanmalıdır. Bu sayede öngörülebilirlik artırılacak ve piyasaya ani likidite şokları yaşatılmasının önüne geçilecektir.

5.4. Dijital Paydaş İstişare Platformlarının Kurulması

OECD standartlarına tam uyum sağlamak için, tüm üst kurulların ortak kullanacağı şeffaf düzenleyici istişare portalları kurulmalıdır. Hazırlanan mevzuat taslakları bu portallarda belirli bir süre askıda kalmalı; piyasa aktörleri, portföy yönetim şirketleri, yatırımcılar ve akademik çevreler görüşlerini sunabilmelidir. Kurumlar, nihai düzenlemeyi yayımlarken bu görüşlere neden katıldıklarını veya katılmadıklarını gösteren gerekçeli bir "Geri Bildirim Raporu" sunmakla yükümlü kılınmalıdır.

5.5. Yüksek Denetim Organlarının Yetki Alanının "Performans Denetimi"ne Genişletilmesi

Ülke parlamentoları adına denetim yapan yüksek denetim organlarının (Sayıştaylar vb.) yetki alanı, yalnızca mali uygunluk denetimiyle sınırlı kalmamalıdır. Bu kurumlar bünyesinde kurulacak ihtisas birimleri aracılığıyla, düzenleyici kurumların "performans ve etki denetimi" yapılmalıdır. Kurumun piyasadaki rekabeti koruma, finansal istikrarı sağlama ve yatırımcı mağduriyetlerini önlemedeki kurumsal etkinliği, somut performans göstergeleri üzerinden ölçülmeli ve bu raporlar parlamentolarda özel oturumlarda görüşülmelidir.

5.6. Kurumsal Bütünlük ve Görevden Ayrılan Üst Kurul Çalışanlarının Özel Sektörle İlişkileri

Düzenleyicinin yoldan çıkma riskini azaltmak için, üst kurullarda görev yapan uzmanların, daire başkanlarının ve kurul üyelerinin görevlerinden ayrıldıktan sonra denetledikleri özel sektör kuruluşlarında çalışmalarına yönelik uygulanan sınırlamalar sıkılaştırılmalıdır. Ayrıca, kurul çalışanlarının firmalarla olası çıkar etkileşimleri beyanları dijital ortamda düzenli olarak denetlenmeli ve kurumsal etik kodlar ödün vermeksizin uygulanmalıdır.

Sonuç

Küresel düzeyde düzenleyici ve denetleyici kurumların denetim mimarisi, kurumsal bağımsızlığın zayıflaması, atamalarda siyasi etkilerin artması, etik kurallardan ödün verilmesi ve performans odaklı çağdaş yönetişim araçlarının etkin biçimde işletilememesi nedeniyle yapısal bir krizle karşı karşıyadır. Küresel finans tarihinde yaşanan Dot-Com ve 2008 krizleri, denetleyici kurumların proaktif risk tespiti yapmada geciktiğini, kriz anında ise piyasa dengelerini ve yatırımcı güvenini sarsacak ölçüsüz reaktif kararlara yönelebildiğini açıkça ortaya koymuştur.

Çözüm; üst kurulları yürütmenin hiyerarşik organları haline getirerek siyasallaştırmak veya tamamen serbest bırakarak denetimsiz kılmak değil, OECD’nin de savunduğu "bağımsızlık altında yüksek hesap verebilirlik" modelini kurumsallaştırmaktır. Atama güvencesinin sağlanması, yapay zekâ destekli proaktif denetim altyapısının kurulması, düzenleyici kurulların çalışanlarının uyması gereken etik ilkelerin sıkılaştırılması, yüksek denetim organlarının performans odaklı yapılandırılması ve yasal süreçlerde şeffaflığın artırılması, finansal piyasaların istikrarı için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

 

Kaynakça

Black, J. (2012). Paradoxes and failures: New governance techniques and the financial crisis. Modern Law Review, 75(6), 1037-1063. https://www.jstor.org/stable/23362505

Coffee, J. C. (2002). Understanding Enron: It's about the gatekeepers, stupid. Business Lawyer, 57(4), 1403-1420. https://scholarship.law.columbia.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=3103&context=faculty_scholarship

Croley, S. P. (2008). Regulation and public interests: The possibility of good regulatory government. Princeton University Press. https://www.jstor.org/stable/j.ctt7rsdk

Financial Crisis Inquiry Commission. (2011). The financial crisis inquiry report: Final report of the national commission on the causes of the financial and economic crisis in the United States. Government Printing Office. https://www.govinfo.gov/content/pkg/GPO-FCIC/pdf/GPO-FCIC.pdf

Gilardi, F. (2002). Policy credibility and delegation to independent regulatory agencies: A comparative analysis of franchise countries. Journal of European Public Policy, 9(6), 873-893. http://dx.doi.org/10.1080/1350176022000046409

Laffont, J. J., & Tirole, J. (1991). The politics of government regulation: A theory of regulatory capture. Quarterly Journal of Economics, 106(4), 1089-1127.https://doi.org/10.2307/2937958

OECD. (2014). The governance of regulators: OECD best practice principles for regulatory policy. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/oecd-best-practice-principles-for-regulatory-policy_23116013.html

OECD. (2025). OECD regulatory policy outlook 2025. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/oecd-regulatory-policy-outlook-2025_56b60e39-en.html

Stiglitz, J. E. (2009). Regulation and failure. In D. Moss & J. Cisternino (Eds.), New perspectives on regulation (pp. 11-23). The Tobin Project. https://tobinproject.org/books-papers/new-perspectives-regulation

 

İstanbul Strateji

bottom of page