
Küresel Protesto Dalgası: Ekonomik Eşitsizlikten Siyasal Meşruiyet Krizine
18 Ekim 2026

Küresel Protesto Dalgası: Ekonomik Eşitsizlikten Siyasal Meşruiyet Krizine
Tarihsel Karşılaştırmalar, Yapısal Nedenler ve Olası Gelecek Senaryoları
Hazırlayan: İstanbul Strateji
Giriş: Yerel Protestolardan Küresel Hoşnutsuzluğa
2026 yılı, dünyanın farklı bölgelerinde kitlesel protestoların belirgin biçimde yoğunlaştığı bir dönem olarak öne çıkmaktadır. Fransa, Belçika, Portekiz, İtalya ve Arnavutluk'ta ekonomik koşullar, eğitim politikaları ve kamusal hizmetler üzerinden yükselen gösteriler; ABD'de siyasal kutuplaşma ve yönetim politikalarına yönelik itirazlarla, Hindistan'da seçim süreçleri ve genç işsizliğiyle, Arjantin'de ise kamu harcamalarındaki kesintilere karşı gelişen toplumsal hareketlerle aynı döneme denk gelmektedir.
18 Ekim 2026 itibarıyla, Avrupa’da bazı şehirlerde gösterilerin yağma ve şiddet olaylarına dönüştüğü görülmektedir. Bununla birlikte, protestoların tamamını şiddet içeren hareketler olarak nitelendirmek yanıltıcı olur. Birçok ülkede gösteriler barışçıl biçimde devam ederken, şiddet olayları hareketlerin belirli kesimlerinde veya güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmalar sırasında ortaya çıkmaktadır.
Bu gelişmeler yalnızca 2026 yılına özgü değildir. Carnegie Endowment for International Peace tarafından yapılan değerlendirmeye göre 2025 yılında yetmişten fazla ülkede yeni hükümet karşıtı protestolar kaydedilmiştir. Armed Conflict Location & Event Data (ACLED) verilerine göre 2025 yılında 197 ülke ve bölgede 148 binden fazla gösteri kaydedilmiş, en az 88 ülkede protesto faaliyetleri önceki yıla göre artmıştır. (ACLED, 2026). Protestoların başlıca nedenleri yolsuzluk, siyasal yetkinin kötüye kullanılması ve ekonomik zorluklardır (Lee & Carothers, 2025). Konuyla ilgili 2026 yılı araştırma raporunda ise önceki on iki ayda 68'den fazla ülkede 117'yi aşkın önemli hükümet karşıtı protesto yaşandığı belirtilmektedir (Allianz Commercial, 2026).
Bu rakamlar protestoların dünyada geniş bir coğrafyaya yayıldığını ve uluslararası sistemin ciddi ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Avrupa'da hayat pahalılığı, kamu harcamaları ve savaş politikaları; Asya'da genç işsizliği, yolsuzluk ve siyasal ayrıcalıklar; Afrika'da temel hizmetlerin yetersizliği; Amerika kıtasında ise gelir eşitsizliği, göç politikaları ve demokratik kurumların işleyişi öne çıkmaktadır.
Bu çalışma, söz konusu gelişmeleri üç bağlantılı düzeyde incelemektedir: ekonomik ve siyasal sistemlerin yarattığı yapısal hoşnutsuzluklar, savaşların ve uluslararası güvenlik politikalarının toplumsal maliyetleri, yapay zekâ ve otomasyonun gelecekte ortaya çıkarabileceği yeni bölüşüm sorunları.
Temel araştırma sorusu şudur:
Küresel protestolar, geçici yönetim krizlerinin mi yoksa mevcut ekonomik ve siyasal düzenlerin toplumsal meşruiyet üretme kapasitesinde daha kapsamlı bir aşınmanın mı göstergesidir?
1. Kuramsal Çerçeve: Hoşnutsuzluk Neden ve Nasıl İsyana Dönüşür?
Toplumsal hareketlerin ortaya çıkışını yalnızca yoksullukla açıklamak yetersizdir. Bazı yoksul toplumlar uzun süre “istikrarlı” kalabilirken, ekonomik açıdan gelişmiş toplumlarda geniş çaplı protestolar görülebilmektedir.
Bu farklılığı açıklamak için dört kuramsal yaklaşım birlikte kullanılabilir. Ted Robert Gurr'un (1970) “göreli yoksunluk kuramı”, toplumsal öfkenin, insanların mevcut yaşam koşulları ile ulaşmayı bekledikleri koşullar arasındaki farktan kaynaklanabileceğini ileri sürmektedir. Günümüzde eğitimli gençlerin iş bulamaması, çalışanların konut sahibi olamaması ve orta sınıfların yaşam standartlarını koruyamaması bu çerçevede değerlendirilebilir. Sorun yalnızca yoksulluk değil, beklenen geleceğin gerçekleşmemesidir. Charles Tilly'nin (1978) “kolektif eylem” yaklaşımı ise hoşnutsuzluğun kendiliğinden protestoya dönüşmediğini vurgular. İnsanların örgütlenebilmesi, kaynaklara erişebilmesi ve siyasal değişimin mümkün olduğuna inanması gerekir. Dijital iletişim bu koşulları kolaylaştırsa da kalıcı örgütlenmenin yerini tamamen tutamaz. Jürgen Habermas'ın (1975) “meşruiyet krizi” yaklaşımı, devletlerin ekonomik sistemin yarattığı sorunları yönetmekte zorlandıklarında toplumsal desteklerini kaybedebileceğini açıklamaktadır. Ekonomik kriz, siyasal kurumların adalet ve temsil kapasitesine yönelik güvensizlikle birleştiğinde yönetim krizine dönüşebilir. Karl Polanyi (1944/2001) ise piyasa ilişkilerinin toplumsal yaşam üzerindeki hâkimiyetinin toplumda kendini koruma amaçlı karşı hareketler doğurabileceğini ileri sürmektedir. Kamu hizmetlerinin piyasalaşması, güvencesiz çalışma ve temel ihtiyaçların karşılanmasındaki güçlükler bu açıdan önemlidir.
Bu yaklaşımların birlikte değerlendirilmesi, güncel protestoların yalnızca ekonomik yoksunluklardan değil, beklenti kaybı, adaletsizlik algısı, örgütlenme fırsatları ve siyasal meşruiyetin aşınması arasındaki etkileşimden kaynaklandığını göstermektedir. Ancak bu kuramsal çerçeveden protestoların kaçınılmaz olduğu sonucuna varılamaz. Aynı ekonomik sorunlarla karşılaşan toplumların farklı tepkiler vermesi, siyasal kurumların ve toplumsal örgütlenmelerin yetersizliği ile hükümetlere, kurumlara ve kurallara duyulan güvensizliğin belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.
2. Tarihsel Karşılaştırma: 1968, 2011, 2019 ve 2026
Güncel protestoların özgünlüğünü değerlendirmek için önceki büyük toplumsal hareketlerle karşılaştırılması gerekir. 1968 protestoları, özellikle Batı toplumlarında gençlerin mevcut siyasal ve kültürel düzene karşı çıkışını temsil etmiştir. Vietnam Savaşı, üniversitelerdeki otoriter yapılar, ırkçılık ve geleneksel toplumsal normlar başlıca itiraz konularıydı. Bu hareketler, ekonomik büyümenin güçlü olduğu toplumlarda daha yaygın olarak ortaya çıkmıştı.
2011 Arap Baharı'nda ise işsizlik, yolsuzluk, siyasi baskı ve ekonomik fırsat eşitsizliği birleşerek rejim değişikliği taleplerine yol açmıştır. Tunus ve Mısır'da yönetimler değişirken, Libya ve Suriye'de süreç ağır çatışmalara dönüşmüştür. Bu deneyim, yönetim değişikliğinin demokratikleşmeyi veya istikrarı garanti etmediğini göstermiştir.
2019 protestolarında Şili, Lübnan, Irak, Hong Kong ve diğer ülkelerde başlangıçta belirli ekonomik veya siyasal kararlara yönelik itirazlar, daha geniş bir sistem eleştirisine dönüşmüştür. Ulaşım ücretleri, vergiler ve yolsuzluk iddiaları birikmiş hoşnutsuzlukların görünür hâle gelmesini sağlamıştır.
2025–2026 protestoları bu üç dönemin özelliklerini farklı biçimlerde birleştirmektedir. Gençlik hareketlerinin öncülüğü 1968'i, yolsuzluk ve siyasal ayrıcalıklara tepki 2011'i, küçük tetikleyici olayların büyük protestolara dönüşmesi ise 2019'u hatırlatmaktadır. Bununla birlikte önemli bir farklılık bulunmaktadır. Önceki hareketlerde güçlü ideolojik akımlar, siyasal özgürlük talepleri veya belirgin rejim değişikliği hedefleri daha fazla öne çıkarken, günümüz protestolarında ortak bir alternatif ekonomik ve siyasal model henüz netleşmemiştir.
CIVICUS'un (2026) araştırması, Nepal, Madagaskar, Endonezya ve diğer ülkelerde gençlerin ekonomik fırsat eksikliği ve siyasal elitlerin ayrıcalıklarına karşı benzer talepler geliştirdiğini göstermektedir. Ancak bu benzerlikler, hareketlerin tek bir merkezden yönetildiği veya aynı siyasal hedefi paylaştığı anlamına gelmemektedir.
3. Neoliberal Ekonomi, Servet Yoğunlaşması ve Toplumsal Sözleşmenin Aşınması
Güncel protestoların önemli yapısal nedenlerinden biri, ekonomik büyüme ile geniş toplum kesimlerinin refahı arasındaki ilişkinin zayıflamasıdır. Son kırk yılda birçok ülkede uygulanan neoliberal politikalar, özelleştirme, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, işgücü piyasalarının esnekleştirilmesi ve kamusal hizmetlerde piyasa mekanizmalarının genişletilmesiyle ilişkilendirilmiştir. Bu politikalar bazı alanlarda sermaye açısından verimlilik ve yatırım artışı sağlarken, yeterli sosyal koruma mekanizmalarının bulunmadığı koşullarda gelir güvencesizliğini ve eşitsizlikleri artırabilmiştir.
Ülkeler arasındaki kurumsal farklılıklar nedeniyle neoliberal politikalarla protestolar arasında evrensel ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisi kurmak zor olmakla birlikte, ekonomik büyümenin toplumsal hareketlilik, istihdam güvencesi ve kamusal hizmetlere erişim açısından yeterli sonuçlar üretmediği görülmektedir. Konut fiyatlarının gelirlerden daha hızlı artması, eğitim maliyetlerinin yükselmesi ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, özellikle gençler ve orta sınıf üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır.
Bu süreçte servetin ve refahın yoğunlaşması da önemlidir. Ekonomik büyümeden elde edilen kazançların dar bir kesimde birikmesi ve gelir dağılımı uçurumunun büyümesi, toplumsal eşitsizliğin yalnızca ekonomik değil, siyasal bir sorun olarak da algılanmasına yol açmaktadır. Sermaye sahiplerinin ve iktidarlara yakın rant kollayıcıların siyasal karar alma süreçleri üzerindeki etkisi arttıkça, vatandaşlar demokratik temsil mekanizmalarının eşit şekilde işlemediğini düşünmektedir. Bu noktada ekonomik eşitsizlik ile siyasal meşruiyet krizi birbirini güçlendirmektedir.
CIVICUS (2026), gençlerin öncülük ettiği birçok protestoda yolsuzluk, siyasal ayrıcalıklar, işsizlik ve kamu hizmetlerinin yetersizliğinin ortak nedenler olduğunu belirtmektedir. Nepal'de siyasetçilerin ailelerinin lüks yaşamlarına yönelik tepkiler, Endonezya'da milletvekillerine sağlanan ayrıcalıklar ve Madagaskar'da temel hizmetlerin yetersizliği bu ilişkinin örnekleridir.
Bu nedenle güncel protestoları yalnızca hayat pahalılığına karşı ekonomik tepkiler olarak görmek yetersizdir. Birçok ülkede daha temel soru, ekonomik sistemin kimler için çalıştığı ve siyasal iktidarın hangi toplumsal kesimlerin çıkarlarını koruduğudur.
4. Siyasal Rejimler ve Protestoların Farklı Sonuçları
Protestoların demokratik ve otoriter rejimlerde benzer nedenlerle ortaya çıkabilmesi, sonuçlarının da benzer olacağı anlamına gelmemektedir. Kurumsallaşmış demokrasilerde seçimler, bağımsız yargı, parlamento denetimi, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları toplumsal taleplerin siyasal kararlara aktarılmasını sağlayabilir. Bu mekanizmaların etkili bir şekilde işleyişi, protestoların reformlara dönüşmesini kolaylaştırabilir. Ancak demokratik rejimlerde de ekonomik eşitsizlik, kutuplaşma ve siyasal temsil sorunları protestoları süreklileştirebilir.
Otoriter rejimlerde siyasal katılım kanallarının sınırlı olması, toplumsal hoşnutsuzluğun birikmesine yol açabilir. Bu sistemlerde protestolar daha yüksek kişisel riskler taşıyabilir ve güvenlik güçlerinin müdahaleleri siyasi krizi daha da derinleştirebilir.
Ancak rejim tipi tek başına belirleyici değildir. Ekonomik kapasite, devlet kurumlarının bütünlüğü, güvenlik güçlerinin davranışları ve muhalefetin örgütlenme düzeyi protestoların sonuçlarını değiştirmektedir. Bu nedenle güncel hareketlerin değerlendirilmesinde protestoların büyüklüğü kadar siyasal sistemlerin toplumsal talepleri karşılayabilme kapasitesi de dikkate alınmalıdır.
5. Uzayan Savaşlar, Militarizasyon ve Gençliğin Hükümetlere Tepkisi
Güncel protestoların nedenlerinden biri, uzayan savaşların ve askerî çatışmaların toplumlarda yarattığı ekonomik, ahlaki ve siyasal maliyetlerdir. Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze'deki savaş ve Orta Doğu'daki askerî tırmanmalar yalnızca çatışmalara doğrudan katılan toplumları etkilememektedir. Enerji ve gıda fiyatları, savunma harcamaları, göç hareketleri, güvenlik kaygıları ve dış politika tercihleri, diğer ülkelerde de toplumsal tepkilere yol açmaktadır.
Bu etkinin üç boyutu bulunmaktadır. İlk olarak, savaşlar hükümetlerin kamu kaynaklarını nasıl kullandığına ilişkin tartışmaları yoğunlaştırmaktadır. Savunma harcamalarının artırılması, özellikle eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerin yetersiz görüldüğü ülkelerde toplumsal tepkilere yol açmaktadır.
İkinci olarak, savaşlar hükümetlerin dış politikaları ile vatandaşların ahlaki ve siyasal tercihleri arasındaki farklılıkları görünür hâle getirmektedir. Özellikle Gazze'deki savaş, üniversite öğrencilerinin ve gençlerin öncülük ettiği uluslararası protestoların önemli nedenlerinden biri olmuştur. ACLED verilerine göre Ekim 2023 sonrasından 2025 sonuna kadar Filistin'le dayanışma amacıyla 51 binden fazla protesto düzenlenmiş, bunların yaklaşık 18 bini yalnızca 2025 yılında gerçekleşmiştir. Gösteriler 104 ülkeye ve bölgeye yayılmıştır (ACLED, 2026).
Üçüncü boyut, savaşların genç kuşakların gelecek algısını değiştirmesidir. Uzayan çatışmalar, nükleer tırmanma riski, zorunlu askerlik tartışmaları ve uluslararası kurumların savaşları önlemedeki yetersizliği, özellikle gençler arasında siyasi güvensizliği artırmaktadır. Bu bağlamda gençlerin tepkisi yalnızca savaş karşıtlığı olarak görülmemelidir. Bazı hareketler savaşların sona ermesini isterken, bazıları hükümetlerini yeterince güçlü veya kararlı davranmadıkları için eleştirmektedir. Dolayısıyla savaşlar farklı siyasal yönelimlere sahip protestoları aynı anda beslemektedir. 2026 yılında İran çevresindeki savaşın tırmanması da bu durumu göstermiştir. Reuters'ın ACLED verilerine dayandırdığı habere göre 28 Şubat–6 Mart 2026 arasında dünya genelinde 990'dan fazla gösteri düzenlenmiş; göstericiler hem İran yönetimini hem de ABD-İsrail askerî operasyonlarını destekleyen veya eleştiren farklı tutumlar sergilemişlerdir (Reuters, 2026).
Bu gelişmeler, 1968'de Vietnam Savaşı'nın oynadığı rolün günümüzde farklı çatışmalarda kısmen yeniden üretildiğini düşündürmektedir. Ancak önemli bir farklılık vardır. Günümüz savaş karşıtı hareketleri, 1968'deki kadar bütünleşmiş bir uluslararası ideolojik çerçeveye sahip değildir. Bununla birlikte, savaşların uzaması ekonomik güvencesizlikle birleştiğinde gençlerin yalnızca hükümetlerin dış politikalarını değil, siyasal sistemlerin önceliklerini de sorgulamasına neden olabilir.
6. Yapay Zekâ ve Otomasyon: Yeni Bir Toplumsal Çatışma Alanı mı?
Gelecekte protestoların süreklileşmesine neden olabilecek en önemli yapısal değişkenlerden biri yapay zekâ ve otomasyonun istihdam ve gelir dağılımı üzerindeki etkileridir. Önceki sanayi devrimlerinde teknolojik yenilikler bazı meslekleri ortadan kaldırırken yeni iş alanları da yaratmıştır. Ancak bu dönüşümler her zaman eşit ve sorunsuz gerçekleşmemiştir. İşini kaybeden çalışanlarla yeni fırsatlardan yararlanan kesimler arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkmıştır.
Yapay zekânın özgünlüğü, yalnızca fiziksel ve tekrarlanan işleri değil, eğitimli çalışanların yürüttüğü bilişsel faaliyetleri de otomasyona açmasıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 2025 araştırmasının ihtiyatlı tahminlerine göre dünya genelinde çalışanların yaklaşık dörtte biri üretken yapay zekâdan etkilenebilecek mesleklerde çalışmaktadır (ILO, 2025). Uluslararası Para Fonu ise küresel istihdamın yaklaşık yüzde 40'ının yapay zekâ kaynaklı değişimlere maruz kalabileceğini öngörmektedir. Gelişmiş ekonomilerde bu oran daha yüksektir (IMF, 2024).
Bu kapsamda yapay zekânın toplumsal protestolar üzerindeki olası etkisi üç mekanizma üzerinden açıklanabilir. Birincisi, özellikle gençlerin ilk kez işe başlamasının zorlaşmasıdır. Şirketlerin giriş düzeyindeki bilişsel görevleri otomatikleştirmesi, üniversite mezunlarının işgücü piyasasına girişini zorlaştırmakta; bu durum eğitim yoluyla toplumsal yükselme beklentisini zayıflatmaktadır. İkincisi, teknolojik kazançların dağılımıdır. Yapay zekâ üretkenliği artırırken, ortaya çıkan gelirlerin büyük bir bölümü sermaye sahiplerinde ve teknoloji şirketlerinde birikmekte; emek gelirlerinin göreli konumu ise zayıflamaktadır. IMF'nin araştırması, yapay zekânın ücret eşitsizliği üzerindeki etkisinin farklı yönlerde olabileceğini, ancak sermaye gelirleri üzerinden servet eşitsizliğini artırma riski taşıdığını göstermektedir (IMF, 2025). Üçüncüsü, teknolojik değişimin siyasal karar alma süreçlerini etkilemesidir. Dijital altyapı, veri ve hesaplama kapasitesinin sınırlı sayıda şirketin kontrolünde yoğunlaşması, ekonomik güç ile siyasal etki arasındaki ilişkiyi güçlendirme potansiyeli taşımaktadır.
Bununla birlikte, yapay zekânın kaçınılmaz olarak kitlesel işsizlik yaratacağı sonucuna varmak mümkün değildir. Yeni meslekler, verimlilik artışı, çalışma sürelerinin kısalması ve daha yüksek toplumsal refah da mümkündür. Asıl belirleyici mesele teknolojinin kendisi değil, üretkenlik kazançlarının kimler tarafından elde edildiği ve toplum içinde nasıl paylaşıldığıdır. Dolayısıyla yapay zekâ kaynaklı protestoların ortaya çıkması, teknolojik gelişmenin zorunlu bir sonucu olmasından ziyade; teknolojik dönüşümün yarattığı maliyetlerin adaletsiz dağıtılmasının siyasal sonucudur.
7. Sürekli Protesto ve Artan Şiddet Dönemine mi Giriyoruz?
Ekonomik eşitsizliklerin, savaşların, teknolojik dönüşümün ve siyasal temsil krizlerinin aynı dönemde yoğunlaşması, protestoların geleceğine ilişkin önemli bir soruyu gündeme getirmektedir: Dünya sürekli protestoların ve giderek artan toplumsal şiddetin yaşandığı yeni bir döneme mi girmektedir?
Mevcut veriler, protestoların birçok ülkede yaygınlaştığını göstermektedir. Ancak protestoların artması ile şiddetin artması aynı olgu değildir. ACLED'in 2025 değerlendirmesi, protestoların büyük bölümünün barışçıl kaldığını, buna karşılık karşıt gösterilerin ve bazı çatışmacı etkileşimlerin arttığını belirtmektedir. Bu nedenle protestoların gelecekte mutlaka daha şiddetli olacağını söylemek mümk ün değildir (ACLED, 2026).
Bununla birlikte, üç koşulun bir araya gelmesi süreklileşen istikrarsızlık riskini artırabilir. İlk koşul, ekonomik sorunların kalıcı hâle gelmesidir. İstihdam güvencesizliği, gelir eşitsizliği ve temel hizmetlere erişim sorunları çözülmediğinde protestoları besleyen hoşnutsuzluklar varlığını sürdürebilir. İkinci koşul, siyasal sistemlerin reform kapasitesinin zayıflamasıdır. Vatandaşların seçimler, parlamentolar ve diğer kurumlar aracılığıyla değişim sağlayabileceklerine duydukları inanç azalırsa, sokak hareketleri daha önemli bir siyasal katılım biçimine dönüşebilir. Üçüncü koşul, devletlerin protestolara verdiği tepkidir. Aşırı güç kullanımı, keyfî gözaltılar ve siyasal hakların sınırlandırılması, bazı durumlarda toplumsal gerilimi azaltmak yerine artırabilir. Bu koşulların birlikte ortaya çıkması durumunda protestolar dönemsel olaylar olmaktan çıkarak siyasal yaşamın süreklilik kazanan unsurlarına dönüşebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönem için üç olası gelişme çizgisi öne çıkmaktadır. Birinci olasılık, hükümetlerin ekonomik ve siyasal reformlarla toplumsal hoşnutsuzluğu azaltmasıdır. İkinci olasılık, protestoların dönemsel olarak tekrarlanması ancak mevcut siyasal kurumların varlığını sürdürmesidir. Üçüncü olasılık ise ekonomik krizlerin, siyasal baskının ve toplumsal kutuplaşmanın birbirini güçlendirmesi sonucunda daha sert çatışmaların ortaya çıkmasıdır. Mevcut kanıtlar, üçüncü olasılığın tüm ülkeler için kaçınılmaz olduğunu göstermemektedir. Buna karşılık, ikinci olasılık, yani protestoların birçok ülkede tekrarlanan ve siyasal kararları etkileyen kalıcı bir toplumsal baskı mekanizmasına dönüşmesi, dikkate alınması gereken bir ihtimaldir.
Sonuç: Yeni Bir Küresel Düzen Arayışının Toplumsal İşaretleri
Güncel protestolar, dünya ekonomisinin ve siyasal sistemlerin toplumsal talepleri karşılama kapasitesinin giderek daha fazla sorgulandığını göstermektedir. 1968, 2011 ve 2019 hareketleriyle karşılaştırıldığında bugünkü protestoların en dikkat çekici özelliği, ekonomik güvencesizlik, siyasal temsil sorunları, uzayan savaşlar ve teknolojik dönüşümün aynı dönemde etkili olmasıdır. Ancak bu hareketler henüz ortak bir ideolojiye veya alternatif bir ekonomik düzen söylemine sahip değildir. Protestocuların mevcut sistemlere yönelik eleştirileri, bu sistemlerin yerine geçebilecek yeni kurumların ve politikaların ortaya çıktığı anlamına gelmemektedir.
Gelecekte yapay zekâ ve otomasyonun istihdamı büyük ölçüde dönüştürmesi, gelir dağılımındaki sorunları derinleştirebilir. Uzayan savaşlar ve artan güvenlik harcamaları, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin toplumsal tartışmaları da yoğunlaştırabilir.
Bununla birlikte, insanlık ekonomik, teknolojik ve siyasal gelişmelerin pasif bir izleyicisi değildir. Teknolojik ilerlemenin kazançlarını daha adil dağıtan, kamusal hizmetleri güçlendiren ve demokratik katılımı genişleten yeni kurumsal düzenlemeler geliştirmek mümkündür. Dolayısıyla geleceğin temel sorusu protestoların artıp artmayacağından daha kapsamlıdır: Devletler ve toplumlar, ekonomik ve teknolojik dönüşümün yarattığı yeni koşullara uygun, daha adil ve meşru bir toplumsal düzen kurabilecek midir?
Böyle bir dönüşüm gerçekleştirilemezse, protestoların kalıcılaşması, siyasal kutuplaşmanın derinleşmesi ve bazı ülkelerde şiddetin artması ihtimali güçlenecektir. Küresel protestolar, mevcut düzenlerin krizlerini görünür kıldığı kadar yeni ekonomik ve siyasal modeller geliştirme ihtiyacını da ortaya koymaktadır. Bu nedenle dünya, kaçınılmaz bir sürekli isyan çağında değildir. Toplumsal sözleşmelerin yeniden tanımlanacağı ve bu dönüşümün yönünün henüz belirlenmediği kritik bir tarihsel döneme girilmektedir.
Kaynakça
Allianz Commercial. (2026). Political violence and civil unrest trends 2026: The drivers and dynamics reshaping the global risk landscape. https://commercial.allianz.com/content/dam/onemarketing/commercial/commercial/reports/commercial-political-violence-civil-unrest-trends-2026.pdf
Armed Conflict Location & Event Data. (2026). What's driving conflict today? A review of global trends. https://acleddata.com/report/whats-driving-conflict-today-review-global-trends
Bennett, W. L., & Segerberg, A. (2012). The logic of connective action: Digital media and the personalization of contentious politics. Information, Communication & Society, 15(5), 739–768. https://doi.org/10.1080/1369118X.2012.670661
CIVICUS. (2026). Gen Z protests: New resistance rises. State of Civil Society Report 2026. https://publications.civicus.org/publications/2026-state-of-civil-society-report/gen-z-protests-new-resistance-rises/
Gurr, T. R. (1970). Why men rebel. Princeton University Press.
Habermas, J. (1975). Legitimation crisis (T. McCarthy, Trans.). Beacon Press.
International Labor Organization. (2025). Generative AI and jobs: A refined global index of occupational exposure. https://www.ilo.org/publications/generative-ai-and-jobs-refined-global-index-occupational-exposure
International Monetary Fund. (2024). Gen-AI: Artificial intelligence and the future of work (Staff Discussion Note No. 2024/001). https://www.imf.org/en/-/media/files/publications/sdn/2024/english/sdnea2024001.pdf
International Monetary Fund. (2025). AI adoption and inequality. https://www.imf.org/en/publications/wp/issues/2025/04/04/ai-adoption-and-inequality-565729
Lee, J., & Carothers, T. (2025). Corruption, overreach, and hardship: The global drivers of protests in 2025. Carnegie Endowment for International Peace. https://carnegieendowment.org/emissary/2025/12/global-protests-2025-genz-corruption-economy
Polanyi, K. (2001). The great transformation: The political and economic origins of our time. Beacon Press.
Reuters. (2026). Protests sweep around the globe as war in Iran continues. https://www.reuters.com/graphics/IRAN-CRISIS/MAPS/znpnmelervl/#protests-sweep-around-the-globe-as-war-in-iran-continues
Tilly, C. (1978). From mobilization to revolution. Longman Higher Education
İstanbul Strateji