
Küresel Jeopolitik Görünüm
Stratejik Değerlendirme-Sayı 1
26 Tem 2026
18–25 Temmuz 2026 haftasında küresel gündem, Orta Doğu’daki çatışmaların enerji ve deniz ticaretine etkisi, Rusya-Ukrayna savaşındaki yıpratma süreci, ABD-Çin rekabeti ve teknoloji kısıtlamaları etrafında şekillendi. Hürmüz ve Babülmendep üzerindeki baskı, enerji fiyatları ile taşımacılık maliyetlerini artırdı. Ukrayna’da diplomatik temaslar sürse de sahadaki çatışmalar devam etti. Çin’in Tayvan çevresindeki askerî faaliyetleri bölgesel riski artırdı. Türkiye’nin ASEAN ile Diyalog Ortaklığı önemli bir fırsat yaratırken, Orta Doğu kaynaklı enerji, enflasyon ve güvenlik riskleri öne çıktı. Genel görünüm, kontrollü ama kırılgan, çok cepheli bir gerilime işaret ediyor. Bu dönemde.Türkiye için diplomasi, savunma sanayii, enerji çeşitlendirmesi ve kritik altyapı dayanıklılığı öncelikli stratejik alanlar olarak belirginleşmektedir

YÖNETİCİ ÖZETİ
18–25 Temmuz haftasının belirleyici gelişmesi, Orta Doğu’daki savaşın enerji ve deniz ulaştırması üzerinden küresel sisteme yayılması oldu. ABD’nin İran’a yönelik saldırıları, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı ve Husilerin Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmesi, Hürmüz, Babülmendep ve Kızıldeniz’i birbirine bağlı tek bir stratejik kriz alanına dönüştürdü. 25 Temmuz gecesi İran’da yeni ABD saldırılarının bildirilmemesi geçici bir duraklamaya işaret etse de, bu durum henüz kalıcı bir ateşkes anlamına gelmiyor.[1]
Rusya-Ukrayna savaşında cephe hattındaki yıpratma mücadelesi sürerken diplomatik hareketlilik yeniden arttı. Ukrayna, Rusya’nın enerji ve lojistik altyapısına yönelik uzun menzilli saldırılarını sürdürdü; Rusya ise füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Ukrayna üzerindeki baskısını devam ettirdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Manila’daki görüşmesi ve gelecek hafta yapılması planlanan Trump-Zelenskiy buluşması, müzakere zemininin yeniden değerlendirildiğini gösteriyor. Bununla birlikte, tarafların temel savaş hedeflerinde belirgin bir değişim görülmüyor.[2]
Hint-Pasifik’te diplomasi ve askerî baskı eşzamanlı ilerledi. ABD ve Çin dışişleri bakanlarının ASEAN toplantıları sırasında görüşmesinden hemen sonra Çin’in 23–24 Temmuz’da Tayvan Boğazı’nda gerçek mermili bir tatbikat gerçekleştirmesi, diyaloğun stratejik rekabeti durdurmadığını ortaya koydu. Güney Çin Denizi’ndeki Çin-Filipinler gerilimi de yanlış hesaplama riskini artırıyor.[3]
Teknoloji rekabetinde yeni bir eşik görülüyor. Çin’in gelişmiş yapay zekâ modelleri, eğitim verileri ve yarı iletken tasarımlarına yönelik ihracat kısıtlamalarını değerlendirdiği bildirildi. Bu eğilim, yapay zekânın yalnızca ekonomik bir sektör değil, çipler, bulut altyapısı, veri ve savunma kapasitesiyle birlikte korunan bir millî güç unsuru olarak ele alındığını gösteriyor.[4]
Türkiye açısından haftanın en önemli fırsatı, ASEAN ile Diyalog Ortaklığı kurulmasıdır. Bu karar, Türkiye’nin Asya-Pasifik’te diplomasi, ticaret, savunma sanayii, enerji, siber güvenlik ve kritik altyapı alanlarında daha kurumsal bir varlık geliştirmesine imkân tanıyabilir. Başlıca risk ise Orta Doğu’daki çatışmanın enerji fiyatları, navlun, sigorta, enflasyon ve bölgesel güvenlik üzerinden Türkiye’ye yansımasıdır.[5]
Genel görünüm, önümüzdeki haftada “kontrollü fakat kırılgan çok cepheli gerilim” senaryosunun en olası seçenek olduğuna işaret ediyor.
DÖNEMİN ANA GELİŞMELERİ
Orta Doğu: Savaşın deniz yollarına yayılması
Husiler 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası uygulayacaklarını duyurdu. Açıklama, Suudi tankerleri ve Babülmendep geçişi üzerindeki tehdidi artırırken Yemen’de 2022’den bu yana büyük ölçüde korunan kırılgan ateşkesi de baskı altına aldı. Hafta sonunda Suudi-Husi geriliminin askerî söylemler ve füze tehditleri üzerinden genişlediğine ilişkin haberler geldi. Türkiye, 22 Temmuz’da Husi tehdidini kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışmasını ve Kızıldeniz’de seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğini açıkladı.[6]
Hürmüz ile Babülmendep’in aynı anda baskı altında kalması, krizin ölçeğini değiştirmektedir. Hürmüz Körfezi, enerji ihracatı açısından; Babülmendep ise Kızıldeniz-Süveyş hattı açısından kritik bir geçiş noktasıdır. Bu iki boğazdaki kesintilerin birlikte yaşanması hâlinde üretim kapasitesinden çok petrolün, LNG’nin ve ticari malların güvenli biçimde taşınması temel sorun hâline gelecektir.
İran açısından deniz ulaştırmasının hedef alınması, ABD’nin hava üstünlüğüne karşı asimetrik bir dengeleme aracıdır. Washington açısından ise deniz yollarını güvence altına almak, savaşın askerî boyutunu sınırlandırmak ve enerji piyasalarını istikrara kavuşturmak arasında giderek zorlaşan bir tercih yaratmaktadır. Suudi Arabistan’ın doğrudan çatışmaya çekilmesi, İran-Suudi normalleşmesinin kalan unsurlarını da zayıflatabilir.
Rusya-Ukrayna: Sahada yıpratma, diplomaside arayış
18–24 Temmuz arasında Ukrayna’nın Rus enerji, depo ve lojistik unsurlarına yönelik uzun menzilli saldırılarını sürdürdüğü; Rusya’nın da Ukrayna şehirlerine ve altyapısına füze ve insansız hava araçlarıyla saldırmaya devam ettiği raporlanmaktadır. Sahadaki eğilim, kısa vadede belirleyici bir cephe çöküşünden çok karşı tarafın ekonomik ve askerî sürdürülebilirliğini aşındırmaya odaklanıyor.[7]
Rubio-Lavrov görüşmesinde taraflar diplomatik çözüme açık olduklarını açıkladılar. Ancak Moskova, askerî operasyonlarını hedeflerine ulaşıncaya kadar sürdüreceğini belirtirken, Washington Ukrayna’ya askerî desteğini sürdürüyor. 24 Temmuz’da Washington’da Trump ile Zelenskiy arasında bir görüşme yapılmasının planlandığı biliniyor. Gündemde, hava saldırılarını sınırlandıracak bir ateşkes seçeneği yer alıyor. Ancak bu tür bir düzenlemenin uygulanmasının, hedef tanımları ve doğrulama mekanizmaları açısından önemli sorunlar yaratacağı değerlendiriliyor.[8]
Avrupa Birliği de 23 Temmuz’da Rusya’ya karşı 21’inci yaptırım paketini kabul etti. Bankalar, enerji gelirleri ve yaptırımların üçüncü ülkeler üzerinden aşılması paketin temel hedefleri arasında yer aldı. Yunanistan’ın Rus LNG’siyle bağlantılı denizcilik çıkarlarına ilişkin itirazları, Avrupa içindeki ekonomik çıkar farklılıklarının devam ettiğini gösterdi.[9]
Hint-Pasifik: Diyalog ile caydırıcılık arasındaki gerilim
Manila’da gerçekleştirilen ASEAN toplantıları, ABD, Çin, Rusya, Japonya, Hindistan ve bölge ülkelerini aynı diplomatik zeminde bir araya getirdi. ABD, Çin’le ilişkileri istikrara kavuşturma arayışının Asya’daki müttefiklerini terk etmek anlamına gelmediğini vurguladı. Çin ise ASEAN merkeziliğini ve bölgesel sorunlara dış müdahalenin azaltılmasını öne çıkardı.[10]
Bu diplomatik söyleme rağmen Çin, 23–24 Temmuz’da Tayvan Boğazı’nın Çin ana karasına yakın kesimlerinde gerçek mühimmatlı tatbikat yaptı. Pekin yanlısı kaynaklar tatbikatı “rutin bir uyarı” olarak tanımlarken, Tayvan yönetimi bunu askerî provokasyon ve gri bölge eylemlerinin bir parçası olarak değerlendirdi.[11]
Buradaki farklılık yalnızca olayın yorumlanmasıyla sınırlı değildir. Postmodern güvenlik yaklaşımının işaret ettiği gibi, bir askerî faaliyetin “tatbikat”, “uyarı”, “provokasyon” veya “saldırganlık” olarak adlandırılması da siyasi gerçekliği ve kamuoyunun tehdit algısını şekillendirir. Bu nedenle bilgi alanındaki söylem mücadelesi, deniz ve hava sahasındaki askerî faaliyetlerin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
ASEAN ortak bildirisi, Güney Çin Denizi’ndeki ciddi olaylardan ve güven kaybından duyulan endişeyi kayda geçirirken taraflara askerileştirmeden kaçınma, itidal ve uluslararası hukuka uyma çağrısı yaptı. Ancak ASEAN’ın oybirliğine dayalı karar alma yapısı, bağlayıcı kriz yönetimi üretme kapasitesini sınırlamaya devam ediyor.[12]
BÜYÜK GÜÇ REKABETİ
ABD: Çok cepheli angajman
ABD aynı anda İran savaşı, Ukrayna’nın desteklenmesi, Orta Doğu ve Avrupa’da etkisini sürdürme, Çin’in Hint-Pasifik’te dengelenmesi, Orta ve Güney Amerika’da sözünü dinlettirme, Arktik’te Grönland vasıtasıyla etkisini artırma ve uzay ve teknoloji yarışında Çin’e yakalanmama gibi çok boyutlu angajmanlara girmiş durumda. Bu durum askerî kapasite, stratejik dikkat, deniz gücü ve diplomatik sermaye üzerinde baskı yaratıyor.
Washington’ın temel sorunu, her bölgede caydırıcılık göstermek isterken rakiplerinin krizleri birbirine bağlamasıdır. İran’ın deniz geçişlerini, Rusya’nın enerji ve yıpratma savaşını, Çin’in ise Tayvan ve kritik teknoloji kontrollerini baskı aracı olarak kullanması, ABD’nin bölgesel dosyaları birbirinden bağımsız yönetmesini zorlaştırmaktadır.
Çin: Diyalog, ekonomik entegrasyon ve askerî baskı
Çin, ASEAN’la ekonomik entegrasyonu derinleştirirken Tayvan’da ve Güney Çin Denizi’nde askerî baskısını sürdürüyor. Pekin’in yaklaşımı, büyük çaplı bir savaştan kaçınırken karşı tarafların hareket alanını kademeli biçimde daraltmaya dayanıyor.
Çin’in perspektifinden ABD ittifakları bölgesel denge mekanizmaları değil, Çin’in yükselişini sınırlandırma araçlarıdır. ABD ve bazı bölge ülkeleri ise Çin’in ekonomik bağımlılığı siyasi taviz üretmek amacıyla kullandığını düşünüyor. Bu karşılıklı güvensizlik, diplomatik temasların kriz riskini azaltmasına rağmen stratejik rekabeti ortadan kaldırmamasına yol açıyor.
Rusya: Batı’yla müzakere, Batı dışıyla stratejik derinleşme
Rusya bir yandan ABD ile Ukrayna konusunda temas yürütürken diğer yandan Kuzey Kore ile askerî ve stratejik iş birliğini güçlendiriyor. 19–20 Temmuz’da Moskova’da gerçekleştirilen temaslarda iki ülkenin kapsamlı stratejik ortaklığının uygulanması ele alındı.[13]
Rus kaynakları Ukrayna savaşını NATO ve Batı’yla yürütülen daha geniş bir güvenlik mücadelesi olarak çerçeveliyor. Batılı kaynaklar ise Rusya’nın savaşı egemen bir ülkeye karşı saldırı ve Avrupa düzenini değiştirme girişimi olarak değerlendiriyor. Bu anlatılar arasındaki mesafe, teknik bir ateşkes sağlansa bile kalıcı siyasi uzlaşmanın neden zor olacağını açıklıyor.
GÜVENLİK VE TEKNOLOJİ DÖNÜŞÜMÜ
Haftanın teknoloji gündeminde en önemli gelişmeler, Çin’in gelişmiş yapay zekâ modelleri, kritik eğitim verileri ve yarı iletken tasarımlarının yurt dışına çıkarılmasına yönelik sınırlamalar üzerinde çalıştığına ilişkin haberlerdi. Düzenlemeler henüz kesinleşmiş değil; ancak tartışmanın kendisi dahi yapay zekâ modellerinin stratejik ihracat kontrolü kapsamına alınabileceğini gösteriyor.[14]
Bu gelişme üç eğilimi güçlendiriyor:
Birincisi, teknoloji egemenliği donanımdan yazılıma doğru genişliyor. Kontrol konusu artık yalnızca gelişmiş çipler değil; algoritmalar, eğitim verileri, bulut hesaplama kapasitesi ve uzman insan kaynağıdır.
İkincisi, ABD-Çin teknoloji rekabeti karşılıklı hâle geliyor. Washington’ın çip ve üretim ekipmanı kontrollerine karşı Pekin, kritik mineralleri, yapay zekâ modellerini, üretim tasarımlarını ve büyük bir iç pazar erişimini kullanabilecek bir araç seti geliştiriyor.
Üçüncüsü, orta ölçekli ülkeler iki teknoloji ekosistemi arasında uyumluluk, lisanslama ve veri güvenliği sorunlarıyla karşılaşacak. Bu durum, Türkiye açısından yerli yapay zekâ kapasitesini, güvenilir bulut altyapısını, çip tasarımını, veri merkezlerini ve tedarik zinciri çeşitliliğini doğrudan millî güvenlik meselesine dönüştürüyor.
ASEAN Bildirgesi'nde yapay zekâ güvenlik ağı kurulması, bölgesel siber güvenlik iş birliği, ortak bilgisayar acil müdahale kapasitesi ve denizaltı kablolarının dayanıklılığına yapılan vurgu da dikkat çekicidir.[15] Bu başlıklar, kritik altyapı güvenliğinin artık fiziksel savunma ile siber savunma arasında ayrılamayacağını gösteriyor.
Ukrayna ve Orta Doğu savaşları ise düşük maliyetli insansız sistemlerin, ticari uydu verilerinin, yapay zekâ destekli hedef tespitinin ve uzun menzilli hassas saldırıların stratejik etkisini gösteriyor. Büyük platformlar önemini korurken, savaşın sürdürülebilirliği giderek mühimmat üretimine, yazılım güncelleme hızına, elektronik harp ve ucuz sistemlerin seri üretimine bağlı hale geliyor.
EKONOMİ VE ENERJİ ETKİLERİ
Husi ablukası tehdidinin ardından Brent petrolün varil fiyatı 21 Temmuz’da 91,01 dolara yükseldi. Piyasalardaki temel kaygı, yalnızca mevcut üretim miktarı değil, Körfez ve Kızıldeniz rotalarının eşzamanlı olarak kesintiye uğrama ihtimalidir.[16]
Dünya Bankası, Orta Doğu savaşının etkisiyle 2026 küresel büyümesinin yüzde 2,5’e gerileyebileceğini ve enerji fiyatlarının yıl boyunca ciddi biçimde artacağını öngörüyor; ayrıca yüksek yakıt fiyatlarının gübre, gıda, enflasyon ve borçlanma maliyetleri üzerinden gelişmekte olan ekonomilere yayıldığını belirtiyor.[17]
Eleştirel ekonomi-politik açıdan bakıldığında, savaşın maliyeti eşit biçimde dağılmamaktadır. Enerji üreticileri, emtia şirketleri ve güvenlik sağlayıcıları bazı dönemlerde gelirlerini artırabilirken, enerji ithalatçısı ülkeler, düşük gelirli haneler ve taşımacılığa bağımlı sektörler maliyetin daha büyük bölümünü üstlenmektedir. Devletlerin vergi indirimleri ve sübvansiyonlarla fiyat artışını sınırlaması ise özel piyasa riskinin bir kısmının kamu bütçesine aktarılması anlamına gelmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, mart ayında yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin Hürmüz üzerinden doğrudan petrol bağımlılığının yönetilebilir seviyede olduğunu ve doğal gaz tedarikinde doğrudan Hürmüz’e bağımlılığının bulunmadığını açıklamıştı. Bununla birlikte, doğrudan arz güvenliğinin korunması küresel fiyat, navlun, sigorta ve kur etkilerinden korunulduğu anlamına gelmiyor.[18]
Türkiye açısından özellikle havacılık, petrokimya, gübre, kara ve deniz taşımacılığı ile enerji yoğun sanayi sektörleri yakından izlenmelidir.
TÜRKİYE AÇISINDAN STRATEJİK SONUÇLAR
Türkiye’nin ASEAN ile Diyalog Ortağı olması, Ankara açısından haftanın en önemli kurumsal gelişmesidir. Bu statünün ekonomik sonuç üretmesi için ilişkinin genel siyasi diyalogdan somut çalışma alanlarına taşınması gerekir. Savunma sanayii, insansız sistemler, siber güvenlik, afet yönetimi, enerji altyapısı, akıllı şehirler ve deniz güvenliği öncelikli alanlar olabilir.
Orta Doğu’da Türkiye’nin temel çıkarı, İran ile Körfez ülkeleri arasındaki çatışmanın genişlememesi ve enerji geçişlerinin açık kalmasıdır. Ankara’nın Katar’la temasları ve Suudi Arabistan’la dayanışma açıklaması, Türkiye’nin Körfez güvenlik denkleminde istikrarı önceleyen tutumunu gösteriyor.[19]
Karadeniz’de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 90’ıncı yıl dönümünde yapılan resmî açıklama, Türkiye’nin sözleşmeyi bölgesel güvenliğin temel unsurlarından biri olarak görmeye devam ettiğini teyit etti.[20] Ukrayna savaşında olası ateşkes veya güvenlik düzenlemesi gündeme geldiğinde, mayın temizliği, ticari seyrüsefer, liman güvenliği ve savaş gemilerinin statüsü Türkiye’nin merkezî rol oynayabileceği alanlardır.
Savunma ve teknoloji açısından Türkiye’nin öncelikleri şunlar olmalıdır: hava ve füze savunma mühimmatı stoklarının güçlendirilmesi; elektronik harp ve karşı-İHA sistemlerinin yaygınlaştırılması; enerji, liman, boru hattı ve denizaltı kablolarının siber-fiziksel olarak korunması; yapay zekâ ve çip tedarikinde tek ülke veya tek şirket bağımlılığının azaltılması.
TEMATİK ANALİZ
Beşinci Yılında Rusya-Ukrayna Savaşının ve Muhtemel Senaryoların Analizi
Bu hafta öne çıkan tematik başlıklardan biri, Rusya-Ukrayna savaşının beşinci yılına girerken ortaya çıkan askeri, ekonomik ve jeopolitik eğilimlerdir.
Bu savaş taraflardan hiçbirinin kesin askerî üstünlük sağlayamadığı, yüksek yoğunluklu bir yıpratma savaşına dönüşmüştür. Rusya, savunma sanayisini savaş ekonomisine uyarlayarak mühimmat ve silah üretimini artırmış, geniş insan kaynağı sayesinde cephede baskısını sürdürmüştür. Ancak ağır personel ve teçhizat kayıpları, artan ekonomik maliyetler ve asker teminindeki güçlükler uzun vadeli sürdürülebilirliği zorlamaktadır. Ukrayna ise teknolojik yenilik, insansız sistemler, Batılı istihbarat desteği ve yüksek toplumsal motivasyon sayesinde direncini korumaktadır. Buna karşın sınırlı insan kaynağı, uzun süren seferberliğin yarattığı yorgunluk ve dış yardımlara bağımlılık ülkenin temel kırılganlıklarıdır.
Savaşın seyri artık yalnızca cephedeki gelişmelerle değil, tarafların ekonomik ve siyasi dayanıklılıklarıyla da belirlenmektedir. Rusya iç kaynaklara dayalı bir savaş ekonomisi oluştururken, Ukrayna'nın mali ve askerî kapasitesi büyük ölçüde ABD, Avrupa Birliği ve diğer Batılı ülkelerin sağladığı destek mekanizmalarına bağlıdır. Bu nedenle uluslararası yardımın sürekliliği, savaşın geleceğini şekillendiren en kritik değişkenlerden biri hâline gelmiştir.
Mevcut askerî ve siyasi göstergeler değerlendirildiğinde, kısa vadede taraflardan birinin kesin bir zafer elde etmesi olası görünmemektedir. En muhtemel senaryo, uzun süreli bir yıpratma savaşının devam etmesi veya mevcut cephe hatlarını büyük ölçüde koruyan bir ateşkesin ardından, Kore Yarımadası örneğine benzer şekilde dondurulmuş bir çatışma düzeninin ortaya çıkmasıdır. Bununla birlikte, dış destek düzeyindeki değişimler, Rusya'nın savaş ekonomisinin sürdürülebilirliği ve tarafların personel yenileme kapasiteleri gelecekteki askerî dengeyi önemli ölçüde etkileyebilecektir.
Türkiye açısından savaş; Karadeniz güvenliği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin uygulanması, enerji arz güvenliği, tahıl koridoru girişimleri, savunma sanayii iş birlikleri ve NATO-Rusya dengesi bakımından doğrudan stratejik sonuçlar doğurmaktadır. Ankara'nın hem Ukrayna ile savunma iş birliğini sürdürmesi hem de Rusya ile iletişim kanallarını açık tutması, Türkiye'nin bölgesel istikrarın korunması ve olası barış girişimlerinde arabulucu rolünü sürdürebilmesi açısından önemini korumaktadır. Ayrıntılı değerlendirme için tıklayınız. İstanbul Strateji Analizler
RİSKLER VE FIRSATLAR
Başlıca risk, Orta Doğu’daki çatışmanın birbirine bağlı deniz geçişleri üzerinden küresel enerji ve ticaret krizine dönüşmesidir. İkinci risk, Ukrayna’da uzun menzilli saldırıların kritik altyapıya ve Karadeniz taşımacılığına etkisinin artmasıdır. Üçüncü risk ise Tayvan veya Güney Çin Denizi’nde taktik bir olayın siyasi prestij nedeniyle hızla tırmanmasıdır.
Türkiye için fırsatlar; ASEAN ortaklığının somut projelere dönüştürülmesi, Karadeniz güvenlik düzenlemelerinde arabuluculuk ve uygulama rolünün üstlenilmesi, alternatif enerji ve taşımacılık koridorlarının geliştirilmesi, savunma ve siber güvenlik ürünlerinin yeni pazarlara açılmasıdır.
TAKİP EDİLECEK GÖSTERGELER
Önümüzdeki hafta şu göstergeler belirleyici olacaktır:
1. İran ve ABD arasında yeni bir saldırının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, Pakistan, Katar veya Umman üzerinden yürütülen temasların sonucunda ortaya çıkacaktır.
2. Husi ablukasının fiilî gemi saldırılarına dönüşüp dönüşmeyeceği ve Suudi Arabistan’ın askerî karşılığının kapsamı.
3. Trump-Zelenskiy görüşmesinin yapılıp yapılmayacağı ve hava ateşkesi önerisinin somutlaşıp somutlaşmayacağı.
4. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik hava saldırılarının ve Ukrayna’nın Rus enerji-lojistik altyapısına yönelik saldırılarının yoğunluğu.
5. Çin’in Tayvan çevresinde yeni tatbikat veya deniz-hava konuşlandırması gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği.
6. Çin’in yapay zekâ modeli ve yarı iletken ihracatına ilişkin düzenlemeyi resmîleştirip resmîleştirmeyeceği.
7. Petrol fiyatları, tanker geçişleri, savaş riski sigorta primleri ve Kızıldeniz rotasını kullanan taşımacılık şirketlerinin kararları.
KISA VADELİ SENARYOLAR
En olası senaryo: Kontrollü çok cepheli gerilim
Orta Doğu’da saldırılar aralıklı biçimde sürer, ancak taraflar topyekûn bir bölgesel savaştan kaçınır. Husi tehdidi deniz taşımacılığı maliyetlerini yükseltir; Ukrayna’da diplomatik temaslar devam ederken sahadaki saldırılar da durmaz. Çin, Tayvan üzerindeki baskıyı tatbikat ve gri bölge faaliyetleriyle sürdürür.
Olumlu senaryo: Sınırlı diplomatik duraklama
ABD ile İran arasında geçici bir saldırmazlık düzenlemesi oluşur; Suudi-Husi gerilimi arabuluculukla sınırlandırılır. Ukrayna konusunda hava saldırılarını azaltacak teknik görüşmeler başlar. Enerji fiyatları ve navlun üzerindeki risk primi kısmen geriler.
Yüksek etkili olumsuz senaryo: İkili boğaz krizi
Hürmüz’de yeni gemi saldırıları gerçekleşirken, Husiler Babülmendep’te Suudi veya üçüncü ülke gemilerini hedef alır. Suudi Arabistan’ın Yemen’e geniş çaplı müdahalesi ve ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırıları, enerji fiyatlarında sıçramaya ve ticaret rotalarının daha geniş ölçekte Afrika’nın güneyine yönelmesine neden olur. Bu senaryonun olasılığı temel senaryodan düşüktür, ekonomik ve güvenlik etkisi ise çok yüksektir.
SONUÇ
18–25 Temmuz haftası, günümüz jeopolitiğinde askerî, ekonomik ve teknolojik cephelerin birbirinden ayrılamayacağını gösterdi. İran savaşı deniz geçişlerini ve enerji piyasalarını; Ukrayna savaşı kritik altyapı ve savunma üretimini; ABD-Çin rekabeti ise yapay zekâ, çipler ve tedarik zincirlerini doğrudan stratejik bir mücadele alanına dönüştürüyor.
Türkiye’nin coğrafi konumu, bu krizlerin etkisini artırırken aynı zamanda diplomatik, lojistik ve teknolojik fırsatlar da yaratmaktadır. Türkiye’nin başarısı, yalnızca taraflar arasında denge kurmasına değil; enerji, siber güvenlik, savunma üretimi ve kritik altyapı alanlarında dayanıklılık geliştirmesine de bağlı olacaktır.
SONNOTLAR
[1] “Iran reports no new U.S. strikes as tensions remain high”, Associated Press, 25 Temmuz 2026; “Iran Update Special Report, July 24, 2026”, Institute for the Study of War, 24 Temmuz 2026. https://understandingwar.org/research/middle-east/iran-update-special-report-july-24-2026/
[2] “Rubio says US committed to helping end Ukraine war after meeting Lavrov”, Reuters, 23 Temmuz 2026; “White House says Trump, Zelenskiy to meet in Washington next week”, Reuters, 24 Temmuz 2026.
[3] “China begins two days of live-fire drills in Taiwan Strait”, Reuters, 23 Temmuz 2026; “Rubio reassures Asian allies they’re not being abandoned”, Reuters, 23 Temmuz 2026.
[4] “China considers tighter export controls on AI models and chips”, Reuters, 21 Temmuz 2026.
[5] “Türkiye ile Güneydoğu Asya Uluslar Birliği Arasında Diyalog Ortaklığı Kurulması Hk.”, T.C. Dışişleri Bakanlığı, 21 Temmuz 2026. https://www.mfa.gov.tr/no_-141_-turkiye-ile-guneydogu-asya-uluslar-birligi-%28asean%29-arasinda-diyalog-ortakligi-kurulmasi-hk.tr.mfa
[6] “Yemen’s Iranian-backed Houthis say they will block Saudi shipping”, Associated Press, 20 Temmuz 2026; “Yemen teeters towards renewed war in shadow of Iran conflict”, Reuters, 24 Temmuz 2026; “Husilerin Suudi Arabistan’a Yönelik Deniz Ablukası Uygulama Tehditleri Hk.”, T.C. Dışişleri Bakanlığı, 22 Temmuz 2026. https://www.mfa.gov.tr/no_-142_-husilerin-suudi-arabistan-a-yonelik-deniz-ablukasi-uygulama-tehditleri-hk.tr.mfa
[7] “Russian Offensive Campaign Assessment”, Institute for the Study of War, 18, 19, 23 ve 24 Temmuz 2026.
[8] “Russia says it will wait for new Trump proposals on ending Ukraine war”, Reuters, 24 Temmuz 2026; “US is ready to help end the ‘senseless war’ in Ukraine”, Associated Press, 23 Temmuz 2026.
[9] “Packages of sanctions against Russia since February 2022”, Avrupa Birliği Konseyi, 23 Temmuz 2026; “EU envoys try to overcome Greek objections for 21st Russia sanctions package”, Reuters, 22 Temmuz 2026.
[10] “Foreign Ministry Spokesperson Lin Jian’s Regular Press Conference”, Çin Dışişleri Bakanlığı, 23 Temmuz 2026, https://www.mfa.gov.cn/eng/xw/fyrbt/lxjzh/202607/t20260723_11990875.html; “33rd ASEAN Regional Forum”, ASEAN Sekretaryası, 23 Temmuz 2026. https://asean.org/secretary-general-of-asean-participates-in-the-33rd-asean-regional-forum/?utm_source=chatgpt.com
[11] “Taiwan Straits live-fire drills are routine warning”, Global Times, 23 Temmuz 2026; “China begins two days of live-fire drills”, Reuters, 23 Temmuz 2026.
[12] “Joint Communiqué of the 59th ASEAN Foreign Ministers’ Meeting”, ASEAN, 21 Temmuz 2026.
[13] “North Korea, Russia foreign ministers hold strategic talks in Moscow”, Reuters, 20 Temmuz 2026.
[14] “China considers tighter export controls on AI models and chips”, Reuters, 21 Temmuz 2026.
[15] “Joint Communiqué of the 59th ASEAN Foreign Ministers’ Meeting”, yapay zekâ, siber güvenlik ve denizaltı kabloları bölümü, ASEAN, 21 Temmuz 2026.
[16] “Oil prices rise to five-week high on US-Iran attacks, Houthi blockade threat”, Reuters, 21 Temmuz 2026.
[17] “Middle East Conflict Sends Global Growth to Lowest Rate Since COVID-19”, Dünya Bankası, 11 Haziran 2026. https://www.worldbank.org/en/news/press-release/2026/06/11/global-economic-prospects-june-2026-press-release; “Joint Statement by the Heads of the IEA, IMF, World Bank and WTO”, 8 Temmuz 2026. https://www.worldbank.org/en/news/statement/2026/07/08/joint-statement-by-the-heads-of-the-international-energy-agency-international-monetary-fund-world-bank-group-and-world-t
[18] “Arz ya da Tedarik Sıkıntımız Yok”, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 25 Mart 2026. https://enerji.gov.tr/haber-detay?id=31782
[19] “Sayın Bakanımızın Katar’ı Ziyareti Hk.”, T.C. Dışişleri Bakanlığı, 18 Temmuz 2026; Türkiye’nin Husi ablukası açıklaması, 22 Temmuz 2026.
[20] “Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin İmzalanmasının 90. Yıl Dönümü Hk.”, T.C. Dışişleri Bakanlığı, 20 Temmuz 2026.
Content