ABD-İran Ateşkesi Neden Çöktü?
- Oktay BİNGÖL

- 11 Tem
- 3 dakikada okunur

ABD ile İran arasındaki ateşkes, daha imzalandığı anda kırılgan bir zemine oturuyordu. Çünkü bu metin iki ülke arasındaki temel sorunları çözmüyor, yalnızca çatışmayı geçici olarak donduruyordu. Nükleer program, balistik füzeler, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı, İran’ın bölgesel nüfuzu ve İsrail’in güvenliği gibi başlıklar masada durduğu sürece, ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi zaten zordu.
Haziran ortasında imzalanan mutabakat, ilk bakışta umut verici görünüyordu. ABD deniz ablukasını gevşetmeyi, İran’a petrol satışında bazı ekonomik kolaylıklar sağlamayı ve Hürmüz Boğazı’ndaki ticari geçişin açılmasını hedefliyordu. Buna karşılık İran’dan ticari gemilerin güvenli geçişi için “en iyi çabayı” göstermesi bekleniyordu. Ancak sorun tam da bu ifadedeydi. Washington bunu Hürmüz’ün serbest ve açık kalması olarak yorumladı; Tahran ise boğaz üzerinde belirli bir denetim hakkını koruduğunu düşündü. Mutabakatın Hürmüz’e ilişkin maddeleri, daha ilk haftadan itibaren iki tarafça farklı okunmaya başlandı.
Bu nedenle ateşkesin çöküşünü tek bir saldırıya bağlamak yanıltıcı olur. Asıl mesele, metnin taraflara aynı şeyi söylememesiydi. ABD açısından ateşkes, İran’ı daha kapsamlı bir nükleer ve güvenlik anlaşmasına zorlayacak bir geçiş aşamasıydı. İran açısından ise ateşkes, rejimin nefes alması, yaptırımların hafiflemesi ve askerî caydırıcılığını tamamen kaybetmeden masada kalması için bir fırsattı. Yani taraflar aynı belgeye imza attılar; fakat farklı gelecekler hayal ettiler.
Kırılmanın merkezi Hürmüz Boğazı oldu. Küresel enerji akışının en kritik geçiş noktalarından biri olan bu dar su yolu, İran için bir baskı aracı, ABD için ise kırmızı çizgiydi. İran’ın ticari gemilere yönelik saldırıları Washington tarafından ateşkes ihlali olarak sayıldı. ABD ise buna hava saldırıları ve petrol yaptırımlarının yeniden devreye sokulmasıyla karşılık verdi. 25 Haziran’daki ilk saldırıdan sonra taraflar yeniden kontrollü misilleme döngüsüne girdi; 7 Temmuz’da ise üç geminin hedef alınması krizi daha sert bir aşamaya taşıdı.
Ekonomik boyut da en az askerî boyut kadar belirleyiciydi. ABD’nin İran’a tanınan petrol satış kolaylığını geri çekmesi, Tahran açısından mutabakatın en önemli kazanımının ortadan kalkması anlamına geldi. ABD’nin 7 Temmuz’da İran’ın uluslararası petrol satışı lisansını iptal etmesi ve aynı günlerde tankerlerin hedef alınması, petrol piyasalarında sert dalgalanmaya yol açtı. Böylece ateşkes yalnızca cephede değil, enerji piyasalarında da çökmeye başladı.
Bir diğer sorun, ateşkesin güvenilir bir denetim ve ihlal tespit mekanizmasına sahip olmamasıydı. Taraflardan biri için misilleme olan eylem, diğeri için saldırıydı. ABD, İran’ın Hürmüz’deki eylemlerini deniz ticaretine saldırı olarak gördü. İran ise ABD'nin hava saldırılarını egemenliğine yönelik yeni bir savaş hamlesi olarak değerlendirdi. Böylece ateşkes, ihlali kimin başlattığı tartışmasına sıkıştı. Bu tür belirsiz mutabakatlarda taraflar genellikle metnin ruhuna değil, kendi stratejik çıkarlarına göre hareket eder.
Üstelik ABD-İran krizi yalnızca iki devlet arasındaki bir gerilim değildir. İsrail, Körfez ülkeleri, Lübnan, Yemen, Irak, Suriye ve küresel enerji piyasaları bu denklemin parçasıdır. İran, ABD saldırılarının ardından Körfez’deki Amerikan askerî hedeflerine ve ABD müttefiklerine yönelik karşılıklar verdi; buna rağmen teknik görüşmelerin tamamen bitmediği de vurgulandı. Bu tablo, savaş ile diplomasinin aynı anda yürütüldüğü karmaşık bir döneme işaret ediyor.
Ateşkesin çöküşünde liderlerin dili de etkili oldu. Trump’ın ateşkesi “bitti” ilan etmesi ve İran yönetimine yönelik sert ifadeleri, diplomatik alanı daralttı. ABD saldırılarının ikinci gece de sürmesi ve hedeflerin genişlemesi, krizin artık sınırlı misilleme döngüsünün ötesine geçtiğini gösterdi.
Sonuç olarak, ABD-İran ateşkesi, çözemediği sorunlar nedeniyle çöktü. Metin, tarafların temel güvenlik kaygılarını gidermedi. Hürmüz Boğazı’nın statüsünü netleştirmedi. İran’ın nükleer programı konusunda kalıcı bir formül üretmedi. Yaptırımların nasıl ve hangi şartlarda kaldırılacağına açıklık getirmedi. En önemlisi, taraflar arasında asgari düzeyde güven yaratılmadı.
Bu nedenle yaşananları “ateşkes bozuldu, savaş yeniden başladı” diye okumak eksik kalır. Daha doğru tanım şudur: ABD ile İran, diplomasi masasını terk etmeden birbirlerine askerî ve ekonomik baskı uygulamaya devam ediyor. Bu, klasik bir barış süreci değil; zorlayıcı diplomasi içinde kesintili bir çatışmadır. Kalıcı bir çözüm için yalnızca yeni bir ateşkes değil, Hürmüz, yaptırımlar, nükleer program ve bölgesel güvenlik başlıklarını birlikte ele alan daha kapsamlı bir siyasi anlaşma gerekir. Aksi hâlde yeni ateşkesler de yalnızca bir sonraki çatışmaya kadar sürecektir.




Yorumlar