top of page

NATO Zirvesinin Türkiye Açısından Değerlendirilmesi: Beklentiler ve Sonuçlar

9 Temmuz 2026

Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenen Ankara Zirvesi’nden beklentilerinin bir bölümünü karşıladı; ancak en kritik ikili sorunlarda henüz somut bir sonuç elde edemedi. Bu nedenle sonucu “başarı” veya “başarısızlık” diye ikili okumak yerine, siyasi ve algısal kazanımları yüksek,

Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenen Ankara Zirvesi’nden beklentilerinin bir bölümünü karşıladı; ancak en kritik ikili sorunlarda henüz somut bir sonuç elde edemedi. Bu nedenle sonucu “başarı” veya “başarısızlık” diye ikili okumak yerine, siyasi ve algısal kazanımları yüksek, somut dosya kazanımları ise sınırlı olarak değerlendirmek daha doğru.

Türkiye’nin beklentilerine yönelik bir değerlendirmede öne çıkan hususlar şu şekilde:

Stratejik görünürlük ve merkezî rol: Türkiye, zirveyi yalnızca düzenleyen ülke olarak değil, Avrupa güvenliği ile Orta Doğu krizleri arasındaki bağlantı noktası olarak da kullandı. Zirve öncesinde de Ankara’nın savunma sanayisini tanıtmak, müttefiklerin uyguladığı kısıtlamaları kaldırmak ve Avrupa güvenlik girişimlerine daha fazla dahil olmak istediği belirtiliyordu. Zirvede bu talepler doğrudan gündeme getirildi.

Savunma sanayisi açısından kısmi bir başarı: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, müttefikler arasındaki savunma sanayisi kısıtlamalarının kaldırılmasını açıkça talep etti ve AB üyesi olmayan NATO müttefiklerinin Avrupa savunma girişimlerinden dışlanmasını eleştirdi. Türkiye’nin istediği bütün kapılar açılmış değil; ancak savunma sanayisinin zirvenin merkezî temalarından biri olması Ankara açısından bir avantaj sağladı. Ayrıca Fransa’nın SAMP/T konusunda daha esnek bir pozisyona yöneldiğine ilişkin haberler, zirve çevresindeki diplomatik ortamın Türkiye lehine bazı sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.

Türkiye’nin savunma tedarikleri için Avrupa Birliği fonlarına erişimiyle ilgili bir gelişme sağlanamazken, konu kapsamında başka bir seçenek ortaya çıktı.

Ankara Zirvesi sırasında Kanada öncülüğünde kurulması planlanan Savunma, Güvenlik ve Direnç Bankası’na Türkiye’nin de destek veren ülkeler arasında yer aldığı açıklandı. Kanada’nın açıklamasına göre Türkiye; Arnavutluk, Belçika, Yunanistan, Letonya, Lüksemburg, Romanya ve Ukrayna ile birlikte bankanın ilk politika ve işleyiş esaslarını belirleyecek ülkeler arasında olacaktır. Bu girişim, Türkiye açısından yalnızca sembolik bir katılım değil; savunma sanayisi yatırımlarının finansmanı, ortak tedarik mekanizmaları ve müttefik ülkelerin savunma-endüstriyel kapasitesinin güçlendirilmesi bakımından yeni bir kurumsal kanal anlamına gelmektedir. Ancak bankanın yapısı, sermaye katkıları, kredi şartları ve Türkiye’nin savunma sanayisine sağlayacağı somut imkânlar henüz netleşmediği için bu gelişme kesin kazanımdan çok, Türkiye’nin NATO içindeki savunma-ekonomi mimarisine dahil olma yönünde attığı önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir.

Trump ile ilişkiler bakımından olumlu, fakat tamamlanmamış bir sonuç: Donald Trump, Türkiye’ye yönelik yaptırımların kaldırılması ve F-35 meselesinin yeniden değerlendirilmesi yönünde olumlu mesajlar verdi. Ancak bunlar henüz sonuç alıcı kararlar değil ve ABD Kongresi'nin temkinli yaklaşımı devam ediyor. Dolayısıyla Ankara açısından diplomatik bir ilerleme var, ancak henüz kesin bir kazanım yok.

Türkiye’nin NATO içindeki imaj düzeltmesi: Zirvenin genel gündemi savunma harcamalarının artırılması, üretim kapasitesinin genişletilmesi ve Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi üzerine yoğunlaştı. Bunlar Türkiye’nin büyük ordusu, gelişen savunma sanayisi ve bölgesel askerî kapasitesi nedeniyle görece avantajlı olduğu alanlar. NATO’nun kendi zirve özetinde de savunma yatırımları, endüstriyel üretim ve yeni kabiliyetler temel sonuçlar arasında yer alıyor.

Türkiye’nin bütün öncelikleri NATO gündemine dahil olmadı: Zirvenin ana ekseni hâlâ Rusya, Ukrayna, savunma harcamaları ve Avrupa’nın yük paylaşımıydı. Türkiye açısından terörizm, Suriye, güney kanadı, savunma sanayisi kısıtlamaları ve bölgesel istikrar önemli olmakla birlikte, zirvenin stratejik ağırlık merkezi bunlara kaymadı. NATO, terörizmi önemli bir asimetrik tehdit olarak tanımlamaya devam ediyor; ancak Ankara’nın spesifik güvenlik kaygılarının tümünün ittifak politikalarına dönüştüğünü söylemek güç.

Adana’da NATO Kolordusu ve Beykoz’da Deniz Unsur Komutanlığı tartışmaları

Zirve öncesi Türkiye iç siyasetinde geniş yer tutan Adana’da NATO Kolordusu (Adana MNC-TUR) ve İstanbul Beykoz’da Deniz Unsur Komutanlığı kurulması tartışmaları ise Zirve’nin resmi gündeminde ve sonuç raporunda yer almadı.

Konu kapsamında Şubat-Mart 2026 döneminde, Adana’da 6. Kolordu temelinde bir NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhının kurulma sürecinde olduğu; İstanbul/Beykoz’da ise bir Deniz Unsur Komutanlığının konuşlandırılması üzerinde çalışıldığı açıklanmıştı. Adana’daki yapı NATO’nun genişleyen kuvvet yapısıyla bağlantılıyken, Beykoz’daki deniz unsurunun doğrudan NATO kapsamında olmadığı, Türkiye–Romanya–Bulgaristan arasında Karadeniz mayın karşı tedbirleri girişimi ve daha geniş Karadeniz güvenlik düzenlemeleriyle ilişkili olduğu aktarılmıştı.

Adana MNC-TUR dosyasının başlangıcı 2022 Stratejik Konsept sonrasında NATO’nun kuvvet ve komuta yapısının yeniden düzenlenmesine ve 2023 Vilnius sonrasında geliştirilen bölgesel savunma planlarına uzanıyor. Zirve öncesi bazı yorumlarda Adana karargâhının Ankara’da nihai siyasi onay almasının beklendiği yazılmıştı; fakat bu beklenti, kamuya açıklanan zirve sonuçlarında bir madde olarak görünmüyor.Burada önemli bir kurumsal ayrım var: Bir NATO zirve bildirgesinde bir karargâhın adının geçmemesi, projenin iptal edildiği veya görüşülmediği anlamına gelmez. Zirveler genel siyasi ve stratejik kararları alır; uygulama kararları daha sonra Kuzey Atlantik Konseyi’nin alt komiteleri ve NATO komuta yapısı içinde hayata geçirilir. Bu nedenle Adana MNC-TUR girişiminin askerî makamlar, savunma bakanlıkları veya NATO’nun komuta yapısı içinde ilerlemesi mümkündür.

İstanbul/Beykoz’da Deniz Unsur Komutanlığı haberi ise kamuoyu nezdinde hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmadı. Haber, ilk olarak “Çokuluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı” heyetinin Anadolu Kavağı/Beykoz’da konuşlanması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı’na ziyaret gerçekleştirdiği şeklindeydi. Bu haber çeşitli kesimler tarafından Beykoz’da NATO Komutanlığı kuruluyor şeklinde işlendi. Halbuki, Çokuluslu Kuvvet-Ukrayna; Fransa ve İngiltere’nin liderlik ettiği, Rusya ve Ukrayna arasında barış sağlanmasına bağlı olarak Ukrayna topraklarında barış gücü işlevleri yerine getirmesi öngörülen ve Türkiye dahil 26 ülkenin kuvvet taahhüdünde bulunduğu bir projedir. Bu kuvvetin kara, hava ve deniz unsurları bulunacaktır. Deniz unsurunun Beykoz’da bulunması ve Karadeniz’de mayın temizleme işlevini yerine getirmesi öngörülüyordu. Ortada henüz kurulu bir karargâh ya da bir kuvvet yoktu. Projenin NATO ile ilişkilendirilmesinin bir nedeni ise Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın 2024 yılında oluşturduğu “Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz (MCM BLACK SEA) Görev Grubu”nun varlığıdır. NATO tarafından desteklenen ancak NATO’nun resmi bir parçası olmayan bu görev grubunun amacı, Rusya-Ukrayna savaşıyla Karadeniz’e bırakılan mayınları etkisiz hâle getirerek deniz trafiğinin güvenliğini sağlamaktır. Bu grup işlevseldir. Tartışmalara neden olan Çokuluslu Kuvvet-Ukrayna Deniz Unsurunun, MCM Black Sea görev grubunun daha kapsamlı bir şekli olması da mümkündür.

Ankara Zirvesi'nde doğal olarak konuyla ilgili bir karar alınmadı. Ancak Zirve yan etkinlikleri kapsamında Türkiye-Bulgaristan ve Romanya arasında imzalanan ek düzenlemeyle görev grubu artık yalnızca mayın arama/temizleme değil, enerji hatları, telekom kabloları ve boru hatları gibi kritik sualtı altyapısının gözetimi ve korunmasına katkı görevini de üstleniyor. Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna hayata geçtiğinde, MCM Black Sea’nin ikiz görevli olarak bu kuvvetin deniz unsur komutanlığını da yürütebileceğini değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada kritik husus, bu yapının içine Karadeniz'e kıyısı olmayan herhangi bir ülkenin dahil edilmemesi ve bir şekilde Rusya’nın olurunun alınması olacaktır.

Sonuç olarak, Ankara Zirvesi Türkiye için bir sorun çözme zirvesinden çok “konum güçlendirme zirvesi” oldu. F-35, yaptırımlar, Avrupa savunma fonlarına erişim ve savunma sanayisine yönelik kısıtlamalar gibi konuların hiçbiri tamamen çözülmedi. Buna karşılık Türkiye, Batı güvenlik sisteminin çevresinde duran sorunlu bir müttefik görüntüsünden, Avrupa güvenliği için kapasitesine ihtiyaç duyulan merkezî bir müttefik konumuna doğru birkaç adım ilerledi. Avrupa’nın savunma kapasitesi arayışı ve Türkiye’nin büyüyen savunma sanayisi bu ilerlemenin temelini oluşturuyor.

Türkiye zirveden istediği kararların tamamını değil, istediği statüyü büyük ölçüde aldı. Bunun kalıcı bir kazanıma dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki aylarda F-35/CAATSA, SAMP/T ve Avrupa savunma programlarına katılım dosyalarındaki gelişmeler gösterecek.

Oktay BİNGÖL

bottom of page