
Küresel Jeopolitik Görünüm
Haftalık Stratejik Değerlendirme — Sayı 3
10 Ağustos 2026
2–8 Ağustos haftası, küresel sistemde bölgesel güvenlik düzenlemelerinin güçlendiği, ancak mevcut çatışmaların çözüme yaklaşmaktan çok yeni ekonomik, teknolojik ve coğrafi alanlara yayıldığı bir dönem oldu. Orta Doğu’da ABD-İran çatışmasının diplomatik çözümüne ilişkin Washington ve Tahran’dan çelişkili açıklamalar gelirken, Hürmüz Boğazı üzerindeki anlaşmazlık savaşın en önemli pazarlık unsurlarından biri olmaya devam etti.

YÖNETİCİ ÖZETİ
2–8 Ağustos haftası, küresel sistemde bölgesel güvenlik düzenlemelerinin güçlendiği, ancak mevcut çatışmaların çözüme yaklaşmaktan çok yeni ekonomik, teknolojik ve coğrafi alanlara yayıldığı bir dönem oldu. Orta Doğu’da ABD-İran çatışmasının diplomatik çözümüne ilişkin Washington ve Tahran’dan çelişkili açıklamalar gelirken, Hürmüz Boğazı üzerindeki anlaşmazlık savaşın en önemli pazarlık unsurlarından biri olmaya devam etti. Umman’ın arabuluculuğu sürmesine rağmen ticari gemi trafiği savaş öncesindeki seviyelere dönemedi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel devletlerin ABD merkezli güvenlik mimarisini terk etmeden alternatif ve tamamlayıcı güvenlik ağları geliştirdiğinin önemli bir göstergesi oldu. Taraflardan birine yönelik saldırının diğerlerine yapılmış sayılacağı hükmünü içeren anlaşmanın gerçek stratejik değeri, önümüzdeki dönemde müşterek planlama ve kurumsallaşmanın ne ölçüde gerçekleşeceğine bağlı olacaktır. Anlaşmanın İran’a veya başka bir ülkeye karşı olmadığı özellikle vurgulanmıştır.
Suriye’de gündem, rejim değişikliğinin ardından devlet inşası ve yeniden yapılanmanın finansmanı üzerine yoğunlaşıyor. Ekonomik göstergelerde sınırlı iyileşme, yaptırım rahatlaması ve enerji sahalarının merkezi yönetimin kontrolüne geçmesi dikkate değer gelişmeler olmakla birlikte, 216 milyar dolarlık yeniden yapılanma ihtiyacı, milyonlarca yerinden edilmiş insan ve çok düşük kamu gelirleri devlet kapasitesinin önündeki temel sorunlardır.
Güney Asya’da Taliban yönetiminin Afganistan üzerindeki fiilî kontrolü sürerken ekonomik kırılganlık, kadınların eğitim ve istihdamdan dışlanması ve Pakistan’la Pakistan Talibanı (TTP) kaynaklı güvenlik anlaşmazlığı devam ediyor. Hindistan-Pakistan hattında ise 2025’teki askerî çatışmanın ardından Keşmir sorununa su güvenliği ve İndus havzası sorunları da eklenmiştir.
Tayvan, Han Kuang tatbikatlarında yalnızca askerî birlikleri değil, devlet yönetiminin sürekliliğini, ulaşım altyapısını, hava üslerini ve sivil savunmayı da test etti. Pekin ise Tayvan’ın silahlanmasını ve ABD bağlantılı savunma hazırlıklarını “bağımsızlık arayışının” bir parçası olarak tanımlamaya devam ediyor.
Avrupa’da güvenlik gündeminin iki farklı cephesi öne çıktı. Batı Balkanlar’da Bosna-Hersek ve Kosova-Sırbistan sorunları düşük yoğunluklu, fakat yapısal kırılganlıklarını korurken, İspanya ile İtalya arasında Ceuta’daki kitlesel göç hareketi sonrasında karşılıklı sınır kontrollerinin başlaması, Schengen sistemindeki siyasi uyum sorununu yeniden görünür kıldı.
Aşırı sıcaklık ve orman yangınları da Avrupa güvenlik gündeminin kalıcı unsurları haline gelmektedir. Avrupa, dünyanın en hızlı ısınan kıtasıdır; 2026 yazındaki yangınlar yalnızca çevresel zarar değil, tahliye, sağlık, sigorta ve bütçe maliyetleri üzerinden devlet dayanıklılığı sorunu yaratmaktadır. Yalnızca beş ülkede aşırı sıcakla bağlantılı yaklaşık 10.000 ölümün bildirilmesi, iklim değişikliğinin artık ikincil öncelikli bir çevre sorununun ötesinde, insan güvenliği ve kamu kapasitesi sorunu olduğunu göstermektedir.
Arktik’te ABD’nin Grönland üzerindeki stratejik talepleri, Rusya’nın Kuzey Deniz Rotası’nı geliştirme çabaları ve Çin’in Avrupa’ya yönelik Arktik taşımacılık girişimleri birbirine yaklaşmaktadır. Uzayda ise ABD’nin Artemis sistemi, Çin’in Ay programı ve Hindistan’ın Gaganyaan kapasitesi, rekabetin artık “Ay’a kim önce ulaşacak?” sorusundan Ay çevresindeki altyapı ve kuralları kimin belirleyeceği sorusuna geçtiğini göstermektedir.
GİRİŞ
Küresel sistem 2026 yazında giderek daha fazla üst üste binen güvenlik ağları tarafından şekillendirilmektedir. NATO gibi klasik ittifakların yanında Mekke Ortak Savunma Anlaşması gibi yeni bölgesel oluşumlar ortaya çıkarken, devletler bir taraftan mevcut ittifaklarını korumakta, diğer taraftan alternatif güvenlik ve ekonomik ilişkiler geliştirmektedir.
Bu eğilim “yeni Soğuk Savaş” kavramıyla bütünüyle açıklanamaz. Soğuk Savaş iki büyük blok etrafında yüksek derecede hiyerarşik bir sistem yaratmıştı. Bugünün yapısında ise Türkiye, Suudi Arabistan, Hindistan, Brezilya, Kazakistan ve benzeri orta güçler birden fazla stratejik ağda aynı anda yer alabilmektedir.
Aynı zamanda güvenlik kavramının alanı genişliyor. Hürmüz’de tanker geçişi, İndus’ta su miktarı, Fransa’da orman yangını, Tayvan’da yarı iletken fabrikasının çalışabilirliği, Grönland’daki kritik mineraller veya Ay çevresindeki iletişim ağı artık aynı geniş stratejik dayanıklılık tartışmasının parçalarıdır.
Bu nedenle haftanın genel eğilimi “çok katmanlı rekabet ve dayanıklılık arayışı” olarak tanımlanabilir.
1. DÖNEM İÇİNDE BÖLGESEL GELİŞMELER
a. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz
Orta Doğu’nun güvenlik gündeminde ABD-İran savaşı, Hürmüz ve Babülmendep’teki seyrüsefer sorunu ve Körfez ülkelerinin güvenlik politikalarını çeşitlendirme arayışı belirleyici oldu.
7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu değişimin en görünür örneğidir. Anlaşma taraflardan birine saldırının diğerlerine yapılmış sayılması ilkesini getirirken, Türk tarafı düzenlemenin başka ittifakların yerine geçmediğini ve İran dahil herhangi bir devlete yönelmediğini açıklad ı (Reuters, 2026c).
Mekke Anlaşması’nı bugünden bir “İslam NATO’su” olarak nitelendirmek kurumsal gerçekliğin önüne geçmektedir. NATO’nun müşterek komuta, standartlaştırma, nükleer planlama ve yetmiş yılı aşan birlikte çalışabilirlik altyapısıyla karşılaştırıldığında, Mekke mekanizması henüz başlangıç aşamasındadır. Bununla birlikte, Suudi finansman kapasitesi, Türk savunma sanayii ve Pakistan’ın büyük askerî kapasitesinin aynı güvenlik mekanizmasında buluşması uzun vadede göz ardı edilemeyecek bir gelişmedir.
Suriye’de ise savaş sonrası aşamanın temel problemi devletin yeniden işleyebilir hale getirilmesidir. Dünya Bankası, merkezi yönetimin Şubat 2026 itibarıyla önemli petrol ve gaz alanlarındaki kontrolünü genişlettiğini ve ulusal petrol üretimindeki payını yaklaşık yüzde 20’den yüzde 88’e çıkardığını belirtiyor. 2025 büyümesi yüzde 2–4 aralığında tahmin edilirken, enflasyonda da önemli bir gerileme görülmektedir (World Bank, 2026a).
Ancak bu kısmi ekonomik toparlanmaya fazla anlam yüklenmemesi gerekir. Kamu gelirlerinin savaş öncesindeki GSYH’nin yaklaşık yüzde 20’sinden yüzde 5’in altına düşmüş olması, belediye hizmetleri, eğitim, sağlık, güvenlik ve altyapı için merkezi yönetimin elindeki kaynakları ciddi biçimde sınırlamaktadır (World Bank, 2026b).
BM’ye göre Aralık 2024’ten bu yana yaklaşık 1,7 milyon mülteci ve iki milyona yakın ülke içinde yerinden edilmiş kişi geri dönmüş olsa da yaklaşık 5,5 milyon Suriyeli hâlâ ülke içinde yerinden edilmiş durumdadır. Yeniden yapılanma ihtiyacı yaklaşık 216 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır (United Nations in Syria, 2026).
Dolayısıyla Suriye’nin önündeki temel soru artık iktidarın kimde olduğu değil, yeni yönetimin meşru, kapsayıcı ve hizmet üretebilen bir devlet oluşturup oluşturamayacağıdır.
b. Avrupa ve Balkanlar
Avrupa’da Ukrayna savaşı temel güvenlik konusu olmaya devam ederken, kıtanın iç güvenliği ve siyasi uyumu açısından iki gelişme öne çıkmıştır.
Birincisi, Ceuta’daki büyük göç hareketinin ardından İspanya-İtalya geriliminin Schengen sınır kontrollerine dönüşmesidir. İtalya’nın İspanya’dan gelen yolculara ek kontroller uygulaması üzerine Madrid de 8 Ağustos’tan itibaren İtalya’dan gelen uçuşlara ve gemilere pasaport ve vize kontrolleri getirdi. İtalya önlemlerini güvenlik ve göç riskiyle gerekçelendirirken, İspanya uygulamayı orantısız bulduğunu açıkladı (Reuters, 2026d).
Bu kriz, göç politikasındaki farklılıkların Avrupa’nın temel ilkelerinden biri olan serbest dolaşımı aşındırabileceğini göstermektedir. Schengen’in hukuki çerçevesi istisnai durumlarda geçici kontrollerin yapılmasını mümkün kılar. Bu istisnanın giderek siyasi pazarlık aracına dönüşmesi, AB bütünleşmesi için bir risk oluşturmaktadır.
İkinci önemli alan Batı Balkanlar'dır. Bosna-Hersek’in kurumsal parçalanmışlığı ve Kosova-Sırbistan ilişkilerindeki normalleşme sorunu sürmektedir. AB, Bosna-Hersek Silahlı Kuvvetleri'nin kapasitesini ve birlikte çalışabilirliğini Avrupa Barış Fonu üzerinden desteklemeye devam etmektedir (Council of the European Union, 2026).
Kosova ve Sırbistan hattında kısa vadede geniş çaplı çatışma beklenmemektedir; ancak geçmiş savaşın devam eden hukuki süreçleri, kuzey Kosova’daki güvenlik sorunu ve iki tarafın iç siyasetinde milliyetçi söylemin bir mobilizasyon aracı olmaya devam etmesi kırılganlığı korumaktadır.
c. Kafkasya – Orta Asya
Güney Kafkasya’da ana eğilim, savaş riskinin azalması; buna karşılık ulaştırma koridorlarının yeni bir jeopolitik rekabet konusu haline gelmesidir.
Ermenistan ve ABD arasında TRIPP — Trump Route for International Peace and Prosperity — projesi için oluşturulan uygulama çerçevesi, Azerbaycan’ın ana toprakları ile Nahçıvan arasındaki ulaşımı Ermenistan egemenliği içinde sağlamayı ve hattı Trans-Hazar ticaret sistemine bağlamayı amaçlamaktadır. Erivan, anlaşmada kendi egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve yargı yetkisinin devam ettiğini özellikle vurgulamaktadır (Ministry of Foreign Affairs of Armenia, 2026).
Bu gelişme Türkiye açısından önemlidir. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, Kars-Gümrü demiryolunun yeniden işletilmesi ve Azerbaycan-Nahçıvan bağlantısının sağlanması birlikte gerçekleşirse, Güney Kafkasya’da yaklaşık otuz yıldır güvenlik sorunları nedeniyle engellenen ekonomik entegrasyon yeni bir aşamaya girebilir.
Bununla birlikte, Ermenistan’ın Rusya’dan stratejik olarak uzaklaşması iç siyasi maliyet doğurmaktadır. Ermeni Apostolik Kilisesi ile Paşinyan yönetimi arasındaki gerilim ve kilise liderliğiyle ilgili yargı süreci, dış politika yöneliminin ülkenin kimlik ve rejim tartışmalarıyla birleştiğini göstermektedir (Reuters, 2026e).
Orta Asya’da Kazakistan, Trans-Hazar Orta Koridoru’nu Avrupa-Asya bağlantısının temel unsurlarından biri olarak geliştirmeyi sürdürüyor. Kazak makamları, demiryollarının modernizasyonunu, Hazar limanlarının kapasitesinin artırılmasını ve lojistiğin dijitalleşmesini ana öncelikler olarak tanımlamaktadır (Government of Kazakhstan, 2026).
Bu süreç Rusya’nın bölgedeki etkisinin azalması anlamına gelmemektedir. Ancak Orta Asya devletlerinin Rusya, Çin, Avrupa ve Türkiye arasında bağlantıları çeşitlendirmeye yöneldiğinin güçlü bir örneğidir.
d. Hint-Pasifik
Tayvan-Çin
Tayvan’ın 5 Ağustos’ta başlayan Han Kuang 42 tatbikatları, savunma yaklaşımında önemli bir dönüşümü temsil ediyor. Cumhurbaşkanı Lai Ching-te’nin zırhlı araçla savaş zamanı komuta merkezine götürülmesi, hükümetin savaş koşullarında devamlılığının test edilmesi, hava üslerinin hızlı onarımı ve sivil-asker koordinasyonu tatbikatın öne çıkan unsurları oldu (Reuters, 2026f, 2026g). Tayvan’ın kendi resmî dokümanları, Ağustos tatbikatlarını hava saldırısı alarmı, tahliye, iletişim kesintileri ve afet müdahalesini içeren “bütün toplum savunma dayanıklılığı” yaklaşımıyla ilişkilendiriyor (Ministry of National Defense, Republic of China, 2026).
Pekin’in bakış açısı farklıdır. Çin tarafı Tayvan’ın askerî hazırlıklarını “silahlanarak bağımsızlık arayışı” olarak çerçeveliyor ve ABD-Tayvan askerî ilişkilerinin Boğaz’daki istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri olduğunu savunuyor (Global Times, 2026).
Dolayısıyla aynı tatbikat Taipei için dayanıklılık ve caydırıcılık, Pekin için ise ayrılıkçı militarizasyon anlamına gelmektedir.
Hindistan-Pakistan
Hindistan-Pakistan ilişkilerinde 2025’teki askerî çatışmanın mirası devam ediyor. Hindistan’ın İndus Suları Anlaşması’nı askıya alma politikasını sürdürmesi ve Jammu-Keşmir’de hidroelektrik kapasitesini artırması, Pakistan açısından su güvenliğini doğrudan millî güvenlik konusu haline getirmektedir (Press Information Bureau, Government of India, 2026; India Today, 2026). Yeni Delhi bunu sınır ötesi terörizm karşısında bir siyasi baskı aracı olarak çerçevelerken, Islamabad nehrin yukarısındaki konumun siyasi amaçlarla kullanılmasını kabul edilemez bir stratejik tehdit olarak görüyor. Nükleer silahlara sahip iki devlet arasındaki ilişkilerde suyun bu şekilde güvenlikleştirilmesi, iklim değişikliği ve nüfus artışı nedeniyle uzun vadede Keşmir kadar önemli bir kriz alanı yaratabilir.
Afganistan-Pakistan
Taliban, iktidarı yeniden ele geçirmesinin beşinci yılına yaklaşırken ülke üzerinde fiilî kontrolünü ciddi sorunlarla yüzleşerek sürdürüyor. Ancak kontrol ile başarılı bir devlet inşası aynı şey değildir. BM Kalkınma Programı (UNDP), Afgan nüfusunun yaklaşık dörtte üçünün temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çektiğini; geri dönen nüfusun, yaşanan kuraklığın ve dış yardımdaki düşüşün mevcut kırılganlığı ağırlaştırdığını belirtiyor (United Nations Development Programme, 2026).
Taliban’ın kız çocuklarının orta ve yükseköğrenimine ve kadınların ekonomik hayata katılımına getirdiği sınırlamalar, yalnızca insan hakları açısından değil, ülkenin ekonomik üretim kapasitesi açısından da ciddi bir maliyet yaratmaktadır.
Pakistan’la ilişkiler ise Taliban’ın en önemli dış politika açmazlarından biridir. Pakistan, Afganistan’da Pakistan Talibanı (TTP) unsurlarına güvenli alan sağlandığını ileri sürerken, Taliban bu iddiayı reddetmektedir. İki taraf arasındaki güvenlik sorunu zaman zaman doğrudan sınır çatışmasına ve Pakistan’ın Afganistan içindeki hedeflere yönelik saldırılara yol açmıştır. Bu durum, 2021’de Taliban’ın dönüşünü Pakistan açısından stratejik bir kazanım olarak değerlendiren yaklaşımın sınırlılıklarını ortaya koymaktadır: “İdeolojik yakınlık, devlet çıkarlarının örtüşeceğini garanti etmez.
e. Afrika
Afrika’da Sudan savaşı kıtanın en ağır güvenlik ve insani krizlerinden biri olmaya devam ederken, Sahel ve Afrika Boynuzu’ndaki kırılganlık sürmektedir.
Sudan’da iktidardaki hükümet kuvvetleri SAF ile muhalif kuvvet RSF arasındaki mücadele Kordofan ve Darfur eksenlerinde devlet otoritesinin parçalanmasını derinleştiriyor. Savaşın etkisi yalnız Sudan’la sınırlı değildir; Çad, Güney Sudan, Mısır ve diğer komşu ülkeler de mülteci akınları, silah kaçakçılığı ve sınır ticaretinin bozulmasından etkilenmektedir.
Afrika’yı yalnızca “çatışma kıtası” olarak değerlendirmek eksik olur. Kızıldeniz krizinin uzaması Doğu Afrika ticaretini, enerji maliyetlerini ve liman rekabetini etkilerken; kritik mineraller ve enerji dönüşümü Çin, Avrupa, Körfez ülkeleri, ABD, Rusya ve Türkiye’nin Afrika ilgisini artırmaktadır. Bu nedenle Afrika’daki büyük güç rekabeti artık yalnızca askerî üsler üzerinden değil, liman, demiryolu, enerji, maden, telekomünikasyon ve savunma iş birliği bileşimi üzerinden yürümektedir.
f. Kuzey ve Güney Amerika
Kuzey Amerika jeopolitiğinin öne çıkan konusu ABD’nin Grönland yaklaşımıdır. Washington’ın Grönland’ın Kuzey Amerika savunması açısından stratejik önemini vurgulaması yeni değildir; ancak Başkan Trump döneminde bu yaklaşım adanın statüsüne ilişkin çok daha açık siyasi taleplere dönüşmüştür. Bu politika, füze erken uyarısı, Rus ve Çin Arktik faaliyetleri, deniz yolları ve kritik mineraller üzerinden açıklanmaktadır. Buna karşılık, Grönland’ın kendi demokratik iradesi ile Danimarka’nın egemenlik hakları, Washington’ın taleplerinin temel hukuki ve siyasi sınırlarını oluşturmaktadır. Hafta sonunda Trump çevresiyle bağlantıları bulunan bir Amerikan şirketinin Doğu Grönland’da petrol arama hazırlıkları nedeniyle Grönland yönetimi tarafından uyarılması, jeopolitik tartışmanın ekonomik kaynak boyutunu daha da görünür hale getirmiştir (The Guardian, 2026).
Güney Amerika’da ise Brezilya-Arjantin ilişkileri dikkat çekici bir biçimde gerilmiştir. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'ya yönelik "hırsız" sözleri iki ülke arasındaki diplomatik krizi derinleştirdi. Brezilya, diplomatik ilişkilerin temsil seviyesini maslahatgüzarlık düzeyine düşürdü. Buenos Aires karşı tedbir uygulamayacağını açıkladı (Reuters, 2026h, 2026i).
Bu gerilim, Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay tarafından 1991 yılında kurulan Güney Amerika Ekonomik ve Ticaret Birliği (MERCOSUR) açısından önemlidir. Aynı zamanda Brezilya, ticaret ağlarını çeşitlendirme yönünde hareket etmektedir. MERCOSUR-Singapur Serbest Ticaret Anlaşması 1 Ağustos itibarıyla Brezilya açısından yürürlüğe girerken, Brezilya Güney Kore ve Çin’le yeni ticaret kanallarını genişletmeye çalışmaktadır (Presidência da República do Brasil, 2026).
g. Arktik ve Antarktika
Arktik
Arktik iklim değişikliği, ticaret rotaları ve askerî rekabetin kesişme noktasıdır. ABD açısından Grönland Kuzey Amerika'nın hava ve füze savunmasının ileri noktasıdır. Rusya açısından Kuzey Deniz Rotası, Arktik enerji sahaları ve kuzey limanları stratejik bir altyapıdır. Çin açısından Arktik, Avrupa’ya ulaşan alternatif deniz yolları aracılığıyla enerji ve hammadde ağlarının bir parçasıdır.
Rusya, Arkhangelsk merkezli Arktik kalkınma gündeminde Kuzey Deniz Rotası, teknolojik egemenlik, sanayi yatırımları ve “dost ülkelerle” ekonomik iş birliğini öne çıkarmaktadır. Bu, yaptırımlar altında Rusya’nın Arktik stratejisinin giderek daha Asya yönelimli hale geldiğini göstermektedir.
Arktik’in önündeki temel paradoks açıktır: Küresel ısınmanın yarattığı çevresel zarar, aynı zamanda yeni ekonomik ve askerî erişim imkânları da doğurmaktadır. Bu nedenle iklim değişikliği burada yalnız bir tehdit değil, güç dağılımını değiştiren jeopolitik bir değişkendir.
Antarktika
Kaynakların yönetimi, deniz koruma alanları ve bilimsel faaliyetler konusunda büyük devletler arasında ortaya çıkan görüş farklılıkları, bölgenin gelecekte kaynak ve norm rekabetine açılabileceğini göstermektedir. Antarktika Deniz Canlı Kaynaklarının Korunması Komisyonu (CCAMLR)’nun mevcut sistemi canlı kaynakların korunması ile “rasyonel kullanım” arasında denge kurmayı amaçlamaktadır (CCAMLR, 2026). Antarktika bakımından kısa vadeli askerî rekabetten çok bilimsel varlık, hukuk ve gelecekteki kaynak erişimi önem arz etmektedir.
h. Uzay
Uzaydaki büyük güç rekabeti giderek Ay çevresinde yoğunlaşmaktadır. ABD öncülüğündeki Artemis Accords ağı, Mauritius’un temmuz ayında katılmasıyla 70 ülkeye ulaşmıştır. Sistem Ay ve diğer gök cisimlerindeki sivil faaliyetler için şeffaflık, güvenli bölgeler, kaynak kullanımı ve zararlı müdahaleden kaçınma ilkelerini geliştirmektedir (NASA, 2026a). Buna paralel olarak, NASA öncülüğünde Artemis programının bir parçası olarak Ay yörüngesinde kurulması planlanan Lunar Gateway isimli uzay istasyonu kurulması planlanmaktadır (NASA, 2026b).
Diğer taraftan, Çin Chang’e 5 ve Chang’e 6 görevlerinden getirilen Ay örneklerini bilimsel araştırmaya açarak Ay programının bilimsel altyapısını genişletmektedir (China National Space Administration, 2026). Hindistan ise Gaganyaan insanlı uzay programında paraşüt ve mürettebat modülü testlerini sürdürmektedir. Hindistan’ın yalnız uydu ve fırlatma kapasitesine değil, insanlı uçuş ve geniş teknoloji ekosistemine yatırım yapmaktadır (Indian Space Research Organisation, 2026a, 2026b).
Uzay rekabetinin yeni aşamasında asıl mücadele “bayrak dikmek” değil; navigasyon, iletişim, kaynak kullanımı, güvenli bölgeler ve standartlar üzerinde olacaktır.
2. ÇATIŞMALAR VE BARIŞ GİRİŞİMLERİ
a. Rusya-Ukrayna
Rusya-Ukrayna savaşı, cephe hattındaki yıpratma mücadelesi ile cephe gerisindeki stratejik altyapıya yönelik saldırıların birleştiği bir aşamadadır. Ukrayna, Rusya'nın rafinerilerine ve enerji altyapısına yönelik uzun menzilli İHA saldırılarını artırarak savaşın ekonomik sürdürülebilirliğini hedeflemektedir. Rusya ise Ukrayna şehirleri, limanlar, enerji tesisleri ve askerî lojistiğe yönelik füze ve İHA saldırılarını sürdürmektedir. Bu stratejinin iki sonucu vardır. Birincisi, cephe ile cephe gerisi arasındaki ayrım giderek kaybolmaktadır. İkincisi, savaşın sona ermesine yönelik herhangi bir ateşkes, yalnızca kara cephe hattını değil, enerji ve liman altyapısına yönelik saldırıların tanımını da içermelidir.
Diplomatik boyutta temaslar sürmesine rağmen toprak, güvenlik garantileri, yaptırımlar ve Ukrayna’nın gelecekteki askerî statüsü başta olmak üzere temel uyuşmazlıklar çözülebilmiş değildir. Bu nedenle kısa vadede kapsamlı bir barıştan çok, belirli saldırı türlerini sınırlandıran sektörel veya teknik anlaşmalar daha olasıdır.
Rus yaklaşımı, Ukrayna savaşını Batı’nın Rusya’yı stratejik olarak sınırlama girişiminin parçası olarak görmeyi sürdürürken; Ukrayna ve Batılı devletler savaşı Rusya’nın egemen Ukrayna’ya karşı saldırısı ve Avrupa güvenlik düzenini zorla değiştirme girişimi olarak tanımlamaktadır. Bu iki stratejik anlatı arasındaki mesafe, cephede ateşkes sağlansa bile siyasi uzlaşmayı zorlaştıran başlıca faktördür.
b. ABD-İran
ABD-İran dosyasında haftanın temel özelliği diplomatik söylem ile diplomatik gerçeklik arasındaki belirsizliktir.
Başkan Trump 2 Ağustos’ta İran’la görüşmelerin yürütüldüğünü açıklarken, İran Dışişleri Bakanlığı ertesi gün ABD ile herhangi bir müzakere yapılmadığını ve bunun planlanmadığını ifade etti; ayrıca Umman’la Hürmüz’de geçici güvenli geçiş düzenlemesi konusunda görüştüğünü doğruladı (Reuters, 2026a, 2026b). Bu çelişkili açıklamalar, müzakere ihtimalinin bulunmadığını değil, tarafların müzakere öncesi anlatı üstünlüğü ve pazarlık pozisyonu için mücadele ettiğini göstermektedir.
Hürmüz’de ticari trafik hâlâ son derece düşüktür. 3 Ağustos’ta küresel ticari mal hareketlerini, deniz taşımacılığını ve lojistiği gerçek zamanlı olarak izleyen ve analiz eden Kpler platformunun verilerine göre yalnızca 6 yük gemisinin boğazdan geçtiğinin bildirilmesi, siyasi açıklamalardan bağımsız olarak denizcilik sektörünün riski yüksek gördüğünü ortaya koymaktadır (Reuters, 2026j).
İran, Hürmüz’ü tamamen kapatmaktan ziyade erişimi ve maliyeti siyasi pazarlık aracına dönüştürmektedir. ABD açısından ise temel problem deniz yolunu açmakla sınırlı değildir; bunu, geniş çaplı savaşı yeniden tetiklemeden, yapabilmektir.
c. İsrail-Hamas; İsrail-Hizbullah
İsrail-Hamas
Gazze’de Ekim 2025’te başlayan ateşkes çatışmaların yoğunluğunu azaltmış olsa da kalıcı bir barış düzeni oluşmamıştır. İsrail saldırıları ve güvenlik kısıtlamaları sürerken nüfusun büyük bölümü dar bir alanda, ağır insani koşullar altında yaşamaya devam etmektedir. Sağlık, barınma ve gıda altyapısındaki kırılganlık sürerken, ate şkes sonrası dönemin temel sorunu yalnızca çatışmaların durması değil, Gazze’nin nasıl yönetileceği ve güvenliğin kim tarafından sağlanacağıdır (OCHA, 2026).
Savaş sonrası düzenin merkezinde Barış Kurulu, Filistinli teknokratlardan oluşması öngörülen Gazze Ulusal Yönetim Komitesi ve Uluslararası İstikrar Gücü bulunmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararıyla desteklenen bu yapı, yeniden yapılanma, geçiş yönetimi ve güvenlik görevlerini birbirinden ayırmayı amaçlamaktadır. Plan, Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılmasını İsrail’in aşamalı çekilmesiyle ilişkilendirirken; Fas, Uganda ve bazı diğer ülkelerin uluslararası güce katkı sunması gündeme gelmiştir. Ancak gücün görev tanımı, tarafsızlığı ve İsrail’in katılımcı ülkeler üzerindeki veto yetkisi tartışmalıdır (Board of Peace, 2026; United Nations, 2025).
Sürecin en kritik noktası silahsızlanma, İsrail'in çekilmesi ve Filistinli yönetimin devralması arasındaki sıralamadır. İsrail, Hamas’ın askerî kapasitesinin önce ortadan kaldırılmasını isterken, Hamas, silahsızlanmanın İsrail’in çekilmesiyle eş zamanlı ilerlemesini savunmaktadır. Bu nedenle mevcut plan önceki ateşkeslerden daha kapsamlı olsa da uygulanması daha zordur. Geçiş düzeninin başarısı, Filistinlilerin siyasi meşruiyetinin korunmasına, İsrail’in çekilmesinin doğrulanabilir olmasına ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün gerçekten tarafsız bir güvenlik mekanizması olarak işleyebilmesine bağlıdır.
İsrail-Hizbullah
İsrail-Lübnan hattında haziran ayında sağlanan ateşkes temmuz sonunda İsrail’in Hizbullah’a misillemesiyle bozulmuştur. Lübnan açısından temel soru, ordunun güneyde fiilen kontrol sağlayıp sağlayamayacağıdır. İsrail’in amacı, Hizbullah’ın yalnızca sınırdan uzaklaştırılması değil, yeniden silahlanmasının engellenmesidir. Bu iki hedefin Lübnan iç siyasetinde kabul edilebilir bir dengeye dönüştürülmesi kolay değildir.
d. Yemen Krizi
Yemen krizi artık yalnızca Yemen iç savaşı değildir. Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep’teki faaliyetleri, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve küresel deniz ticaretini doğrudan etkileyen bölgesel bir sorun haline gelmiştir. 2 Ağustos’ta Babülmendep’ten geçen gemi sayısındaki düşüş ve bazı Suudi tankerlerinin alıcı-verici sistemlerini kapatarak veya alternatif rotalar kullanarak hareket etmesi, tehdidin ticari faaliyetler üzerindeki etkisini sürdürdüğünü göstermiştir (Reuters, 2026k). Husilerin deniz ulaştırmasına uyguladığı baskının stratejik gücü, gemilerin tamamını batırabilmesinden değil, belirsizlik ve sigorta maliyeti yaratabilmesinden kaynaklanmaktadır. Suudi Arabistan açısından Yemen’de geniş çaplı bir savaşa girmek yüksek maliyetlidir. Husiler açısından ise Kızıldeniz’de baskıyı sürdürmek, Yemen içindeki siyasi konumlarının ötesinde, bölgesel ağırlık kazandırmaktadır. Bu nedenle kısa vadede tam çözümden çok, düşük yoğunluklu saldırı ile müzakerenin birlikte yürütüldüğü bir senaryo daha olasıdır.
e. Diğer
Sudan
Sudan savaşı, kısa vadeli bir siyasi çözüme yaklaşmış görünmemektedir. Çatışmaların ülkenin farklı bölgelerine yayılması merkezi devlet otoritesini daha da zayıflatırken insani yardım mekanizmaları üzerinde ağır baskı yaratmaktadır.
Pakistan-Afganistan
İki ülke arasındaki TTP sorunu, klasik bir diplomatik kriz olmaktan çıkarak zaman zaman sınır ötesi kuvvet kullanımına bile varmıştır. Sorunun temelinde Pakistan’ın Taliban’dan TTP’ye karşı fiilî operasyon beklemesi; Taliban’ın ise Afgan egemenliğini ve kendi iç siyasi dengelerini öncelemesi bulunmaktadır.
Hindistan-Pakistan
Su anlaşmazlığının güvenlikleştirilmesi, askerî krizin yeniden ortaya çıkabileceği yeni bir tetikleyici alan yaratmaktadır. Her iki ülkenin nükleer kapasitesi nedeniyle bu risk düşük olasılıklı, ancak çok yüksek etkili olarak değerlendirilmelidir.
3. TEMATİK KONULAR
a. İklim Değişimi
Avrupa’daki 2026 yazının, iklim değişikliğinin millî güvenliğe etkisinin artık teorik olmadığını göstermesi beklenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Avrupa’nın küresel ortalamanın yaklaşık iki katı hızla ısındığını ve bu yaz, şu ana kadar yalnızca 5 ülkede aşırı sıcaklıkla bağlantılı yaklaşık 10.000 ölüm vakasının raporlandığını belirtiyor (WHO Regional Office for Europe, 2026). Yangınlar, Fransa, İspanya ve Yunanistan dahil birçok ülkede geniş çaplı tahliyelere yol açmıştır. Bunun ekonomik boyutu da önemlidir. Yangın riskinin büyümesi iklim sigortası açığını da genişletmektedir (Reuters, 2026l). Burada üç stratejik sonuç vardır. Birincisi, Avrupa’da “uzun dönem eğilimi” açıkça yukarı yönlüdür. İkincisi, yangın ve sıcaklık devlet bütçesine, sağlık sistemine, tarıma, elektrik şebekesine ve sigorta sistemine aynı anda baskı yapmaktadır. Üçüncüsü, iklim riskinin askerî tehdide benzeyen fakat klasik caydırıcılıkla çözülemeyen bir karakteri vardır. Devletin cevabı adaptasyon ve dayanıklılık olmak zorundadır. Türkiye, Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle aynı eğilimin doğrudan etkisinde kalmaktadır.
b. Teknoloji – Yapay Zekâ
Yapay zekâ rekabeti, büyük güçler arasında teknolojik üstünlük yarışından dijital egemenlik yarışına dönüşmektedir.
ABD güçlü özel şirket ekosistemi üzerinden liderliğini sürdürmeye çalışırken, Çin kendi model, veri, çip ve regülasyon sistemini geliştirmektedir. Rusya, Batılı platformlara bağımlılığı azaltmak için GigaChat, Yandex/Alice ve Rusça odaklı modeller üzerinden ulusal bir YZ ekosistemi inşa etmektedir. Hindistan ise çok dilli modeller ve IndiaAI altyapısıyla ABD-Çin hakimiyetinin dışında yerel kapasite geliştirmeye çalışmaktadır.
Avrupa’daki tartışmanın merkezinde ise YZ egemenliği giderek daha fazla yer almaktadır. Avrupa'nın yabancı modellere, bulut altyapısına ve gelişmiş çiplerin kullanımına olan bağımlılığı artık yalnızca ekonomik rekabet değil, bir güvenlik sorunu olarak da değerlendirilmektedir.
Yapay zekâdaki stratejik yarışın, hesaplama kapasitesi, enerji, veri ve insan kaynağı olmak üzere dört altyapıya dayanacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yalnızca “yerli sohbet botu” geliştirmek dijital egemenlik sağlamaz. Modeli eğitecek hesaplama, onu çalıştıracak enerji, depolayacak veri merkezi ve değerlendirecek bağımsız test kapasitesi aynı zincirin parçalarıdır.
c. Ekonomi – Ticaret
Küresel ticaretin ana eğilimi tam bir karşı-küreselleşme değil, ticaretin siyasi olarak yeniden yönlendirilmesidir. Bu raporun önceki bölümlerinde dikkat çekilen, Brezilya’nın MERCOSUR-Singapur serbest ticaret anlaşmasını yürürlüğe koyması ve Güney Kore ile Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışması; Kazakistan’ın Orta Koridoru Avrupa ve hatta Güney Amerika’ya açmaya çalışması bu eğilimin örnekleridir (Presidência da República do Brasil, 2026; Government of Kazakhstan, 2026).
Büyük ekonomiler artık “en ucuz tedarik zinciri” yerine giderek siyasi olarak güvenilir, rotası çeşitlendirilmiş, yaptırıma dayanıklı ve kritik hammaddelere erişebilen tedarik ağlarını tercih etmektedir. Bu durum verimliliği azaltabilir fakat jeopolitik dayanıklılığı artırabilir.
Diğer taraftan, ekonomik bloklaşmanın maliyetinin şirketler, devletler ve tüketiciler arasında eşit biçimde dağılmadığını vurgulamak gerekir. Savunma, enerji ve belirli teknoloji sektörleri kriz ortamında büyürken, yüksek enerji ve navlun maliyetlerinin önemli bir kısmı tüketicilere aktarılmaktadır.
d. Enerji
Enerji piyasasının temel değişkeni üretimden çok ulaştırma güvenliği olmaya devam ediyor. OPEC+ ülkeleri eylül ayı üretimini günlük 188.000 varil artırma kararı almış olsa da, Hürmüz ve Babülmendep’teki aksama nedeniyle daha fazla üretimin piyasaya ne kadar güvenli bir şekilde ulaşabileceği belirsizdir (Reuters, 2026m). 6 Ağustos’ta İran parlamentosunda ABD ve İsrail bağlantılı gemilerin Hürmüz’den geçişini yasaklamaya yönelik önerinin gündeme gelmesi, Brent petrol fiyatını yeniden yükseltmiştir (Reuters, 2026n).
Bu gelişme enerji güvenliğinin; üretim güvenliği, ulaştırma güvenliği ve fiyat güvenliği olmak üzere üç ayrı katmandan oluştuğunu gösteriyor. Bir ülkenin yeterli petrol tedarikçisi olması, dünya fiyatlarındaki artıştan veya navlun riskinden korunacağı anlamına gelmez. Türkiye açısından bu ayrım özellikle önemlidir.
e. Diğer: Su Güvenliği
Bu haftanın dikkat çeken konularından biri su jeopolitiğidir. Hindistan-Pakistan İndus anlaşmazlığı, iklim değişikliğiyle birlikte sınır aşan nehirlerin gelecekte enerji hatları kadar stratejik hale gelebileceğini göstermektedir. Benzer sorunlar Nil, Fırat-Dicle, Orta Asya nehir havzaları ve diğer sınır aşan su sistemleri için de geçerlidir. 21. yüzyıl güvenlik çalışmalarında su artık yalnız çevre politikası değil, gıda, enerji, nüfus, egemenlik ve iklim bileşiminin merkezinde yer almaktadır.
4. TÜRKİYE PERSPEKTİFİ
Türkiye açısından bu haftanın stratejik tablosu altı başlık altında değerlendirilebilir.
Bölgesel güvenlik: Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye’nin bölgesel güvenlik sağlayıcılığı iddiasını güçlendirmektedir. Ancak anlaşmanın Türkiye’yi Pakistan-Hindistan veya Suudi Arabistan’ın dahil olduğu yerel çatışmalara otomatik biçimde sürüklemeyecek şekilde siyasi ve hukuki sınırlarının belirgin olması önemlidir. Türkiye açısından avantaj, caydırıcılık ağı oluşturmaktır; risk ise ittifaka sürüklenmektir.
Suriye: Suriye’deki durum giderek güvenlikten ekonomiye kayacaktır. Türkiye’nin önünde altyapı, konut, enerji, ulaştırma ve ticaret alanlarında önemli fırsatlar bulunmaktadır. Ancak erken ve kontrolsüz ekonomik angajmanın da riskleri vardır. Suriye’de yatırımın kalıcılığı; hukuk, mülkiyet hakkı, siyasi istikrar ve merkezi devlet kapasitesi oluşmadan garanti edilemez.
Güney Asya: Türkiye’nin Pakistan’la stratejik ilişkisi güçlüdür; ancak Hindistan’ın ekonomik ve teknolojik ağırlığı giderek artmaktadır. Ankara’nın Pakistan’la güvenlik ilişkisini geliştirirken Yeni Delhi’yle kalıcı bir stratejik kopuşa yol açmaması, uzun vadeli çıkarları açısından önemlidir.
Kafkasya ve Orta Koridor: Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesi ve TRIPP altyapısının ilerlemesi, Türkiye’nin Orta Koridor stratejisi açısından önemli bir fırsat oluşturabilir. Kars-Gümrü demiryolunun açılması ve Nahçıvan bağlantılarının normalleşmesi Türkiye’nin Orta Asya’ya kara erişimini çeşitlendirebilir.
İklim dayanıklılığı: Avrupa’daki yangınların Türkiye açısından doğrudan dersleri bulunmaktadır. Yangınla mücadele uçak ve helikopter sayısına indirgenmemelidir. Türkiye’nin; orman tabanı yönetimi, kırsal nüfus politikası, elektrik hatları, su depolama, erken uyarı, tahliye, sağlık sisteminin sıcaklık dayanıklılığı alanlarını tek bir ulusal iklim güvenliği çerçevesinde değerlendirmesi gerekir.
Arktik ve uzay: Türkiye Arktik devleti değildir, ancak Kuzey Deniz Rotası Avrupa-Asya ticaretinde kalıcı hale gelirse Orta Koridor ve Türk limanları açısından yeni bir rekabet ortaya çıkabilir.
Uzayda ise Türkiye’nin yalnızca uydu ve fırlatma kapasitesine değil, uzay hukukunda kural oluşumuna da daha güçlü katılım göstermesi gerekmektedir. Ay kaynakları, güvenli bölgeler ve yörünge altyapısı önümüzdeki on yıllarda dış politika konuları arasında yer alacaktır.
| |||
Ölçek: 1 = çok düşük, 5 = çok yüksek. Skor = olasılık × etki. | |||
Risk | Olasılık | Etki-Skor | Türkiye'ye etki |
ABD-İran çatışmasının yeniden şiddetlenmesi | 4 | 5/20 | Çok yüksek |
Hürmüz-Babülmendep eş zamanlı deniz krizi | 4 | 5/20 | Çok yüksek |
Avrupa/Akdeniz aşırı sıcak ve yangın krizi | 5 | 4/20 | Yüksek |
Hindistan-Pakistan su/askerî krizi | 3 | 5/15 | Orta |
Pakistan-Afganistan sınır çatışmalarının büyümesi | 4 | 4/16 | Orta |
Rusya-Ukrayna derin saldırılarının tırmanması | 4 | 4/16 | Yüksek |
Tayvan Boğazı'nda yanlış hesaplama | 3 | 5/15 | Yüksek |
Suriye devlet inşasının aksaması | 3 | 4/12 | Çok yüksek |
Batı Balkanlar'da siyasi/güvenlik krizi | 3 | 4/12 | Orta |
Schengen içi sınır kontrollerinin yayılması | 3 | 3/9 | Orta |
6. SENARYO ANALİZİ
🟢 Olumlu Senaryo — Kontrollü bölgesel normalleşme
Tahmini olasılık: %20
ABD ve İran, Umman aracılığıyla Hürmüz’de güvenli geçişi mümkün kılan sınırlı bir anlaşmaya varır. Kızıldeniz’de Husi saldırıları azalır. Mekke Anlaşması, saldırgan bir bloklaşmaya dönüşmeden, bir savunma iş birliği mekanizması olarak gelişir. Rusya-Ukrayna hattında sınırlı altyapı ateşkesi için görüşmeler başlar. Hindistan ve Pakistan, su konusunda teknik bir temas kanalı kurar. Ermenistan-Azerbaycan ulaştırma projeleri ilerler.
Erken işaretler: Hürmüz trafik hacminde istikrarlı yükseliş, savaş sigortası primlerinde düşüş, Hindistan-Pakistan teknik heyet toplantısı ve Rusya-Ukrayna altyapı saldırılarında belirgin azalma.
🟡 En Olası Senaryo — Çok cepheli kontrollü gerilim
Tahmini olasılık: %55
ABD-İran doğrudan savaşı yeniden büyük ölçeklere ulaşmaz, ancak Hürmüz tam olarak normalleşmez. Husi baskısı düşük yoğunlukta sürer. Rusya ve Ukrayna stratejik altyapıya saldırmaya devam eder. Tayvan üzerindeki Çin baskısı savaş eşiğinin altında tutulur. Afganistan-Pakistan ilişkileri aralıklı sınır gerilimleriyle devam eder. Hindistan-Pakistan su uyuşmazlığı çözülemez, fakat askerî savaşa dönüşmez. Avrupa sıcak hava ve yangın sorunlarıyla mücadele ederken, göç konusu AB içinde siyasi kutuplaşmayı artırır.
Bu senaryonun ana özelliği krizlerin çözülmemesi, fakat yönetilebilir seviyede tutulmasıdır.
🔴 Yüksek Etkili Olumsuz Senaryo — Bağlantılı krizler
Tahmini olasılık: %25
ABD-İran çatışmasının yeniden sertleşmesi Hürmüz’de büyük kesintilere yol açarken, Husiler Kızıldeniz’deki saldırılarını genişletir. Eşzamanlı olarak Hindistan-Pakistan su anlaşmazlığı sınır çatışmasına, Pakistan-Afganistan gerilimi ise daha geniş bir askerî karşılaşmaya dönüşür. Türkiye’nin yeni Mekke Anlaşması çerçevesindeki taahhütleri ilk kez ciddi biçimde sınanır. Rusya-Ukrayna savaşında NATO coğrafyasını etkileyen yeni bir gelişme ortaya çıkar.
Birbirinden bağımsız görünen bu gelişmeler petrol fiyatı, navlun, finansal piyasa ve enflasyon üzerinden tek bir küresel risk şokuna dönüşebilir.
7. STRATEJİK ÇIKARIMLAR
· Bölgesel devletler ABD'den kopmuyor; fakat ABD'ye tek başına bağımlı kalmak istemiyor. Mekke Anlaşması, Körfez-Çin ilişkileri ve orta güç diplomasisi bu eğilimin örnekleridir.
· Güvenliğin temel kavramı caydırıcılıktan dayanıklılığa doğru genişlemektedir. Tayvan'ın tatbikatları, Avrupa yangınları ve Suriye'nin devlet inşası aynı soruyu farklı biçimlerde ortaya koyuyor: kriz sırasında devlet çalışmaya devam edebiliyor mu?
· Savaş ekonomisi kritik altyapıyı cephe hattına dönüştürmektedir. Rafineriler, limanlar, elektrik sistemleri, boru hatları, yarı iletken tesisleri ve veri merkezleri artık stratejik hedefler veya stratejik koruma alanlarıdır.
· Su, Arktik ve uzay gibi daha önce ikincil görülen alanlar, jeopolitik rekabetin merkezine gelmektedir. İndus havzası, Grönland, Kuzey Deniz Rotası ve Ay’ın güney kutbu bunun farklı örnekleridir.
· Küreselleşme sona ermiyor; rotaları değişiyor. Orta Koridor, Arktik rotası, MERCOSUR-Asya ticareti ve yeni enerji güzergâhları ekonomik küreselleşmenin siyasi güvenilirliğe göre yeniden örgütlendiğini gösteriyor.
· Sömürge ve imparatorluk dönemlerinin mirası kaybolmamıştır. Grönland'ın statüsü, Ceuta-Melilla tartışmaları ve Afrika'daki sınırlar, tarihsel güç ilişkilerinin günümüzün güvenlik ve ekonomik rekabetinde yeniden ortaya çıktığını göstermektedir.
· Türkiye için fırsat ve risk aynı coğrafyadan doğmaktadır. Orta Koridor, Suriye'nin yeniden yapılanması ve savunma sanayii yeni fırsatlar sunarken, İran savaşı, Pakistan-Hindistan gerilimi ve iklim baskısı Ankara'nın dış politika yükünü artırmaktadır.
· Çok yönlü dış politika giderek ittifak yönetimi sorununa dönüşmektedir. Türkiye'nin NATO, Mekke Anlaşması, Avrupa, Körfez, Kafkasya ve Asya ilişkilerini aynı anda sürdürebilmesi, önümüzdeki dönemde dış politikanın temel sınavlarından biri olacaktır.
SONUÇ
2–8 Ağustos haftasının jeopolitik görünümü, uluslararası sistemin tek bir büyük güç rekabeti etrafında değil, birbirine bağlanan çok sayıda güvenlik, ekonomi ve dayanıklılık ağı üzerinden yeniden şekillendiğini göstermektedir.
Orta Doğu’da Hürmüz ve Kızıldeniz’in güvenliği enerji piyasalarını belirlerken, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasındaki yeni savunma anlaşması bölgesel devletlerin güvenliği daha fazla kendilerinin üretmeye çalıştığını göstermektedir. Bununla birlikte, yeni güvenlik ağları yalnızca caydırıcılık sağlamaz; üyeleri başka aktörlerin çatışmalarına sürükleme riski de yaratabilir.
Suriye ve Afganistan iki farklı devlet inşası modelinin sınırlarını göstermektedir. Suriye’de fiziksel yeniden yapılanma ve kurumsal kapasite oluşturma ihtiyacı öne çıkarken, Afganistan’da Taliban’ın güvenlik kontrolü ekonomik kalkınmaya ve uluslararası meşruiyete dönüşmemiştir. Her iki örnek de toprak kontrolünün tek başına işleyen bir devlet anlamına gelmediğini ortaya koymaktadır.
Tayvan'daki Han Kuang tatbikatları, gelecekteki savaşların yalnızca askerler arasında değil, tüm toplumların ve ekonomilerin dayanıklılığı üzerinden de yürütülebileceğini göstermektedir. Avrupa'daki aşırı sıcaklık ve yangınlar ise devlet kapasitesinin yalnızca askerî saldırılara karşı değil, iklim kaynaklı sistemik şoklara karşı da ölçüleceğini hatırlatmaktadır.
Arktik ve uzay bu tabloya yeni coğrafyalar eklemektedir. Grönland, Kuzey Deniz Rotası ve Ay çevresindeki altyapılar bugün sınırlı rekabet alanları olabilir; ancak önümüzdeki on yıllarda kritik güvenlik ve ekonomik dosyalarına dönüşmeleri muhtemeldir.
Türkiye'nin avantajı, Avrupa, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya arasındaki konumudur. Aynı konum Türkiye'yi bölgesel krizlerin büyük bölümüne de açık hale getirmektedir. Bu nedenle Ankara açısından temel stratejik hedef yalnız daha fazla diplomatik etki üretmek değil; enerji, savunma, teknoloji, iklim ve lojistik alanlarında dış şokları yönetebilecek dayanıklılık geliştirmek olmalıdır.
KAYNAKÇA
Board of Peace. (2026, July 30). Gaza roadmap. https://boardofpeace.org/gaza-roadmap
China National Space Administration. (2026, May 8). Notice on applications for the first batch of lunar scientific research samples in 2026. https://www.cnsa.gov.cn/n6758823/n6758839/c10746582/content.html
Commission for the Conservation of Antarctic Marine Living Resources. (2026). CAMLR Convention. https://www.ccamlr.org/en/organisation/convention
Government of Kazakhstan. (2026). Security of international transport routes, connectivity and logistics in focus of Kazakhstan–Czech cooperation. https://www.gov.kz/memleket/entities/mfa/press/region-news/details/30299?lang=en
Government of Kazakhstan. (2026). The Middle Corridor opens new opportunities for cooperation between Kazakhstan and Spain.https://www.gov.kz/memleket/entities/mfa/press/region-news/details/29852?lang=en
Global Times. (2026). Ongoing so-called drills expose DPP authorities’ attempt to seek independence through military buildup: Mainland spokesperson. https://www.globaltimes.cn/page/202606/1364316.shtml
Indian Space Research Organization. (2026a, July 8). ISRO successfully conducts Integrated Main Parachute Air Drop Test for Gaganyaan Program. https://www.isro.gov.in/Integrated_Main_Parachute_Air_Drop_Test.html
Indian Space Research Organization. (2026b). Latest news and program updates. https://www.isro.gov.in/
Ministry of Foreign Affairs of Armenia. (2026, May 26). Framework agreement between the Republic of Armenia and the United States of America on strategic cooperation concerning the Trump Route for International Peace and Prosperity. https://www.mfa.am/en/press-releases/2026/05/26/TRIPP_ Framework/13971
Ministry of National Defense, Republic of China (Taiwan). (2026, July 28). 2026 urban resilience and air defense exercises. https://www.mnd.gov.tw/news/pressrelease/87171
National Aeronautics and Space Administration. (2026a). Artemis Accords. https://www.nasa.gov/artemis-accords
National Aeronautics and Space Administration. (2026b). Gateway: Frequently asked questions. https://www.nasa.gov/gateway-frequently-asked-questions/
Office for the Coordination of Humanitarian Affairs. (2026, August 7). Humanitarian situation report: 7 August 2026. United Nations. https://www.ochaopt.org/content/humanitarian-situation-report-7-august-2026
Presidência da República do Brasil. (2026, July 27). Decreto No. 13.081: Acordo de Livre Comércio entre o Mercosul e Singapura. https://www.planalto.gov.br/ccivil_03/_ato2023-2026/2026/decreto/d13081.htm
Reuters. (2026a, August 2). Trump says talks with Iran under way but Tehran denies any planned.
Reuters. (2026b, August 3). Iran says no current talks with U.S.
Reuters. (2026c, August 8). Turkey, Pakistan, Saudi Arabia defence pact technically same as NATO’s Article 5, Turkish minister says.
Reuters. (2026d, August 7). Spain to establish border controls on travellers from Italy amid migration dispute.
Reuters. (2026e, August 6). Armenian church leader goes on trial in standoff with government amid Russia tensions.
Reuters. (2026f, August 6). In Taiwan drill, armoured carrier takes president to command centre.
Reuters. (2026g, August 7). Taiwan scrambles French-made jets in rapid turnaround drills during annual war games.
Reuters. (2026h, August 5). Brazil downgrades diplomatic ties with Argentina after Milei insults Lula.
Reuters. (2026i, August 5). Argentina will not act over Brazil diplomatic ties downgrade.
Reuters. (2026j, August 4). Shipping traffic at key Gulf waterways little changed on uncertain peace talks.
Reuters. (2026k, August 2). Two tankers with Saudi oil exit Red Sea over weekend, data shows.
Reuters. (2026l, August 4). Europe’s wildfire season exposes climate insurance gap.
Reuters. (2026m, August 3). OPEC+ oil output hike is irrelevant for now, not for later.
Reuters. (2026n, August 6). Oil settles up as Iran reviews bill to ban U.S., Israeli vessels from Hormuz.
The Guardian. (2026, August 8). Greenland issues “strong warning” as Trump-linked oil firm prepares to drill.
United Nations in Syria. (2026, July 23). Syria has historic opportunity to transform displacement into recovery, needs global support: UN expert.
United Nations. (2025, November 18). UN Security Council authorizes temporary international force for Gaza. https://turkiye.un.org/en/305497-un-security-council-authorizes-temporary-international-force-gaza
World Bank. (2026a). Syria: Overview and economic outlook. https://www.worldbank.org/ext/en/country/syria
World Bank. (2026b, March 11). New $20 million grant to enhance public financial management for Syria’s recovery and development. https://www.worldbank.org/en/news/press-release/2026/03/11/new-20-million-grant-to-enhance-public-financial-management-for-syria-s-recovery-and-development
World Health Organization Regional Office for Europe. (2026, July 16). Planning for a warmer world. https://www.who.int/europe/news/item/16-07-2026-planning-for-a-warmer-world