
Makineler Kimin İçin Çalışacak? Yapay Zekâ Çağında Kapitalizm, Sosyalizm ve Komünizm
Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı
22 Ağustos 2026

Makineler Kimin İçin Çalışacak? Yapay Zekâ Çağında Kapitalizm, Sosyalizm ve Komünizm
Emek, Değer, Mülkiyet ve Ekonomik Koordinasyon Üzerine Kuramsal Bir Analiz
Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı
Giriş
Yapay zekâ (YZ), robotik, büyük veri, nesnelerin interneti (IoT), gelişmiş yarı iletkenler ve giderek otonomlaşan üretim sistemleri yalnızca yeni bir teknolojik dönüşüm yaratmıyor, modern kapitalizmin üzerinde yükseldiği emek, değer, mülkiyet, gelir, tüketim, kıtlık ve ekonomik planlama/koordinasyon ilişkilerini yeniden tartışmaya açıyor. Buhar makinesi, insanın kas gücünü; bilgisayarlar ise hesaplama ve rutin bilgi işleme kapasitesini artırmıştı; günümüzde üretken yapay zekâ, giderek daha karmaşık bilişsel görevleri üstlenip robotikle birleştiğinde, bilişsel otomasyon ile fiziksel otomasyon arasındaki sınırı da belirsizleştirmektedir.
Bu nedenle YZ'nin yol açtığı dönüşümü önceki otomasyon dalgalarının basit bir devamı olarak değerlendirmek yeterli olmayabilir. Sanayi Devrimi'nin ilk dönemlerinde makineleşme esas olarak fabrikadaki ve madendeki fiziksel emeği etkilerken, YZ yazılım geliştiricilerden bankacılara, hukukçulardan mimarlara, mühendislerden gazetecilere kadar, uzun eğitim gerektiren ve geçmişte otomasyona karşı nispeten korunaklı olduğu düşünülen meslekleri de etkilemektedir. YZ'nin özellikle Batılı refah toplumlarında “iyi eğitim, iyi meslek, istikrarlı gelir ve orta sınıf yaşamı” biçimindeki işleyişi zayıflatabileceği tartışılmaktadır.
Ancak meslekle ilgili olarak YZ'ye maruz kalmak, işin ortadan kalkmasıyla aynı şey değildir. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 2025 tarihli, yaklaşık 30.000 görevi inceleyen çalışması, dünya genelinde her dört çalışandan yaklaşık birinin, bir ölçüde üretken YZ'ye maruz kaldığı bir meslekte bulunduğunu; şimdilik çoğu mesleğin bütünüyle ortadan kalkmasından ziyade görev bileşimlerinin dönüşmesinin daha muhtemel olduğunu göstermektedir (Gmyrek vd., 2025). OECD'nin çalışmaları da benzer biçimde, YZ'nin meslekleri hem ikame ettiğini hem de mesleklerin içindeki görevleri ve talep edilen becerileri yeniden yapılandırdığını göstermektedir (Green, 2024).
Bununla birlikte dönüşümün dağılımı eşit değildir. IMF'ye göre YZ küresel istihdamın yaklaşık %40'ını, gelişmiş ekonomilerde ise yaklaşık %60'ını etkileyebilir. Üstelik gelişmiş ekonomilerde YZ'ye maruz kalan işlerin bir kısmında verimlilik ve gelir artışı beklenirken diğerlerinde emek talebi ve ücretler üzerinde aşağı yönlü baskı görülmektedir (Cazzaniga vd., 2024).
Bu nedenle YZ tartışmasının yalnızca “hangi işler ortadan kalkacak?” sorusuna indirgenmesi yetersizdir. Daha temel sorun, teknolojik üretkenlik artışının farklı toplumsal sınıflar arasındaki güç dağılımını nasıl değiştireceğidir. YZ sınıf ilişkilerini ortadan kaldırmaktan çok, sınıf mücadelesinin üzerinde yürüdüğü zemini, araçları ve talepleri dönüştürebilir. Bu açıdan gelecekte temel çatışma yalnızca ücret düzeyi üzerinde değil, algoritmaların, verinin, hesaplama kapasitesinin ve otomasyon sermayesinin mülkiyeti ve yönetimi üzerinde de yoğunlaşabilir.
Bu çalışmanın amacı, YZ ve ileri otomasyonun kapitalizmin temel kurumları üzerindeki muhtemel etkilerini Marx'ın emek-değer ve artı değer teorilerinden başlayarak incelemek; aynı teknolojilerin sosyalist veya post-kapitalist ekonomik örgütlenmenin bazı tarihsel sorunlarını ne ölçüde değiştirdiğini değerlendirmek ve teknolojik dönüşümün alternatif siyasal-ekonomik sonuçlarını karşılaştırmaktır.
Çalışmada altı araştırma sorusuna cevap aranmaktadır:
YZ ve ileri otomasyon kapitalizmin emek, sermaye ve sınıf ilişkilerini nasıl değiştirmektedir?
Marx'ın emek-değer ve artı değer teorileri, üretimin giderek algoritmalar ve makineler tarafından gerçekleştirildiği bir ekonomiyi açıklamakta ne ölçüde geçerlidir?
İnsan emeğinin üretimden radikal biçimde çekilmesi hâlinde kapitalist değer üretimi ve sermaye birikimi sürdürülebilir mi?
YZ sosyalist ekonomik planlamanın tarihsel hesaplama ve bilgi problemlerini azaltabilir ve post-kapitalist bir düzenin maddi koşullarını kolaylaştırabilir mi?
YZ çağında ortaya çıkacak ekonomik düzeni teknoloji mi, yoksa mülkiyet ilişkileri, siyasal kurumlar, sınıfsal güç ve dağıtım mekanizmaları mı belirleyecektir?
YZ çağında Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin temel meselesi yalnızca bu teknolojileri kullanmak mı olacaktır, yoksa veri, çip, hesaplama altyapısı, enerji, robotik ve yazılım gibi yeni üretim araçları üzerinde yeterli ulusal ve toplumsal kapasite geliştirmek de ekonomik egemenliğin bir koşuluna mı dönüşecektir?
Çalışma yöntemsel olarak kuramsal-karşılaştırmalı nitel bir analizdir. Marx'ın değer, makineleşme ve üretici güçler yaklaşımı, Hayek'in dağınık bilgi problemi, çağdaş post-kapitalizm, dijital sosyalizm, tam otomasyon ve “AI-capital” literatürü birlikte değerlendirilmektedir. İlk taslağın yayımlanmasından sonra gelen görüşler ikinci taslakta yeni sorun alanlarının belirlenmesinde kullanılmıştır. Bu değerlendirme, özellikle insan emeğinin azalması durumunda kapitalizmin nasıl sürdürülebileceği sorusunu merkeze almaktadır. Güncel işgücü piyasası bulguları, ILO, IMF ve OECD çalışmalarıyla karşılaştırılmıştır.
Çalışmanın temel tezi şu şekilde belirlenmiştir: YZ'nin kapitalizmi ortadan kaldıracağı, onu güçlendireceği veya sosyalizm ve komünizmi kaçınılmaz hâle getireceği yönünde teknolojik olarak belirlenmiş tek bir sonuç yoktur. YZ üretim olanaklarını değiştirir; fakat bu olanakların ekonomik ve siyasal sonuçlarını mülkiyet ilişkileri, kurumlar, sınıfsal güç dengeleri, demokratik denetim ve teknolojik kazançların dağıtımı belirler.
Bu nedenle teknolojiyi bütünüyle “tarafsız” bir araç olarak nitelendirmek tartışmalıdır. Foucault’nun söylem ve bilgi analizinden hareketle, teknolojik sistemler de toplumsal bağlamlarından bağımsız düşünülemez. Bilginin Arkeolojisi’nde Foucault (1972), bilginin yalnızca gerçekliğin nötr bir temsili olmadığını; hangi ifadelerin bilgi olarak kabul edileceğini belirleyen tarihsel söylemsel kurallar içerisinde üretildiğini gösterir. Bu bakımdan yapay zekâ sistemlerinin eğitim verileri, sınıflandırma kategorileri, model mimarileri ve optimizasyon hedefleri de belirli tarihsel ve kurumsal söylem düzenlerinin dışında değildir. Foucault’nun daha sonraki iktidar/bilgi yaklaşımıyla birlikte düşünüldüğünde ise konu daha da genişler: Bilgiyi üreten ve sınıflandıran sistemler, aynı zamanda neyin normal, doğru, riskli, verimli veya kabul edilebilir olduğunu tanımlayarak iktidar ilişkilerinin yeniden üretimine katkıda bulunabilir (Foucault, 1980). Bu nedenle YZ yalnızca mevcut toplumsal ilişkiler tarafından biçimlendirilen bir teknoloji değil, aynı zamanda bu ilişkileri sınıflandırma, görünür kılma ve yönetme kapasitesine sahip bir iktidar teknolojisi olarak da değerlendirilebilir.
Dolayısıyla YZ’nin “kimin mülkiyetinde olduğu” kadar, hangi verilerle eğitildiği, hangi kategorileri kullandığı, hangi davranışları ödüllendirdiği ve hangi gerçeklik tanımlarını görünür kıldığı da siyasal-ekonomik analizin konusu olmalıdır.
1. Marx'ın Makinelerinden YZ Kapitalizmine: Emek ve Sınıf Yapısının Dönüşümü
Marx'ın kapitalizm analizinin yapay zekâ çağında yeniden önem kazanmasının başlıca nedenlerinden biri teknolojik gelişmenin kapitalizmden bağımsız bir süreç olarak görülmemesidir. Kapitalizm firmaları sürekli olarak üretkenliği artırmaya, maliyetleri düşürmeye ve aynı miktarda malı daha az emekle üretmeye zorlar. Teknolojik yenilik bu nedenle kapitalizmin dışından gelen bir gelişme değil, sermaye birikiminin iç dinamiklerinden biridir. Marks’ın eseri “Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma”daki (Grundrisse) makineler ve otomasyon üzerine düşünceleri içeren bölüm bu açıdan özellikle dikkat çekicidir. Marx burada bilimsel ve toplumsal bilginin giderek üretim sisteminin içine yerleşmesini ve doğrudan insan emeğinin üretimdeki rolünün azalmasını tartışmaktadır (Marx, 1973). Daha sonra “general intellect” kavramıyla ilişkilendirilen bu düşünce, bilginin bizzat bir üretici güç hâline gelmesine işaret etmektedir.
YZ bu süreci ileri bir aşamaya taşımaktadır. Dyer-Witheford, Kjøsen ve Steinhoff (2019, s. 28–29) bu nedenle YZ'yi yalnızca yeni bir makine değil, bir tür “biliş araçları” olarak kavramsallaştırır. YZ'nin zaman içerisinde elektrik veya ulaşım ağları gibi çok sayıda ekonomik faaliyetin üzerinde yükseldiği genel bir altyapıya dönüşmesi mümkündür.
Bu gelişme Marx'ın klasik sorusunu geçersiz kılmaz; yalnızca kapsamını genişletir: Üretim araçlarına kim sahip? Marx bize “üretim araçlarına kim sahip?” sorusunu sordururken, Foucault buna başka bir soru ekler: “Bu araçlar hangi bilgi düzenini üretiyor ve hangi davranış biçimlerini normalleştiriyor?”
YZ açısından bu sentez oldukça güçlüdür. Bir model yalnızca ekonomik bir üretim aracı değildir; aynı zamanda insanları, davranışları, riskleri, tercihleri ve “doğru” bilgiyi sınıflandıran bir epistemik altyapı hâline gelebilir.
YZ'nin yeni özelliği: Orta sınıfın otomasyonu
Bu noktada YZ ile önceki otomasyon dalgaları arasında önemli bir fark ortaya çıkmaktadır. YZ yalnızca düşük vasıflı veya rutin emeğe yönelmemektedir. IMF, gelişmiş ekonomilerdeki daha yüksek maruziyetin nedenlerinden birini bilişsel yoğunluklu mesleklerin daha büyük paya sahip olması olarak açıklamaktadır (Cazzaniga vd., 2024). Dolayısıyla YZ, modern kapitalizmin sınıf yapısının merkezinde bulunan profesyonel orta sınıfı da dönüştürebilir.
Burada önemli olan yalnızca iş kaybı değildir. Mesleklerin yeniden üretim mekanizması da değişebilir. Genç avukatların belge inceleyerek, genç yazılımcıların temel kodlama görevlerini yaparak, genç analistlerin veri işleyerek veya genç gazetecilerin rutin haberler hazırlayarak kazandıkları tecrübe giderek YZ'ye devredilirse, mesleğe giriş basamakları daralabilir. Giriş düzeyindeki görevlerin otomasyonu genç çalışanların basit görevlerden uzmanlığa ilerlediği geleneksel kariyer zincirini bozabilir.
Ancak bundan bütün mesleklerin ortadan kalkacağı sonucu çıkarılmamalıdır. ILO'nun güncel bulguları tam tersine, kısa ve orta vadede çoğu meslekte ikame yerine dönüşümün daha muhtemel olduğunu göstermektedir (Gmyrek vd., 2025).
Bu dönüşüm Marksist anlamda sınıf ilişkilerinin önemsizleştiği anlamına gelmez. Tersine, teknolojinin işgücü üzerindeki etkisinin hangi biçimi alacağı toplumsal pazarlık gücüne bağlıdır. Aynı otomasyon, bir ekonomik düzende çalışma süresini azaltabilirken, başka bir düzende aynı sayıda çalışandan daha fazla üretim elde edilmesini veya daha küçük bir işgücüyle aynı üretimin sürdürülmesini sağlayabilir. Dolayısıyla YZ'nin üretkenlik kazancı teknik olarak ortaya çıkar; fakat bu kazancın zaman, ücret, kâr veya toplumsal hizmet biçiminde nasıl bölüşüleceği sınıfsal ve siyasal bir karardır. Dolayısıyla YZ'nin sınıfsal sonucu basitçe “işçi sınıfı yok olacak” olmayabilir. Daha muhtemel sonuç, sınıfların niteliğinin ve pazarlık güçlerinin değişmesidir.
Üretkenlik kazancı kimin?
YZ sayesinde bir çalışanın sekiz saatte yaptığı iş dört saatte gerçekleştirilebiliyorsa, bunun iki farklı toplumsal sonucu olabilir. Çalışma süresi dört saate indirilebilir. Ya da aynı çalışandan sekiz saatte iki kat üretim yapması beklenebilir. Birincisinde teknolojik kazancın bir bölümü çalışana zaman olarak aktarılır; ikincisinde ise üretkenlik artışı esas olarak sermayenin getirisine dönüşür.
Srnicek ve Williams'ın (2015) post-work yaklaşımının önemli noktalarından biri budur: çalışma süresini radikal biçimde azaltacak teknolojik kapasitenin mevcut olması, çalışma süresinin gerçekten azalacağı anlamına gelmez. Bunun için siyasal ve kurumsal bir dönüşüm gerekir.
Bu nedenle YZ çağındaki emek mücadelesinin yalnızca “işimi korumak” talebine indirgenmesi beklenmemelidir. Daha kısa çalışma haftası, otomasyon kazançlarının paylaşılması, çalışanların algoritmik yönetim üzerinde söz hakkı, veri hakları, şirket sermayesine çalışan katılımı ve bazı dijital üretim araçlarının ortaklaştırılması gelecekte emek siyasetinin yeni başlıkları hâline gelebilir. YZ böylece sınıf mücadelesini sona erdirmekten ziyade onun ekonomik taleplerini mülkiyet ve yönetişim alanına doğru genişletebilir.
2. Emek-Değer Teorisi ve Büyük YZ Paradoksu: İnsan Olmadan Kapitalizm Olabilir mi?
YZ'nin Marksist teori açısından yarattığı en zor problem emek-değer teorisidir. Marx'ın analizinde kapitalist işçinin “emeğini” değil, emek-gücünü satın alır. Emek-gücünün özgün niteliği, kendi yeniden üretim maliyetinden daha fazla değer yaratabilmesidir. İşçi çalışma gününün bir bölümünde ücretinin karşılığını üretirken, kalan bölümünde kapitalist için artı değer üretir (Marx, 1990).
Makine farklıdır. Marx'ın kategorilerinde makine sabit sermayedir. Yeni değer yaratmaz; kendi üretiminde harcanmış değeri ekonomik ömrü boyunca üretilen metalara aktarır. İnsan emek gücü ise değişen sermayedir, çünkü üretim sürecinde kendi değerinin üzerinde yeni değer üretme kapasitesine sahiptir.
YZ değer yaratır mı?
Bugünkü YZ sistemleri açısından Marksist cevap oldukça açıktır. Bir şirket milyonlarca dolar harcayarak geliştirdiği veya satın aldığı YZ sistemini on binlerce görevi yerine getirmek için kullanabilir. Sistem bir insanın daha önce yaptığı faaliyeti eksiksiz yerine getirebilir. Ancak kapitalistin mülkiyetindeki üretim aracı olduğu sürece Marksist anlamda sabit sermayedir. Dyer-Witheford ve arkadaşlarının (2019, s. 134–135) vardıkları sonuç da budur: Bir YZ sistemi insanın gerçekleştirdiği bir görevi üstlense bile kapitalistin mülkiyetinde bulunduğu sürece yeni artı değer yaratan emek-gücü hâline gelmez. Buradaki kritik ayrım şudur: Üretkenlik yaratmak ile değer yaratmak aynı şey değildir.
Tam otomatik bir fabrika günde çok sayıda ürün üretebilir. Toplumdaki kullanım değerleri ve maddi zenginlik olağanüstü ölçüde artabilir. Fakat Marx'ın teorisinde bir ürün için toplumsal olarak gerekli emek zamanı düştükçe ürünün değeri de düşme eğilimindedir. Bu nokta, “YZ çağında emek-değer teorisi geçerliliğini yitirdi” iddiasından daha ilginç bir sonuç doğurmaktadır. Tam tersine, teori doğruysa YZ kapitalizmin içinde yeni bir çelişkiyi görünür hâle getirir.
O hâlde YZ şirketlerinin büyük kârları nereden geliyor?
Bu soru Marksist yaklaşım için kritik önemdedir. Bir teknoloji şirketinin olağanüstü kâr elde etmesi, o şirkette kullanılan makinelerin doğrudan artı değer yarattığını kanıtlamaz. Marx'ın Kapital'in üçüncü cildindeki analizinde bireysel sermayenin elde ettiği kâr ile doğrudan kendi çalışanlarının ürettiği artı değer birebir aynı değildir. Toplam toplumsal artı değer rekabet, fiyat oluşumu ve sermayenin sektörler arasındaki hareketi yoluyla yeniden dağıtılır (Marx, 1993).
Dyer-Witheford ve arkadaşları (2019, s. 23–24), yüksek düzeyde otomatikleşmiş sermayelerin daha emek yoğun sektörlerde üretilen artı değerin bir bölümünü çekebileceğini öne sürer. Buna fikrî mülkiyet, ağ etkileri, monopol konumu ve rantlar da eklenmelidir.
Bir algoritmanın yeniden üretilmesinin marjinal maliyeti çok düşük olabilir. Fakat patentler, telif hakları, lisanslar, abonelik sistemleri, kapalı platformlar ve teknik erişim engelleri aracılığıyla teknolojik olarak bol olan bir kaynak ekonomik olarak kıtlaştırılabilir. Mason'ın (2015, s. 163–171) bilgi ekonomisi analizinin önemli noktalarından biri budur.
Bu nedenle YZ kapitalizminde klasik kârın yanında giderek daha fazla fikrî mülkiyet rantı, platform rantı, veri rantı ve hesaplama altyapısı rantı ortaya çıkabilir.
Tam otomasyon paradoksu
Asıl teorik kırılma, canlı emeğin üretimden bütünüyle çıkarıldığı varsayımsal bir noktada belirmektedir. Eğer Marx'ın teorisini tutarlı biçimde uygularsak, tamamen robotik bir fabrikada makineler sınırsız miktarda kullanım değeri üretebilir; fakat yeni Marksist değer ve artı değer üretemez.
Kapitalizm böylece ilginç bir paradoksla karşılaşır: Sermaye, maliyetlerini azaltmak amacıyla insan emeğini üretimden çıkarmaya çalışırken kendi değer ve artı değer üretiminin temelini de aşındırabilir. Dyer-Witheford ve arkadaşları (2019) bunu sermayenin olası bir “Pirus zaferi” olarak yorumlamaktadır.
Ancak buradan kapitalizmin otomatik olarak çökeceği sonucu çıkarılamaz. Kapitalist sistem yeni insan emeği alanları yaratabilir; üretimi daha düşük ücretli bölgelere kaydırabilir, hizmet sektörünü genişletebilir, yeni ihtiyaçları metalaştırabilir, monopol ve fikrî mülkiyet rantlarını büyütebilir.
İkinci paradoks: Kim tüketecek?
Burada emek-değer problemine bir de efektif talep problemi eklenmektedir. Kapitalist ekonomide insan yalnızca üretici değildir; aynı zamanda tüketicidir. Robot otomobil üretir ama otomobil satın almaz. YZ film üretir ama sinema aboneliği satın almaz. Otonom fabrika konut talep etmez.
Eğer ücret gelirlerinin toplam gelir içerisindeki payı dramatik biçimde azalırken üretim kapasitesi büyümeye devam ederse, üretilen mal ve hizmetleri satın alacak talebin nasıl sürdürüleceği sorunu ortaya çıkar.
Bu nedenle evrensel temel gelir (UBI), sosyal temettü veya kamu servet fonları gelecekte yalnızca sosyal yardım araçları değil, yüksek otomasyonlu kapitalizmin talep yaratma kurumları hâline gelebilir.
Ancak bu çözümün siyasal bir sınırı vardır. İnsanların üretim araçlarının mülkiyetinden giderek uzaklaşırken yalnızca transfer gelirleriyle tüketici konumunda tutulduğu bir düzen teorik olarak kapitalizmi istikrara kavuşturabilir; fakat ekonomik yurttaşlığı üretim ve karar süreçlerine katılımdan ayırabilir. Bu nedenle YZ çağında tartışma yalnızca “insanların yeterli gelirleri olacak mı?” değil, “insanlar ekonomik sistem içerisinde hangi mülkiyet ve karar alma haklarına sahip olacak?” sorusuna da yönelmelidir.
Daha radikal bir ihtimal: YZ’nin kendisi kapitalist bir aktör olabilir mi?
İlk taslağa gelen görüşlerde, Yuval Noah Harari'ye atfedilen daha radikal bir senaryo yer almaktadır (The Economist, 2026). YZ sermaye biriktirebilir, bu sermayeyle yeni YZ sistemleri kurabilir ve böylece sermaye birikimi giderek insanlardan bağımsızlaşabilir.
Bu önerme Marksist teori açısından son derece ilginçtir; fakat iki farklı problemi birbirinden ayırmak gerekir. Bir YZ ekonomik karar verebilir mi? Muhtemelen giderek daha fazla. Bir YZ yeni değer yaratabilir mi? Marksist teori açısından, bunun için yalnızca karar verebilmesi yeterli değildir.
Dyer-Witheford ve arkadaşlarının daha spekülatif “yapay proletarya” düşüncesi burada gündeme gelmektedir. Eğer gelecekte bir YZ, bir şirketin mülkiyetindeki bir makine olmaktan çıkar, hukuken bağımsız bir aktör hâline gelir, kendi varlığını sürdürmek için enerji ve hesaplama kaynaklarına ihtiyaç duyar ve bunları satın alabilmek için kendi emek-gücünü piyasada satmak zorunda kalırsa, Marksist kategoriler açısından değişen sermayeye benzeyen yeni bir ekonomik statü kazanabilir (Dyer-Witheford vd., 2019, s. 135–139).
Bu durumda paradoksal olarak, insan işçilerin bulunmadığı fakat yapay işçilerin sömürüldüğü bir kapitalizm teorik olarak düşünülebilir. Bugünkü YZ sistemleri bu durumda değildir. Ancak düşünce deneyi önemli bir şeyi gösterir: YZ çağında Marksist değer tartışmasının sınırı yalnızca “biyolojik insan mı, makine mi?” değildir. Daha temel mesele, bir aktörün üretim araçlarının parçası mı yoksa kendi emek gücünü satan toplumsal bir özne mi olduğudur.
3. YZ Oligarkları mı, Toplumsallaştırılmış YZ mi? 21. Yüzyılın Mülkiyet Sorunu
YZ tartışmasının merkezinde iş kaybı bulunsa da, belki daha önemli mesele mülkiyetin yoğunlaşmasıdır. Çünkü üretimin büyük bölümü YZ tarafından gerçekleştirildiğinde “kim çalışacak?” sorusundan daha önemli bir soru ortaya çıkabilir:
YZ'ye kim sahip olacak?
İlk taslağa gelen görüşlerde bu sorun “yeni YZ oligarkları” kavramı etrafında ele alınmaktadır. Kritik modellerin, gelişmiş çiplerin, veri merkezlerinin, platformların ve büyük veri kümelerinin sınırlı sayıdaki şirket tarafından kontrol edilmesi, yalnızca ekonomik servetin değil, siyasal ve kültürel gücün de yoğunlaşmasına yol açabilir. Bu, Marx'ın mülkiyet sorunuyla Piketty'nin servet eşitsizliği analizinin kesiştiği noktadır.
Piketty'nin (2014) r > g formülasyonu, sermaye getiri oranının (r) ekonomik büyüme oranından (g) sürekli olarak daha yüksek olmasının servetin yoğunlaşmasını güçlendirebileceğini ifade eder. YZ, emek gelirinin göreli önemini azaltırken, YZ sermayesinin sahiplerine büyük ölçekli getiri sağlarsa, bu dinamik daha da güçlenebilir.
Fakat YZ'nin mülkiyet sorunu geleneksel sermayeden bir açıdan daha karmaşıktır. Büyük modeller yalnızca şirketlerin kendi ürettikleri kaynaklarla oluşturulmaz. Eğitim süreçlerinde insanlığın uzun zaman içerisinde oluşturduğu metinler, görüntüler, kodlar ve diğer kültürel ürünlerden yararlanılmaktadır. Bu nedenle kolektif bilgi birikiminin özel YZ sermayesine dönüştürülmesi bir servet paylaşımı problemi anlamına gelmektedir.
Bu durumda günümüzde mülkiyet tartışması yalnızca fabrikaların kamulaştırılması meselesine indirgenemez. En az beş farklı mülkiyet katmanı bulunmaktadır: veri, model ve algoritmalar, hesaplama altyapısı, enerji ve fiziksel altyapı, YZ'nin yarattığı ekonomik getiri. Bu katmanların tamamının aynı mülkiyet rejimine tâbi olması da zorunlu değildir.
Evrensel temel gelir (Universal Basic Income- UBI) yeterli mi?
YZ'nin yarattığı servetin paylaşılması konusunda en sık tartışılan çözüm evrensel temel gelirdir. Bunun mantığı açıktır: İnsan emeğine duyulan talep azalırsa, yurttaşların tüketim kapasitesi ücret dışı gelirlerle desteklenebilir. Ancak UBI yapısal bir sorunu çözmeyebilir.
Yurttaşa gelir sağlar, ancak sermayenin mülkiyetini değiştirmez. Böyle bir düzende küçük bir azınlık YZ sermayesinin sahibi olmaya devam ederken toplumun geri kalanı bu sermayeden vergiler yoluyla finanse edilen transferlere bağımlı hâle gelebilir.
Bu nedenle daha önemli bir alternatif, Evrensel Temel Sermaye (Universal Basic Capital-UBC) yaklaşımıdır (Gardels ve Berggruen, 2019). Buna göre yurttaşlar yalnızca sermaye gelirlerinden transfer alan kişiler değil, sermayenin doğrudan ortakları hâline getirilebilir. Ulusal yatırım fonları, vatandaşlar adına sermaye hesapları veya benzeri araçlarla YZ şirketlerinin büyümesinden doğan getiriler toplumun geniş kesimlerine dağıtılabilir.
Bu ayrım önemlidir. UBI geliri yeniden dağıtır. UBC mülkiyeti dağıtmaya çalışır. Mülkiyetin dağıtılması kadar yönetim haklarının dağıtılması da önemlidir. Bir yurttaşın YZ şirketlerinin hisselerine dolaylı biçimde sahip olması ekonomik gelir sağlayabilir; ancak şirketlerin hangi işlerinin otomatikleştirileceği, hangi verilerin kullanılacağı veya algoritmaların hangi amaçlarla geliştirileceği konusunda demokratik bir söz hakkı tanımayabilir. Bu nedenle “toplumsallaştırma” yalnızca gelirin veya hisselerin paylaşılması değil, belirli ölçülerde karar ve denetim yetkisinin de yaygınlaştırılması olarak düşünülmelidir.
Bunun daha ileri versiyonu kamusal servet fonlarıdır. Devlet YZ ekonomisindeki sermaye paylarının bir bölümünü toplum adına tutabilir ve getirilerini sosyal temettü olarak dağıtabilir. Bunun ötesinde, kooperatif modelleri, kamuya ait temel modeller, açık kaynak altyapıları ve dijital müşterekler de değerlendirilebilir.
4. YZ Sosyalizmi: Post-Kıtlık, Planlama ve Demokratik Denetim
YZ'nin kapitalizmde yarattığı gerilimlerden sosyalizmin veya komünizmin otomatik olarak doğacağı sonucuna varılamaz. Bununla birlikte, YZ sosyalist düşüncenin tarihsel olarak karşılaştığı kıtlık ve ekonomik koordinasyon gibi iki önemli problemi çözebilir.
Otomasyon ve post-kıtlık
Bastani'nin (2019) Fully Automated Luxury Communism yaklaşımı, gelişmiş otomasyonun zorunlu çalışma süresini radikal biçimde azaltabileceği düşüncesine dayanmaktadır. Komünizmin amacı, bu açıdan herkesi daha fazla çalıştırmak değil; geçimini sağlayabilmek için çalışma zorunluluğunu mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır. YZ ve robotik bu yönde maddi olanak sağlayabilir ve “post-kıtlık” şeklinde tanımlanabilecek koşulları oluşturabilir.
Fakat “post-kıtlık” koşulları sınırlara tâbi kalabilir. Dijital bilgi çok düşük maliyetle çoğaltılabilirken, toprak, su, kaliteli konut, enerji, kritik mineraller ve diğer kaynaklar aynı şekilde sınırsız değildir. Bu noktada lityum, bakır ve nikel gibi kaynakların teknolojik bolluğun fiziksel sınırlarını oluşturabileceği kabul edilmektedir (Bastani, 2019, s. 117–137). Dolayısıyla daha gerçekçi gelecek, kıtlığın ortadan kalkması değil; kıtlığın yapısının değişmesidir.
Bu noktada, “YZ insanı işten kurtaracak mı, yoksa insanı sermaye açısından gereksizleştirip güçsüzleştirecek mi?” sorusu teorik açıdan önemlidir. Aynı otomasyon iki farklı özgürlük anlayışı üretebilir: zorunlu çalışma süresinin azalması, bireyin eğitim, bakım, sanat, siyasal katılım ve kişisel gelişim için daha fazla zamana sahip olmasını sağlayabilir; fakat ekonomik mülkiyet ve siyasal katılım mekanizmaları kurulmadığında, çalışma dışı bırakılma ekonomik bağımlılık ve toplumsal statü kaybına da dönüşebilir. Dolayısıyla “çalışmamak zorunda olmak” ile “çalışma imkânından ve ekonomik güçten dışlanmak” birbirinden ayrılmalıdır.
Sosyalist planlamanın problemi ortadan kalkıyor mu?
Sosyalist planlamanın tarihsel eleştirilerinden en önemlisi Avusturya İktisat Okulu'nun önemli iki ismi olan Ludwig von Mises ve öğrencisi Friedrich Hayek'in öne sürdüğü hesaplama ve bilgi problemidir. Mises ve Hayek, merkezi planlamada fiyat mekanizması olmadığı için rasyonel kaynak dağılımının imkânsız olduğunu ve bilginin merkezi bir otoritede toplanamayacak kadar dağınık ve öznel olduğunu belirterek bilgi sorununu öne sürmüşlerdir (Earle, 2026). Hayek'e göre piyasa fiyatları bu dağınık bilginin koordinasyonunu sağlar (1945).
21. yüzyılın teknolojik araçları Hayek'in 1945'te tartıştığı dünyadan oldukça farklıdır. Milyarlarca işlem gerçek zamanlı olarak kaydedilebilmekte; üretim süreçleri anlık olarak izlenebilmekte, talep tahmin edilebilmekte ve lojistik sistemler çok sayıda olasılığı eşzamanlı olarak değerlendirebilmektedir. Paul Mason (2015), büyük veri ve modern hesaplama kapasitesinin 1930'larda pratik olarak imkânsız kabul edilen ekonomik hesaplamaları gerçekleştirilebilir hâle getirdiğini vurgulamaktadır (s. 225–226).
Phillips ve Rozworski'nin (2019) The People's Republic of Walmart adlı eseri, farklı bir noktaya dikkat çekmektedir. Yazarlara göre modern kapitalist ekonomi yalnızca piyasalardan oluşmaz. Walmart, Amazon ve benzeri şirketler kendi yapılarının içinde milyonlarca ürün, tedarikçi, çalışan ve lojistik işlemini şirket içi planlama aracılığıyla koordine etmektedir. Amazon'un tahmin ve tavsiye algoritmaları bireysel tercihleri büyük veri üzerinden analiz ederken, lojistik algoritmaları üretim ve dağıtım zincirlerini sürekli olarak yeniden düzenlemektedir. Phillips ve Rozworski (2019) bunun Hayek'in dağınık bilginin yalnızca piyasa fiyatlarıyla işlenebileceği yönündeki yorumunu zayıflattığını savunmaktadır.
Bu bağlamda Şili'deki Cybersyn projesi uygulanmış bir örnek olarak verilebilir. Salvador Allende döneminde geliştirilen Cybersyn, devlet işletmelerinden güncel üretim verilerinin alınarak ekonomik koordinasyonun iyileştirilmesini hedeflemiştir. Proje geri bildirim temelli bir sosyalist ekonomik yönetim modeliydi (Phillips & Rozworski, 2019). Proje aslında ekonomik koordinasyon için piyasa ile katı merkezî bürokrasi arasında üçüncü bir yol arayışıydı. Morozov'un (2019) “dijital sosyalizm” tartışması da bu arayışa yöneliktir. Dijital teknolojiler ekonomik tercihler hakkında piyasa fiyatlarından çok daha ayrıntılı geri bildirimlerin kullanılmasını mümkün kılabilir. Ancak buradan “YZ Hayek problemini çözdü” sonucuna varmak zordur.
YZ hesaplama problemini büyük ölçüde azaltabilir ve dağınık bilgilerin toplanmasını kolaylaştırabilir. Ancak insanlar gelecekte ne isteyeceklerini tam olarak bilemez. Daha önemlisi, hangi toplumsal amacın üstün olduğunu belirleyemez. Savunmaya mı, sağlığa mı daha fazla kaynak ayrılacağı; büyüme ile çevre koruması arasında nasıl bir denge kurulacağı veya bugünkü tüketim ile gelecek kuşakların refahı arasındaki tercih, matematiksel anlamda “doğru” tek bir faktöre bağlı değildir. Bunlar siyasal ve normatif kararlardır.
Bu noktada kritik bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Planlama tek başına sosyalizm değildir. Amazon, Walmart, Migros ve IKEA da planlama yapmaktadır. Otoriter devletler ve devlet dışı aktörler de bunu yapabilir. Dolayısıyla bir ekonominin algoritmik olarak planlanabilmesi onun demokratik olduğu anlamına gelmez.
YZ destekli ekonomik koordinasyon demokratik sosyalizmin aracı olabileceği gibi, tarihte görülmemiş ölçekte bir algoritmik tahakküm sisteminin de altyapısını oluşturabilir. Bu nedenle demokratik denetim sosyalist YZ tartışmasının tali değil, kurucu unsurudur. YZ'nin devlet mülkiyetinde bulunması tek başına onu toplumsal açıdan özgürleştirici kılmaz. Veri toplama, algoritmik karar verme ve kaynak tahsisi mekanizmalarının hukuk, şeffaflık, denetlenebilirlik ve yurttaş katılımı ile sınırlandırılmaması hâlinde kamusal YZ de son derece merkezî bir siyasal iktidar aracı hâline gelebilir.
Dyer-Witheford ve arkadaşlarının (2019, s. 154–155) “communist AI” yaklaşımı bu nedenle yalnızca daha fazla otomasyon istemek değildir. Kritik mesele YZ'nin mülkiyetinin, tasarım amaçlarının ve karar mekanizmalarının değiştirilmesidir.
Yeni soru şudur: Kim planlıyor, hangi verilerle planlıyor, hangi amaç fonksiyonunu optimize ediyor ve planlayanı kim denetliyor?
5. Türkiye Açısından YZ: Teknolojik Bağımlılık mı, Yeni Bir Üretim Kapasitesi mi?
Türkiye açısından soru yalnızca “YZ teknolojilerini ne kadar hızlı benimseyeceğiz?” değildir. Daha temel soru, YZ çağının stratejik üretim araçlarının ne kadarında üretici, ne kadarında kullanıcı veya bağımlı müşteri olunacağıdır.
YZ ekonomisi yalnızca yazılım geliştirmekten oluşmaz. Gelişmiş YZ modellerinin arkasında yarı iletkenler, veri merkezleri, büyük miktarda elektrik, bulut bilişim, haberleşme altyapısı, endüstriyel robotlar, sensörler, nitelikli insan sermayesi ve büyük veri kümeleri bulunmaktadır. Dolayısıyla YZ politikası sanayi politikası, enerji politikası, eğitim politikası ve teknoloji politikasıyla birlikte ele alınmalıdır.
Bu açıdan Türkiye için iki uç senaryo düşünülebilir. İlkinde Türkiye, yabancı modelleri ve bulut hizmetlerini kullanan; ancak stratejik hesaplama altyapısının, çiplerin, temel modellerin ve fikrî mülkiyetin büyük ölçüde dışarıda bulunduğu bir “YZ tüketicisi” ekonomisine dönüşebilir. Böyle bir yapı verimlilik sağlayabilir; ancak teknoloji rantlarının ve kritik karar alma kapasitesinin önemli bir bölümünün ülke dışına aktarılmasına yol açabilir.
İkinci senaryoda ise Türkiye'nin bütün YZ değer zincirini tamamen millîleştirmesi gibi oldukça zor bir hedef yerine, stratejik düğüm noktalarında kapasite oluşturması düşünülebilir. Veri merkezi ve hesaplama altyapısının geliştirilmesi, enerji arzının güçlendirilmesi, yerli dil ve sektör modellerinin oluşturulması, robotik ve makine sanayisinin YZ ile entegrasyonu, savunma ve otomotiv sektörlerindeki teknolojik birikimin sivil alanlara taşınması ve insan sermayesinin geliştirilmesi böyle bir stratejinin bileşenleri olabilir.
Ancak ulusal kapasite de tek başına yeterli değildir. Yerli YZ altyapısının ekonomik getirileri dar bir şirket grubunda yoğunlaşırsa, teknolojik bağımsızlık toplumsal eşitsizliği azaltmayabilir. Bu nedenle Türkiye açısından YZ stratejisinin ikinci boyutu gelir dağılımı, çalışma hayatı, rekabet politikası, veri hakları ve demokratik denetim olmalıdır. YZ, sanayileşme, enerji bağımsızlığı, eğitim, gelir dağılımı ve demokrasi birbirinden kopuk politikalar değil, giderek aynı yapısal dönüşümün farklı bileşenleri olarak değerlendirilebilir.
Dolayısıyla Türkiye açısından temel mesele basit bir “yerli ve millî YZ” sloganından daha kapsamlıdır. Asıl soru, YZ sayesinde oluşturulan üretkenlik, teknolojik kapasite ve stratejik özerkliğin toplumun hangi kesimlerine ekonomik ve siyasal güç sağlayacağıdır.
6. YZ Çağında Altı Muhtemel Ekonomik Düzen
Yukarıdaki analiz tek bir geleceğe işaret etmemektedir. Teknoloji aynı kalırken, farklı mülkiyet ve siyasal kurumlar farklı ekonomik düzenler üretebilir.
6.1. Oligopolistik YZ kapitalizmi
İlk senaryoda temel modeller, çipler, veri merkezleri, enerji kapasitesi ve platformlar az sayıdaki büyük şirketin kontrolünde yoğunlaşır. YZ üretkenliği artırırken, sermayenin emek karşısındaki pazarlık gücü de artar. Servet yoğunlaşması, teknolojik rant ve platform bağımlılığı artar. Buradaki temel risk yalnızca eşitsizlik değildir. Ekonomik güç siyasal güce dönüşebilir. Daha önemlisi, demokratik devlet yöneticileri seçimle değiştirilebilirken büyük teknoloji şirketlerinin sahipleri yurttaşların demokratik denetimine aynı şekilde tâbi değildir.
6.2. YZ refah kapitalizmi
İkinci modelde özel mülkiyet korunur; ancak YZ'nin oluşturduğu kazançların bir bölümü yüksek vergiler, UBI, sosyal temettü ve genişletilmiş kamu hizmetleri yoluyla yeniden dağıtılır. Bu, 20. yüzyıl refah kapitalizminin YZ çağına uyarlanmış biçimi olabilir. Kapitalizm sona ermez; fakat otomasyon nedeniyle emek gelirinin zayıflaması sosyal transferlerle dengelenir.
6.3. Paydaş veya temel-sermaye kapitalizmi
Üçüncü model daha yapısal bir müdahale içerir. Toplum yalnızca YZ sermayesinin gelirlerinden vergi almaz; YZ sermayesinin mülkiyetine de ortak olur. Ulusal servet fonları, yurttaş yatırım hesapları, çalışan hisse fonları ve kamusal teknoloji fonları aracılığıyla sermaye getirileri daha geniş kesimlere dağıtılır. Bu model kapitalizmi ortadan kaldırmaz; ancak sermaye sahipliğini demokratikleştirmeye çalışır.
6.4. Tekno-otoriter ekonomi
Dördüncü ihtimalde YZ ekonomik koordinasyonu olağanüstü geliştirirken, devletin veya şirketlerin insan davranışını gözlemleme, tahmin etme ve yönlendirme kapasitesi de artar. Bu sistem özel mülkiyetle de devlet mülkiyetiyle de birlikte bulunabilir. Dolayısıyla otoriterlik-kapitalizm-sosyalizm ilişkisini tek bir eksen üzerinden düşünmek yanlıştır. Mülkiyet ile siyasal özgürlük farklı değişkenlerdir.
6.5. Demokratik dijital sosyalizm
Beşinci modelde stratejik YZ altyapısının belirli bölümleri kamu, kooperatif veya müşterek mülkiyete geçirilir. Ancak piyasaların bütünüyle ortadan kaldırılması zorunlu değildir. Sağlık, eğitim, enerji, temel hesaplama kapasitesi ve bazı veri altyapıları piyasa ilişkilerinden kısmen çıkarılabilirken, tüketim mallarında piyasa mekanizmaları varlığını sürdürebilir. Bu modelin sosyalist niteliğini belirleyen yalnızca kamu mülkiyeti değil, demokratik karar mekanizmalarıdır.
6.6. Post-kapitalist ekonomi
En radikal senaryoda YZ, robotik ve diğer teknolojiler insanın zorunlu emeğe bağımlılığını büyük ölçüde azaltır. Çok sayıda mal ve hizmetin üretim maliyeti büyük ölçüde düşer. Ücretli çalışma insanların toplumsal statüsünün ve gelirinin temel kaynağı olmaktan çıkar.
Sıralanan alto modeller bir yelpazenin iki ucunda gruplaştırılabilir. Bir uçta artan üretkenliğin sermaye yoğunlaşmasını ve dijital denetimi güçlendirdiği; diğer uçta ise üretkenlik artışının zorunlu çalışma süresini azaltarak toplumsal refah ve bireysel özgürlük için kullanıldığı bir düzen bulunmaktadır. Ancak gerçek dünyadaki ekonomik sistemlerin büyük olasılıkla bu iki uç arasında karma biçimler alacağı unutulmamalıdır.
Sonuç: Makineler Kimin İçin Çalışacak?
Bu çalışmanın ilk araştırma sorusu bakımından, YZ'nin kapitalizmin üretim ilişkilerini ortadan kaldırmaktan çok, şimdilik dönüştürdüğü söylenebilir. ILO, YZ'ye maruz kalan mesleklerde kısa-orta vadede çoğunlukla işlerin tamamen ortadan kalkmasından ziyade görevlerin dönüşmesini beklemektedir. Bununla birlikte, YZ'nin profesyonel ve bilişsel mesleklere kadar uzanması, önceki otomasyon dalgalarından farklı bir sınıfsal etki yaratabilir.
İkinci araştırma sorusu açısından Marx'ın emek-değer teorisi YZ çağında geçersizleşmiş olmaktan ziyade yeni ve zor bir sınavla karşılaşmaktadır. Mevcut YZ sistemleri Marksist kategoriler açısından sabit sermayedir. Üretkenliği artırabilirler, fakat kendi başlarına yeni artı değer üretmezler. İnsan emeğinin tamamen üretimden çekildiği varsayımsal bir ekonomi, bu nedenle Marksist değer üretiminin temelini de ortadan kaldırır.
Üçüncü araştırma sorusunun cevabı daha da çelişkilidir. İnsan emeğinden büyük ölçüde bağımsız bir kapitalizm teknik olarak çok büyük miktarda maddi zenginlik üretebilir; fakat hem Marksist değer teorisi hem de efektif talep açısından ciddi sorunlarla karşılaşabilir. Üreten fakat ücret almayan makineler ile ücret alamadıkları için tüketemeyen insanlar, yüksek otomasyon kapitalizminin temel çelişkilerinden biri hâline gelebilir.
Dördüncü araştırma sorusu bakımından YZ sosyalizmin bazı tarihsel teknik sorunlarını önemli ölçüde azaltabilir. Ekonomik hesaplama ve bilgi işleme kapasitesi 20’nci yüzyıl planlama sistemlerinin çok ötesine ulaşmıştır. Fakat hesaplanabilirlik demokratik meşruiyet değildir. YZ toplumsal amaçların ne olması gerektiğini belirleyemez.
Beşinci ve en önemli sorunun cevabı ise YZ'nin ekonomik geleceğini YZ’nin belirlemeyeceğidir. Mülkiyet ilişkileri, sınıfsal güç dengeleri, siyasal kurumlar, demokratik hesap verebilirlik ve teknolojik üretkenlik kazançlarının nasıl dağıtıldığı belirleyici olacaktır.
YZ'nin asıl siyasal etkisi, sınıf mücadelesini ortadan kaldırmak değil, onun nesnesini değiştirmek olabilir. Geleneksel mücadelede ücret, çalışma süresi ve iş güvenliği merkezdeyken, YZ çağında bunlara veri mülkiyeti, algoritmik denetim, otomasyon kararları, dijital üretim araçlarına erişim ve YZ sermayesinin mülkiyeti de eklenecektir.
Bu nedenle YZ çağında sınıf mücadelesinin sona ermesi değil, biçim değiştirmesi daha muhtemeldir. 19’uncu yüzyılın merkezî çatışması fabrikanın ve çalışma zamanının kontrolüydü. 20’nci yüzyılda buna refah devleti, vergilendirme ve sermaye-emek uzlaşması eklendi. 21’inci yüzyılda mücadele giderek veriye kimin sahip olduğu, algoritmaları kimin kontrol ettiği, temel modellerin kime ait olduğu, hesaplama ve enerji altyapısını kimin yönettiği, hangi işlerin otomatikleştirileceğine kimin karar verdiği ve YZ'nin yarattığı üretkenlik artışının kime ait olduğu üzerinden şekillenebilir.
Burada insan emeğinin geleceğine ilişkin iki farklı soru birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi, “İnsan çalışmak zorunda kalacak mı?” sorusudur. İkincisi ise daha önemlidir: “İnsan ekonomik sistemde güç sahibi olmaya devam edecek mi?” Zorunlu emeğin azalması ekonomik özgürleşme yaratabilir; ancak mülkiyet ve karar hakları küçük bir kesimde yoğunlaşırsa aynı gelişme insanların ekonomik etkisizleşmesine de yol açabilir. Dolayısıyla insanın çalışmaktan özgürleşmesi ile ekonomik ve siyasal güçten dışlanması aynı şey değildir.
Bu noktada Marx'ın “üretim araçlarına kim sahip?” sorusu hâlâ geçerlidir, ancak artık yeterli değildir. Veri kimin? YZ kimin? Algoritmanın amaç fonksiyonunu kim belirliyor? Makinelerin ürettiği ekonomik fazlaya kim el koyuyor? İşçiler yalnızca ücretleri üzerinde mi pazarlık edecekler, yoksa YZ sermayesinin mülkiyet ve yönetiminde de pay mı talep edecekler? şeklinde yeni sorular eklenmelidir:
Ve belki de en önemlisi; insan emeğine giderek daha az ihtiyaç duyulan bir dünyada insanın ekonomik hakları çalışmasına mı, vatandaşlığına mı, yoksa üretim araçlarının ortak sahibi olmasına mı dayanacaktır?
Ve Türkiye gibi teknoloji ithalatçısı olma riski taşıyan ülkeler açısından başka bir soru daha vardır: Geleceğin makineleri yalnızca kimin için çalışacak değil, kimin makineleri olacak?
YZ ne özünde kapitalisttir ne de sosyalisttir ne de komünisttir. Fakat bu ifade YZ'nin toplumsal olarak etkisiz veya bütünüyle nötr olduğu anlamına gelmez. Teknolojiler belirli mülkiyet, tasarım ve iktidar ilişkileri içinde geliştirilir; aynı zamanda bu ilişkileri yeniden şekillendirir. Dolayısıyla belirleyici olan yalnızca “teknoloji” veya yalnızca “sınıf” değil, teknoloji ile mülkiyet, kurumlar ve toplumsal güç arasındaki karşılıklı ilişkiyi belirleyen unsurlardır.
YZ'nin toplumsal sonucunu, teknolojik kapasitenin kendisinden çok YZ'nin mülkiyet yapısı, üretim ilişkileri, demokratik denetimi ve yaratılan ekonomik fazlanın paylaşım biçimi belirleyecektir. Bu nedenle YZ çağının temel siyasal-ekonomik sorusu “insan mı makine mi?” değildir.
Makineler kimin için çalışacak, onları kim yönetecek, kim onlara sahip olacak ve yarattıkları zenginlik kimin olacak?
Kaynakça
Bastani, A. (2019). Fully automated luxury communism: A manifesto. Verso.
Cazzaniga, M., Jaumotte, F., Li, L., Melina, G., Panton, A. J., Pizzinelli, C., Rockall, E. J., & Tavares, M. M. (2024). Gen-AI: Artificial intelligence and the future of work. IMF Staff Discussion Note 2024/001. International Monetary Fund. https://www.imf.org/en/publications/staff-discussion-notes/issues/2024/01/14/gen-ai-artificial-intelligence-and-the-future-of-work-542379
Dyer-Witheford, N., Kjøsen, A. M., & Steinhoff, J. (2019). Inhuman power: Artificial intelligence and the future of capitalism. Pluto Press.
Earle, P.C. (2026). Mises and Hayek: Two Complementary Critiques of Central Planning. American Institute for Economic Research. https://aier.org/article/mises-and-hayek-two-complementary-critiques-of-central-planning/
Foucault, M. (1972). The archaeology of knowledge & the discourse on language (A. M. Sheridan Smith, Trans.). Pantheon Books.
Foucault, M. (1980). Power/knowledge: Selected interviews and other writings, 1972–1977 (C. Gordon, Ed.; C. Gordon, L. Marshall, J. Mepham, & K. Soper, Trans.). Pantheon Books.
Gardels, N. &Berggruen, N. (2019). Renovating Democracy: Governing in the Age of Globalization and Digital Capitalism, University of California Press.
Gmyrek, P., Berg, J., Kamiński, K., Konopczyński, F., Ładna, A., Nafradi, B., Rosłaniec, K., & Troszyński, M. (2025). Generative AI and jobs: A refined global index of occupational exposure (ILO Working Paper 140). International Labour Organization. https://doi.org/10.54394/HETP0387
Green, A. (2024). Artificial intelligence and the changing demand for skills in the labour market. OECD Artificial Intelligence Papers, No. 14. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/88684e36-en
Hayek, F. A. (1945). The use of knowledge in society. The American Economic Review, 35(4), 519–530. https://www.jstor.org/stable/1809376
Marx, K. (1973). Grundrisse: Foundations of the critique of political economy (M. Nicolaus, Trans.). Penguin Books.
Marx, K. (1990). Capital: A critique of political economy: Vol. 1 (B. Fowkes, Trans.). Penguin Books.
Marx, K. (1993). Capital: A critique of political economy: Vol. 3 (D. Fernbach, Trans.). Penguin Books.
Mason, P. (2015). PostCapitalism: A guide to our future. Allen Lane.
Morozov, E. (2019). Digital socialism? New Left Review, 116/117, 33–67. https://doi.org/10.64590/tt3
OECD. (2026). Recent policy developments on AI in the labour market. OECD Artificial Intelligence Papers, No. 63. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/c0ffced7-en
Phillips, L., & Rozworski, M. (2019). The people's republic of Walmart: How the world's biggest corporations are laying the foundation for socialism. Verso.
Piketty, T. (2014). Capital in the twenty-first century (A. Goldhammer, Trans.). Harvard University Press.
Srnicek, N., & Williams, A. (2015). Inventing the future: Postcapitalism and a world without work. Verso.
The Economist. (2026). Yuval Noah Harari on the economic and political perils of AI. https://www.economist.com/business/2026/08/20/yuval-noah-harari-on-the-economic-and-political-perils-of-ai
Oktay BİNGÖL