top of page

Neoliberal Kentleşmeden Kamusal Kente: Kentsel Rant, Yönetişim, Yolsuzluk Riskleri ve Alternatif Kent Yönetimi

13 Ekim 2026

Neoliberal kentleşme, son kırk yılda kentleri yalnızca yaşam alanları olmaktan çıkararak yatırım, gayrimenkul ve sermaye birikiminin merkezlerine dönüştürdü. New York, Londra, Şanghay, Rio de Janeiro ve İstanbul örnekleri; kentsel rantın kamu kararları, altyapı yatırımları ve özel sektör ilişkileri üzerinden nasıl üretildiğini gösteriyor. Bu süreç her zaman yolsuzluk anlamına gelmese de düşük şeffaflık, zayıf hesap verebilirlik ve geniş takdir yetkisi rant kollama risklerini artırabiliyor. Çalışma, neoliberal modele alternatif olarak kentsel rantın toplumsallaştırıldığı, sosyal konutun güçlendirildiği, katılımcı bütçelemenin yaygınlaştırıldığı, kamusal hizmetlerin demokratik biçimde yönetildiği ve ekolojik sınırların gözetildiği yeni bir kent yönetimi anlayışını savunuyor.

Neoliberal Kentleşmeden Kamusal Kente:

Kentsel Rant, Yönetişim, Yolsuzluk Riskleri ve Alternatif Kent Yönetimi

Prof. Dr. Oktay BİNGÖL

Öz

Neoliberal dönüşüm, 1980’lerden itibaren kentlerin yönetimini, finansmanını ve mekânsal gelişimini köklü biçimde değiştirmiştir. Yerel yönetimler yalnızca kamu hizmeti sunan idari kurumlar olmaktan çıkarak yatırım çekmeye, gayrimenkul değerlerini artırmaya, büyük ölçekli projeler geliştirmeye ve özel sektörle ortaklık kurmaya çalışan ekonomik aktörlere dönüşmüştür. Bu süreç kentsel rantın üretimi ve paylaşımını kent siyasetinin merkezine taşırken, kamu ile özel sektör arasındaki sınırları daha geçirgen hâle getirmiştir. Bu çalışma, neoliberal kentleşmenin temel dinamiklerini New York, Londra, Şanghay ve Rio de Janeiro örnekleri üzerinden incelemekte; Türkiye’de büyükşehir belediyesi modelini ve özellikle İstanbul deneyimini karşılaştırmalı çerçeveye dâhil etmektedir. Çalışmada neoliberal kentleşme ile yolsuzluk arasında zorunlu bir nedensellik ilişkisi kurulmamaktadır. Bunun yerine, yüksek kentsel rant, geniş idari takdir yetkisi, kamu-özel sektör ilişkilerinin yoğunluğu ve düşük hesap verebilirlik düzeyinin birleşmesinin rant kollama, patron-müşteri ilişkisi (klientelizm), çıkar çatışması ve yolsuzluk riskini artırabileceği savunulmaktadır. Makalenin son bölümünde, neoliberal kentleşmeye alternatif olarak kenti yatırım varlığından çok müşterek bir yaşam alanı olarak ele alan; kentsel rantın toplumsallaştırılmasını, sosyal konutu, demokratik kamu mülkiyetini, katılımcı bütçelemeyi, müşterekleri, ekolojik sınırları ve güçlü kamusal denetimi esas alan bir kent yönetimi modeli önerilmektedir.


Giriş

Neoliberalizm üzerine tartışmalar uzun süre özelleştirme, deregülasyon, ticaretin serbestleştirilmesi ve devletin ekonomik rolünün sınırlandırılması üzerinde yoğunlaşmıştır. Bununla birlikte, 1980’lerden itibaren neoliberal dönüşümün en görünür sonuçlarından biri kentlerde ortaya çıkmıştır. Sanayi sonrası ekonomik yeniden yapılanma, finansallaşma, küresel sermaye hareketleri ve kentler arasındaki yatırım rekabeti yerel yönetimlerin işlevlerini değiştirmiştir. Belediyeler giderek yalnızca ulaşım, su, temizlik, altyapı veya imar hizmeti sağlayan kurumlar olmaktan çıkarak ekonomik büyüme yaratmaya, gayrimenkul piyasalarını canlandırmaya, yatırım çekmeye, turizmi ve kent markasını geliştirmeye çalışan aktörlere dönüşmüştür.

Harvey (1989) bu değişimi kentsel yönetimde “yöneticilikten girişimciliğe” geçiş olarak tanımlar. Bu modelde yerel yönetimler ekonomik gelişmenin koşullarını yalnızca düzenlemekle kalmaz; özel yatırımın gerçekleşebilmesi için arazi hazırlar, altyapı sağlar, vergi veya imar teşvikleri oluşturur ve kimi zaman yatırımın finansal riskinin bir kısmını kamu adına üstlenir. Brenner ve Theodore’un (2002) “gerçekte var olan neoliberalizm” yaklaşımı ise neoliberal politikaların tek tip olmadığını, mevcut siyasal sistemler ve devlet yapılarıyla birleşerek farklı kentleşme biçimleri oluşturduğunu gösterir.

Dolayısıyla neoliberal kentleşmeyi basitçe “devletin geri çekilmesi” olarak değerlendirmek yanıltıcıdır. New York’tan Şanghay’a ve İstanbul’a uzanan örnekler, piyasa mekanizmalarının genişlemesinin çoğu zaman aktif devlet müdahalesini gerektirdiğini göstermektedir. Devlet ve belediyeler imar düzenlemeleri, altyapı yatırımları, kamu arazileri, kamulaştırma, vergi teşvikleri ve kamu-özel ortaklıkları aracılığıyla yeni ekonomik değer yaratmaktadır.

Bu dönüşüm kentsel rantı kritik hâle getirir. Ancak rant, rant kollama ve yolsuzluk kavramları birbirinden ayrılmalıdır. Bir metro hattının çevresindeki arsa değerlerinin yükselmesi ekonomik anlamda rant yaratır; ancak bu artış tek başına yolsuzluk sayılmaz. Yolsuzluk, kamusal yetkinin kişisel veya örgütsel özel çıkar amacıyla kötüye kullanılmasıyla ilgilidir (Rose-Ackerman & Palifka, 2016). Rant kollama, hukuka aykırılık gerçekleşmese dahi ekonomik aktörlerin üretimden ziyade kamu politikalarını kendi lehlerine etkileyerek ayrıcalıklı gelir elde etmelerini kapsayan daha geniş bir olgudur. Bu nedenle, bu çalışmanın temel sorusu, neoliberal kentleşmenin “yolsuzluk üretip üretmediği” değildir. Daha önemli soru şudur: Kentsel ekonomik değerin büyük ölçüde kamu kararlarıyla yaratıldığı bir sistemde, bu değerin kimlere ve hangi kurallar çerçevesinde dağıtılacağı nasıl belirlenir?

1. Neoliberal Kentleşme ve Kentsel Rant

Logan ve Molotch’un (1987) “growth machine” yaklaşımı, kent siyasetini arazi değerlerinin yükselmesinden çıkar sağlayan mülk sahipleri, yatırımcılar, geliştiriciler ve siyasal aktörlerden oluşan koalisyonlar üzerinden açıklar. Weber (2002) ise neoliberal kent yönetimlerinin düşük değerli veya “yeterince kullanılmadığı” varsayılan alanları yeniden tanımlayarak bunları yatırım için ekonomik varlıklara dönüştürebildiğini öne sürmektedir.

Bu süreçte kentsel toprak giderek yalnızca üzerinde yaşanan bir mekân olmaktan çıkarak sermaye birikim aracına dönüşmektedir. Konut da benzer biçimde kullanım değerinin yanında yatırım, servet saklama ve finansal getiri aracına dönüşür. Kentin başarısı, giderek sosyal hizmetlerin niteliğinden çok gayrimenkul fiyatları, sermaye çekme kapasitesi, turizm gelirleri veya mega projelerle ölçülmeye başlanabilir.

Neoliberal kentleşmenin kritik özelliği özelleştirmeden daha geniştir. Belediye şirketleri, dış kaynak kullanımı, kamu-özel ortaklıkları, yatırım teşvikleri, özel amaçlı kalkınma kuruluşları, kentsel dönüşüm projeleri ve imar hakkı değişiklikleri de bu modelin araçları haline gelebilir.

Bu durum kamusal risk ile özel getiri arasında bir asimetri yaratabilir. Kamu metro, yol, park veya altyapı yatırımı yapar; imar yoğunluğunu artırır ve böylece özel mülklerin değerinde önemli bir artışa yol açar. Eğer oluşan değer artışının büyük bölümü arazi sahibine veya geliştiriciye kalıyorsa, kamu yatırımı özel servet yaratmanın bir aracı haline gelebilir. Bu nedenle “kentsel rantın kimin tarafından yaratıldığı” kadar “kimin tarafından yakalandığı” da önemlidir.

2. New York: Finansallaşmış Kentsel Girişimcilik

New York, neoliberal kent yönetiminin klasik örneklerinden biridir. 1970’lerde yaşanan mali kriz sonrasında gayrimenkul geliştirme, finans sektörü ve özel yatırımlar kent ekonomisinin giderek daha belirgin unsurları hâline gelmiştir. Hudson Yards bu dönüşümün yakın dönem örneklerinden biridir. Manhattan’ın batısında eski demiryolu alanlarının büyük ölçekli konut, ofis ve ticaret bölgesine dönüştürülmesi için kent yönetimi metro uzatması dâhil önemli altyapı yatırımları gerçekleştirmiş, imar haklarını genişletmiş ve gelecekteki gayrimenkul gelirlerine dayalı bir finansman modeli kurmuştur. Projenin, yaratacağı ekonomik değer sayesinde önemli ölçüde kendi kendini finanse edeceği düşünülmüştür. Bununla birlikte, yapılan çalışmalar, beklenenden daha yüksek kamu desteğine ihtiyaç olduğunu ve gelecekteki arazi değerlerine dayalı finansman modellerinin önemli mali riskler taşıyabileceğini göstermektedir (Fisher & Leite, 2022; Fisher vd., 2023).

Hudson Yards’ı önemli kılan onun bir yolsuzluk örneği olması değildir. Asıl mesele, kamu tarafından yaratılan altyapı ve imar değerinin özel gayrimenkul getirilerine dönüşürken, finansal riskin önemli bir bölümünün kamu tarafından üstlenilebilmesidir. Neoliberal kentleşmenin temel tartışmalarından biri böylece “kamu mu özel mi?” sorusundan çok, risk ve getirinin nasıl bölüşüldüğü sorusuna dönüşmektedir.

3. Londra Docklands: Demokratik Planlamadan Özel Amaçlı Yönetişime

Londra Docklands, piyasa odaklı kentsel dönüşümün erken dönemindeki simgesel örneklerden biridir. Liman faaliyetlerinin gerilemesinin ardından bölgenin yeniden geliştirilmesi amacıyla 1981’de London Docklands Development Corporation kurulmuştur. Bu kuruluş geniş planlama ve arazi geliştirme yetkilerine sahip olmuş ve geleneksel yerel yönetim mekanizmalarının dışında faaliyet gösterebilmiştir. Londra’nın doğusunda yer alan “Canary Wharf” bu modelin en görünür sonucudur. Kamu altyapısı, arazi politikaları ve yatırım teşvikleri sayesinde eski liman alanı, uluslararası finans merkezlerinden birine dönüştürülmüştür. Ancak Docklands deneyimi önemli bir yönetişim sorusunu da ortaya çıkarmıştır. Yatırımların hızlandırılması amacıyla planlama yetkisinin seçilmiş yerel yönetimlerden özel amaçlı yapılara aktarılması, yatırım kapasitesini güçlendirirken demokratik hesap verebilirliğin zayıflaması riskini de beraberinde getirmiştir (Brownill & O’Hara, 2015).

Bu örnek neoliberalizmin daha az devlet anlamına gelmediğini göstermektedir. Devlet ortadan kalkmamış; özel yatırımı kolaylaştırmak amacıyla farklı bir biçimde yeniden örgütlenmiştir.

4. Şanghay: Devlet Girişimciliği ve Arazi Finansmanı

Şanghay, neoliberal kentleşmenin liberal demokratik siyasal sistemlere özgü olmadığını gösterir. Çin’de reform döneminde yerel yönetimler, arazi geliştirme, altyapı ve gayrimenkul aracılığıyla ekonomik büyümenin aktif aktörleri hâline gelmiştir. Şanghay'ın merkezinde yer alan, geleneksel mimari ile modern lüksü birleştiren, araç trafiğine kapalı, dünyaca ünlü bir alışveriş, yeme-içme ve eğlence bölgesi olan Xintiandi'nin dönüşümü, bu modelin bilinen örneklerinden biridir. He ve Wu (2005), projede özel geliştiriciler ile yerel yönetim arasında güçlü bir büyüme koalisyonu oluştuğunu; ancak devletin arazi tahsisi, planlama ve düzenleme araçları nedeniyle Batılı kentlere göre çok daha belirleyici bir rol oynadığını göstermektedir.

Şanghay deneyiminde piyasa mekanizmalarının gelişmesi devletin geri çekilmesi anlamına gelmemiştir. Aksine, güçlü kamu otoriteleri araziyi ekonomik büyüme stratejisinin merkezine yerleştirmiştir. Güncel araştırmalar, Çin merkezi yönetiminin arazi finansmanına ilişkin sınırlamalar getirmesine rağmen Şanghay’daki girişimci yerel yönetişimin yeni biçimlere uyum sağlayarak devam ettiğini göstermektedir.

Bu özellik İstanbul açısından da önemlidir. Her iki kentte de piyasa odaklı mekânsal dönüşüm güçlü devlet müdahalesiyle birlikte gelişebilmektedir.

5. Rio de Janeiro: Mega Proje İstisnacılığı

Rio de Janeiro’da 2014 FIFA Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyatları, kentsel dönüşümü hızlandıran önemli unsurlar olmuştur. Porto Maravilha projesi eski liman alanının yüksek değerli ticaret, turizm, ofis ve konut bölgesine dönüştürülmesini amaçlamıştır. Mega etkinlikler neoliberal kentleşme açısından önemlidir; çünkü sabit takvimler “aciliyet” yaratır. Olağan koşullarda uzun sürebilecek planlama, ihale ve kamusal tartışma süreçlerinin hızlandırılması gerektiği ileri sürülebilir. Sánchez ve Broudehoux (2013), Rio’daki mega etkinliklerin güçlü kamu-özel büyüme koalisyonlarının oluşmasına ve “istisnai planlama” biçimlerinin gelişmesine katkıda bulunduğunu göstermektedir.

Bu durum otomatik olarak yolsuzluk anlamına gelmez. Ancak karar sürelerinin kısalması, büyük ekonomik kaynakların yoğunlaşması ve özel sektörle karmaşık sözleşmelerin kurulması kamusal denetimin önemini artırır.

6. İstanbul: Neoliberal Kentleşmenin Hibrit Modeli

Türkiye’de neoliberal kentleşmenin gelişimi 1980 sonrası ekonomik dönüşümle yakından ilişkilidir. Büyükşehir belediyesi sisteminin 1984’te İstanbul, Ankara ve İzmir’de kurulması, büyük kentlerin idari ve ekonomik kapasitesini genişletmiştir. 5216 ve 5393 sayılı Kanunlar belediyelerin ekonomik faaliyetlerini ve şirketleşme imkânlarını artırmış; 6360 sayılı Kanun ise büyükşehir sisteminin coğrafi ölçeğini önemli ölçüde genişletmiştir.

Ancak Türkiye deneyimi klasik bir yerinden yönetim veya ademi merkeziyetçilik değildir. Büyükşehir belediyeleri güçlenirken, merkezi yönetim de planlama, altyapı, toplu konut ve kentsel dönüşüm alanlarında güçlü bir aktör olmaya devam etmiştir. Bu nedenle Türkiye’de ortaya çıkan model, piyasa mekanizmaları ile devlet müdahalesinin birlikte geliştiği hibrit bir kentleşme rejimidir.

İstanbul bunun en kapsamlı örneğidir. Kentsel dönüşüm, mega altyapı yatırımları, büyük ölçekli gayrimenkul projeleri ve belediye şirketlerinin genişlemesi, kenti yalnızca bir yerleşim mekânı değil, aynı zamanda büyük ölçekli bir sermaye birikim alanı hâline getirmiştir. Kuyucu ve Ünsal (2010), bazı İstanbul dönüşüm projelerinin arazi ve mülkiyet ilişkilerinin yeniden yapılandırılması yoluyla düşük gelirli grupların yer değiştirmesine ve yüksek değerli kullanımların gelişmesine imkân verdiğini göstermektedir. Tansel (2019) ise Türkiye’de neoliberal kentsel yönetişimin siyasal merkezileşmeyle çelişmek zorunda olmadığını; aksine, iki sürecin birlikte gelişebileceğini savunmaktadır.

Bu nedenle İstanbul, merkezi yönetim, büyükşehir belediyesi, belediye şirketleri, özel yatırımcılar ve gayrimenkul piyasasının aynı kent mekânında yoğun biçimde etkileştiği yüksek değerli bir kentsel ekonomidir.  Bu özellik İstanbul’un doğrudan bir “rant ve yolsuzluk kenti” olarak tanımlanmasını haklı çıkarmaz. Böyle bir model büyük altyapı ve hizmet üretme kapasitesine sahiptir. Ancak büyük ekonomik değer yaratma gücü yüksek olduğundan, şeffaflık, rekabet ve demokratik denetim zayıfladığında rant kollama ve ayrıcalıklı kaynak aktarımı riskleri de artar.

7. Kentsel Ranttan Yolsuzluk Riskine: Mekanizma Nasıl İşler?

Karşılaştırılan kentler farklı siyasal sistemlere sahip olsalar da ortak bir özellik taşır: kamu otoriteleri olağanüstü bir ekonomik değer yaratma kapasitesine sahiptir. Bir imar kararı, metro istasyonu, köprü, finans merkezi veya dönüşüm alanı belirli taşınmazların değerini kısa sürede katlayabilir. Dolayısıyla kamu kararlarını etkilemenin ekonomik getirisi artar.

Yolsuzluk açısından temel risk burada ortaya çıkar. Kamu kararlarının özel ekonomik değeri arttıkça ekonomik aktörlerin bu kararları kendi lehlerine yönlendirme motivasyonu da artmaktadır. Bu etkileşim, rüşvet gibi yasa dışı biçimler alabileceği gibi, siyasi finansman, ayrıcalıklı bilgi, etkili lobicilik, çıkar çatışmaları veya düzenleyici kurumlar ile sektör arasındaki yakın ilişkiler üzerinden tamamen farklı biçimlerde de ortaya çıkabilir.

Kamu ihaleleri ve kamu-özel ortaklıkları ikinci önemli alandır. Büyük altyapı projeleri karmaşık, yüksek maliyetli ve uzun süreli olduğundan, sözleşme tasarımı, risk dağılımı ve sonradan yapılan değişiklikler önemli ekonomik sonuçlar doğurabilir.

Dolayısıyla daha açıklayıcı ilişki şu şekilde kurulabilir:

Yüksek kentsel rant, geniş idari takdir yetkisi, yoğun kamu-özel etkileşimi, düşük şeffaflık ve zayıf hesap verebilirlik, yüksek rant kollama ve yolsuzluk riskine yol açar.

8. Kamusal Kentin İnşası: Neoliberal Kent Yönetimine Alternatif İlkeler

Neoliberal kentleşmenin eleştirisi, özel sektörün kentten tamamen çıkarılması veya tüm hizmetlerin klasik belediye bürokrasisine devredilmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Böyle bir yaklaşım, neoliberal model kadar indirgemeci olabilir. Alternatif modelin asıl meselesi, mülkiyetin yalnızca kamuya mı, özel sektöre mi ait olduğu değil; kentsel ekonomik değerin hangi amaçlarla üretildiği, kimler tarafından kontrol edildiği ve nasıl paylaşıldığıdır.

Alternatif kent yönetiminin başlangıç ilkesi bu nedenle kentin yatırım varlığı değil, toplumsal yaşam alanı olarak kabul edilmesidir. Lefebvre’nin (1968) “kent hakkı” yaklaşımından Harvey’nin (2012) çağdaş yorumuna kadar uzanan düşünsel çizgi, kent üzerinde söz sahibi olmanın yalnızca mülk sahiplerinin veya yatırımcıların değil, kenti gündelik yaşamlarıyla üreten tüm toplumsal kesimlerin de hakkı olduğunu savunur. BM Yeni Kentsel Gündemi de “herkes için kentler” vizyonunu, toprağın sosyal ve ekolojik işlevini, yeterli konut hakkını ve katılımcı kent yönetimini açıkça vurgulamaktadır.

8.1. Kentsel Rantın Toplumsallaştırılması

Alternatif modelin belki de en kritik ilkesi, kamu tarafından yaratılan arazi değer artışının önemli bir bölümünün yeniden kamuya dönmesidir.

Metro yatırımı, park, yol, altyapı veya imar değişikliği sonucunda arazi değeri yükseliyorsa, bu değerin tamamının tesadüfen ilgili parselin sahibine bırakılması ekonomik açıdan zorunlu değildir. Arazi değer artışının bir bölümü vergi, geliştirme katkısı, imar hakkı karşılığı ödeme veya benzeri mekanizmalarla topluma geri kazandırılabilir.

OECD ve Lincoln Institute tarafından 60 ülkenin uygulamalarını inceleyen çalışma, arazi değer artışının kamuya geri kazandırılmasının sosyal konut, toplu ulaşım, altyapı ve çevresel yatırımların finansmanında kullanılabileceğini göstermektedir. Temel ilke son derece güçlüdür: Kamusal karar kamusal değer yaratıyorsa, bu değerin makul bir bölümü kamusal olmalıdır (OECD & Lincoln Institute of Land Policy, 2022).

Bu yaklaşım neoliberal kentleşmenin temel mekanizmasını tersine çevirir. Kentin değerlenmesi artık yalnızca özel servet artışının değil, ortak kent yatırımlarının da finansman kaynağı olur.

8.2. Konutu Finansal Varlıktan Yeniden Sosyal Hak Alanına Taşımak

İkinci ilke, konutun yalnızca piyasa malı olarak görülmemesidir.

Viyana örneği bu bakımdan önemlidir. Kentte belediye ve kârı sınırlı konut kuruluşlarının uzun dönem boyunca yüksek paya sahip olması, konut piyasasının tamamının özel piyasa fiyatlarına teslim edilmesini engelleyen yapısal bir denge unsuru oluşturmuştur. OECD, Avusturya’daki sosyal ve sınırlı kâr konut sisteminin, özellikle büyük kentlerde konut fiyatları üzerinde dengeleyici bir rol oynadığını belirtmektedir (OECD, t.y.).

Alternatif kent modelinde sosyal konut, yalnızca en yoksullara yönelik küçük ölçekli bir yardım politikası olmamalıdır. Orta ve alt gelir gruplarının geniş bir bölümünü kapsayan büyük bir piyasa dışı veya sınırlı kâr konut stoku, spekülasyonu sınırlayan kalıcı bir kentsel kurum olarak görülmelidir.

“Topluluk Arazi Vakfı” (Community Land Trust) modelleri de bu açıdan önemlidir. Arazi ile konutun mülkiyetini birbirinden ayıran bu sistemlerde toprak, topluluk veya vakıf benzeri bir kurum tarafından tutulurken, konut daha düşük maliyetle hanelere kullandırılabilir. Böylece kamu desteğiyle yaratılan uygun fiyatlı konut, sonraki satışta tamamen piyasa spekülasyonuna dönüşmez ve kuşaklar boyunca erişilebilir kalabilir. ABD’de Kuzeybatı Vermont’ta bulunan “Burlington/Champlain Housing Trust” örneği, bu modelin en bilinen uygulamalarından biridir (Davis & Jacobus, 2008). Vakıf temel olarak; ortak mülkiyet modeliyle, düşük ve orta gelirli ailelerin piyasa fiyatlarının altında ev sahibi olmalarını sağlar, bölge genelinde uygun fiyatlı kiralık daireler ve konut kooperatifleri yönetir ve ev sahiplerinin enerji verimliliğini artırması veya gerekli onarımları yapabilmesi için düşük faizli kredi imkânları sağlar.

8.3. Demokratik Kamu Mülkiyeti ve Yeniden Belediyeleştirme

Üçüncü ilke, stratejik kentsel hizmetlerde kamu mülkiyetinin yeniden ele alınmasıdır.

Burada amaç 20. yüzyılın hantal ve vatandaş katılımından uzak kamu tekellerine geri dönmek değildir. Daha güçlü alternatif, demokratik kamu işletmeciliğidir.

Paris’in su hizmetlerini yeniden belediyeleştirmesi bunun önemli bir örneğidir. Yaklaşık çeyrek yüzyıllık özel işletme döneminin ardından, su hizmetinin 2010’da tek belediye işletmesi olan Eau de Paris altında yeniden birleştirilmesi, fiyat, yatırım ve su kaynakları üzerinde daha bütünleşik bir kamu kontrolü hedefiyle gerçekleştirilmiştir (EPSU, 2010). Yönetim kurulunda seçilmiş temsilcilerin yanı sıra sivil toplum temsilcilerinin ve uzmanların bulunması, klasik bürokratik kamu işletmesinden daha katılımcı bir model oluşturmayı amaçlamaktadır.

Dünya çapında enerji, su, ulaşım ve diğer alanlarda yeniden belediyeleştirme girişimlerinin artması, özelleştirmenin kent yönetiminin zorunlu son aşaması olmadığını göstermektedir.

8.4. Temsili Demokrasiye Katılımcı Kent Demokrasisini Eklemek

Alternatif modelin dördüncü ayağı, vatandaşın dört veya beş yılda bir oy veren pasif kent kullanıcısı olmaktan çıkarılmasıdır.

Brezilya’da Porto Alegre’de 1989’dan itibaren geliştirilen katılımcı bütçeleme sistemi, vatandaşların belediye bütçesindeki yatırım önceliklerini mahalle ve kent düzeyindeki toplantılar yoluyla belirlemeye katılmasını sağlamıştır (Güneş, 2020). Dünya Bankası incelemeleri, sistemin zaman içinde geniş katılıma ulaştığını ve özellikle düşük gelirli grupların kent bütçesi kararlarına erişimini artırabildiğini göstermektedir.

Katılım burada danışma toplantısı düzenlemek anlamına gelmemelidir. Gerçek katılımın bütçe, planlama ve yatırım kararları üzerinde ölçülebilir bir etkisi olmalıdır. UN-Habitat, çağdaş mekânsal planlamayı yalnızca teknik bir uzmanlık olarak değil, çok aktörlü ve katılımcı bir karar alma süreci olarak tanımlar.

8.5. Belediye–Kooperatif–Topluluk Ekonomisi

Neoliberal modele alternatif olarak düşünülecek sistemde bütün üretimin belediye tarafından yapılması gerekmez. Kamu işletmelerinin yanında kooperatifler, sosyal girişimler, mahalle örgütleri ve müştereklere dayalı yapılar da kent ekonomisinin aktörleri olabilir. Ostrom’un (1990) müşterekler literatürü, piyasa ile merkezi devlet arasındaki ikiliğin zorunlu olmadığını göstermiştir. Topluluklar belirli kaynakları ortak kurallar, katılım ve karşılıklı denetim mekanizmalarıyla sürdürülebilir biçimde yönetebilir.

Dolayısıyla geleceğin kent ekonomisi yalnızca kamu–özel ortaklığına değil, kamu–kooperatif, kamu–topluluk ve belediye–müşterek ortaklıklarına da dayanabilir.

8.6. Büyüme Yerine Sosyal ve Ekolojik Refah

Neoliberal kent modelinin en temel varsayımlarından biri sürekli büyümedir. Daha fazla yatırım, daha fazla inşaat, daha yüksek arazi fiyatları ve daha fazla tüketim kentsel başarı göstergeleri sayılır.

Alternatif model bunun yerine yaşam kalitesi, konuta erişim, ulaşım süresi, kamusal alan, gelir eşitsizliği, hava kalitesi, karbon emisyonları ve boş zaman gibi göstergeleri öne çıkarmalıdır.

Amsterdam’ın döngüsel ekonomi yaklaşımı bu arayışın örneklerinden biridir. Kent 2030’a kadar yeni hammadde kullanımını yarıya indirmeyi ve 2050’de tamamen döngüsel bir kent olmayı hedeflemektedir (Köne, 2020). Strateji yalnızca maddi ekonomik büyümeyi değil, daha geniş anlamda toplumsal refahı ve gezegenin sınırlarını da dikkate alır.

Bu perspektiften bakıldığında, iyi kent en fazla gökdelen inşa eden veya gayrimenkul fiyatlarını en hızlı yükselten kent değildir. İnsanların daha az ekonomik baskıyla, daha az ulaşım süresiyle, daha temiz bir çevrede ve daha güçlü sosyal bağlarla yaşayabildiği bir kenttir.

8.7. Radikal Şeffaflık ve Kamusal Bütünlük

Alternatif modelin diğer unsurları ne kadar güçlü olursa olsun, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan sürdürülebilir değildir.

İmar değişiklikleri, kamu arazisi satışları, belediye şirketleri, ihaleler, kamu-özel ortaklıkları ve büyük projeler mümkün olan en geniş ölçüde açık veri hâline getirilmelidir. Yüklenicilerin gerçek faydalanıcı sahipliği, sözleşme değişiklikleri, proje maliyetleri, siyasi finansman ilişkileri ve çıkar çatışmaları kamuoyu tarafından izlenebilir olmalıdır.

Bu yaklaşım neoliberalizme yalnızca ideolojik değil, kurumsal bir alternatif sunar. Devletin veya belediyenin büyümesi tek başına bir çözüm değildir. Demokratik olarak denetlenmeyen kamu gücü de özel sermaye kadar yoğunlaşmış çıkar ilişkileri üretebilir.

9. İstanbul ve Türkiye İçin Çıkarımlar

Bu ilkeler Türkiye açısından büyükşehir belediyelerinin küçültülmesini değil, ekonomik kapasitelerinin farklı amaçlara yönlendirilmesini gerektirir.

İstanbul gibi büyük bir metropolde güçlü bir belediye ve etkin kamu yatırımları kaçınılmazdır. Sorun, belediyenin ekonomik aktör olması değil; ekonomik faaliyetinin başarı ölçütünün ne olduğudur.

Alternatif modelde İstanbul’un başarısı arazi fiyatlarının artışıyla değil; uygun fiyatlı konut stokunun büyümesi, toplu ulaşım kullanımının yükselmesi, ulaşım sürelerinin azalması, yeşil alanın genişlemesi, gelir gruplarının mekânsal ayrışmasının sınırlanması ve vatandaşların karar süreçlerine katılımının artmasıyla ölçülmelidir.

İmar ve altyapı yatırımları sonucu ortaya çıkan değer artışının daha büyük bir bölümü toplu ulaşım, sosyal konut ve kamusal alanların finansmanına aktarılabilir. Belediyeye veya diğer kamu kurumlarına ait stratejik arazilerin, kısa dönemli bütçe ihtiyacı için satılması yerine, uzun dönemli kamusal arazi bankası mantığıyla korunması düşünülebilir. Sosyal konut projeleri yalnızca mülk satışı üzerine değil, kiralık ve kalıcı olarak erişilebilir konut modelleri üzerine de kurulabilir. Belediye şirketlerinde ticari performans göstergelerinin yanı sıra sosyal ve çevresel performans göstergeleri de zorunlu hâle getirilebilir.

Böyle bir dönüşüm, kamu ile piyasa arasında tercih yapmak değil, piyasanın kentin tamamını belirleyen kurum olmasını engellemek anlamına gelir.


Sonuç

Neoliberal dönüşüm, son kırk yılda kentlerin yönetim mantığını önemli ölçüde değiştirmiştir. New York, Londra, Şanghay, Rio de Janeiro ve İstanbul farklı siyasal sistemlere sahip olsalar da kentsel arazinin ekonomik büyüme aracı hâline gelmesi, kamu ve özel sektör arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması ve büyük projelerin kent politikasındaki ağırlığının artması bakımından ortak özellikler sergiler.

Neoliberal kentleşmenin temel problemi özel sektörün kentte bulunması değildir. Daha temel mesele, kentin kullanım değerinin giderek değişim değerine tâbi hâle gelmesidir. Konut yaşam alanından yatırım aracına, arazi ortak mekândan finansal varlığa, belediye hizmeti toplumsal haktan gelir üreten faaliyete ve vatandaş da kent sakini olmaktan giderek müşteri konumuna doğru itilebilir.

Bununla birlikte, neoliberal kentleşme kaçınılmaz ya da alternatifsiz değildir. Viyana’nın sosyal konut sistemi, Paris’in yeniden belediyeleştirilen su hizmeti, Porto Alegre’nin katılımcı bütçelemesi, "Topluluk Arazi Vakfı" (community land trust) modelleri, arazi değer artışının kamuya kazandırılması uygulamaları ve Amsterdam’ın ekolojik sınırlar içerisinde refah arayışı, farklı kent yönetiminin parçalarının hâlihazırda dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanabildiğini göstermektedir.

Bu örneklerden hareketle alternatif kent paradigmasının temel amacı kentsel değerin üretimini durdurmak değil, bu değerin toplumsal amaçlarla yönetilmesini sağlamaktır. Piyasa tamamen ortadan kalkmayacak, ancak kentin temel belirleyicisi olmaktan çıkacaktır. Kamu güçlendirilecek, fakat demokratik denetimden bağımsız bir bürokrasi hâline getirilmeyecektir. Özel girişim varlığını sürdürecek, ancak kamusal kararlarla yaratılan olağanüstü rantların sınırsız özel kazanca dönüşmesi engellenecektir.

Bu nedenle alternatif model dört temel dengeye dayanmalıdır: piyasa karşısında kamusal kapasite, mülkiyet karşısında kullanım hakkı, ekonomik büyüme karşısında sosyal-ekolojik refah ve yönetim gücü karşısında demokratik katılım.

Belki de en temel paradigma değişimi başarı kavramında yapılmalıdır. Bir kentin başarısı gökdelen sayısı, gayrimenkul değerleri veya çektiği küresel sermaye miktarıyla ölçülmemelidir. Başarılı kent; konutu erişilebilir, ulaşımı kolay, temel hizmetleri güvenilir, kamusal alanları güçlü, ekolojik ayak izi düşük, toplumsal eşitsizlikleri sınırlı ve karar süreçleri vatandaşlarına açık olan kenttir.

Bu açıdan neoliberal kent yönetimine alternatif arayışı bir “geçmişe dönüş” değildir. Tam tersine, 21. yüzyılın konut krizi, iklim değişikliği, eşitsizlik ve demokratik temsil sorunlarına cevap verecek yeni bir yerel siyasal ekonomi arayışıdır.

Bu modelin merkezindeki soru artık “kent ne kadar büyüdü?” olmamalıdır.

Asıl soru şudur: Kent kimin için büyüyor? Kentsel değeri kim yaratıyor? Bu değeri kim elde ediyor? Kentin geleceğine kim karar veriyor?

Kent yönetiminin demokratik niteliği, büyük ölçüde bu dört soruya verilen cevaplarla belirlenecektir.


Kaynakça

Brenner, N., & Theodore, N. (2002). Cities and the geographies of “actually existing neoliberalism.” Antipode, 34(3), 349–379. https://doi.org/10.1111/1467-8330.00246

Brownill, S., & O’Hara, G. (2015). From planning to opportunism? Re-examining the creation of the London Docklands Development Corporation. Planning Perspectives, 30(4), 537–570. https://doi.org/10.1080/02665433.2014.989894

Davis, J. E., & Jacobus, R. (2008). The city-CLT partnership: Municipal support for community land trusts. Lincoln Institute of Land Policy. https://www.lincolninst.edu/app/uploads/legacy-files/pubfiles/the-city-clt-partnership-full.pdf

EPSU. (2010). How did Paris remunicipalise its water services ? The benefits of public ownership. https://www.epsu.org/article/how-did-paris-remunicipalise-its-water-services-benefits-public-ownership

Fainstein, S. S. (2008). Mega-projects in New York, London and Amsterdam. International Journal of Urban and Regional Research, 32(4), 768–785.  https://doi.org/10.1111/j.1468-2427.2008.00826.x

Fisher, B., & Leite, F. (2022). Selling TIF: Positioning Hudson Yards as a project that pays for itself. Cities, 125, 103661. 10.1016/j.cities.2022.103661

Fisher, B., Leite, F., & Weber, R. (2023). Value creation, capture, and destruction: Hudson Yards and the false promise of self-financing mega-projects. Journal of the American Planning Association, 89(1), 134–145. https://doi.org/10.1080/01944363.2022.2026808

Güneş, İ. (2020). Porto Alegre, Paris ve Seul Katılımcı Bütçe Modelleri. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 22 (2), 537-554.

Harvey, D. (1989). From managerialism to entrepreneurialism: The transformation in urban governance in late capitalism. Geografiska Annaler: Series B, Human Geography, 71(1), 3–17. https://doi.org/10.2307/490503

Harvey, D. (2005). A brief history of neoliberalism. Oxford University Press.

Harvey, D. (2012). Rebel cities: From the right to the city to the urban revolution. Verso.

He, S., & Wu, F. (2005). Property-led redevelopment in post-reform China: A case study of Xintiandi redevelopment project in Shanghai. Journal of Urban Affairs, 27(1), 1–23. https://doi.org/10.1111/j.0735-2166.2005.00222.x

Köne, A.Ç. (2020). Amsterdam Simit Ekonomisi Modelini Uyguluyor. Sosyal Ekonomi, https://sosyalekonomi.org/amsterdam-simit-ekonomisi-modelini-uyguluyor/

Kuyucu, T., & Ünsal, Ö. (2010). ‘Urban transformation’ as state-led property transfer: An analysis of two cases of urban renewal in Istanbul. Urban Studies, 47(7), 1479–1499.

Lefebvre, H. (1968). Le droit à la ville (The Right to the City). The Anarchist Library, https://theanarchistlibrary.org/library/henri-lefebvre-right-to-the-city

Logan, J. R., & Molotch, H. L. (1987). Urban fortunes: The political economy of place. University of California Press.

OECD. (2026). Economic regulation of water supply and sanitation services: Key trends and approaches. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/economic-regulation-of-water-supply-and-sanitation-services_14514522-en.html

OECD, & Lincoln Institute of Land Policy. (2022). Global compendium of land value capture policies. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/4f9559ee-en

OECD. (t.y.).  OECD Affordable Housing Database. https://www.oecd.org/content/oecd/en/data/datasets/oecd-affordable-housing-database.html

Ostrom, E. (1990). Governing the commons: The evolution of institutions for collective action. Cambridge University Press.

Peck, J., & Tickell, A. (2002). Neoliberalizing space. Antipode, 34(3), 380–404.https://doi.org/10.1111/1467-8330.00247

Rose-Ackerman, S., & Palifka, B. J. (2016). Corruption and government: Causes, consequences, and reform (2nd ed.). Cambridge University Press.

Sánchez, F., & Broudehoux, A.-M. (2013). Mega-events and urban regeneration in Rio de Janeiro: Planning in a state of emergency. International Journal of Urban Sustainable Development, 5(2), 132–153. https://doi.org/10.1080/19463138.2013.839450

Tansel, C. B. (2019). Reproducing authoritarian neoliberalism in Turkey: Urban governance and state restructuring in the shadow of executive centralization. Globalizations, 16(3), 320–335. https://doi.org/10.1080/14747731.2018.1502494

UN-Habitat. (2017). New urban agenda. https://habitat3.org/the-new-urban-agenda/

UN-Habitat. (2023). Enabling meaningful public participation in spatial planning processes. United Nations Human Settlements Program. https://unhabitat.org/enabling-meaningful-public-participation-in-spatial-planning-processes

Weber, R. (2002). Extracting value from the city: Neoliberalism and urban redevelopment. Antipode, 34(3), 519–541.  https://doi.org/10.1111/1467-8330.00253Digital Object Identifier (DOI)

 

Oktay BİNGÖL

bottom of page