top of page

Ankara Zirvesi: NATO'nun Gündemi de Değişmeyecek, Dünyanın Sorunları da!


NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek. İttifakın 77 yıllık tarihinde ikinci kez Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı bu toplantı, kuşkusuz diplomatik açıdan önemli bir organizasyon. Ancak bu önem zirveden dünyayı değiştirecek kararların çıkacağı anlamına gelmiyor. Aksine, NATO zirvelerinin çalışma usulü dikkate alındığında, Ankara'da alınacak kararların büyük bölümü aylar öncesinden şekillenmiş, çeşitli NATO organlarında müzakere edilmiş ve büyük ölçüde uzlaşmaya bağlanmış konuların liderler tarafından siyasi düzeyde onaylanmasından ibaret olacak.

NATO'daki zirveler aslında uzun bir hazırlık sürecinin son halkasını oluşturur. Savunma ve dışişleri bakanları toplantıları, Daimî Temsilciler Konseyi, askerî komiteler, planlama grupları ve sayısız uzman çalışma grubu aylar boyunca gündem maddelerini olgunlaştırır. Liderlerin önüne gelen belgeler çoğu zaman diplomatik müzakerelerin tamamlandığı, yalnızca siyasi onayın beklendiği metinlerdir. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nden sürpriz kararlar değil, önceden üzerinde uzlaşılan politikaların teyit edilmesi beklenmektedir.

Bu çerçevede gündemin ana başlıkları da büyük ölçüde bellidir. Avrupa'nın savunma kapasitesinin artırılması, savunma harcamalarının yükseltilmesi, savunma sanayi üretiminin hızlandırılması, Rusya'dan algılanan güvenlik tehdidi, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi, NATO'nun güney kanadındaki riskler, hibrit tehditler, siber güvenlik, enerji güvenliği, uzay alanındaki gelişmeler ve Hint-Pasifik'teki stratejik rekabet zirvenin temel başlıklarını oluşturacaktır. Bunlara ilaveten, müttefikler arasındaki yük paylaşımı tartışmalarının da gündemin önemli unsurlarından biri olması beklenmektedir.

Ankara Zirvesi'ni farklı kılan yalnızca gündemi değil, coğrafyası ve zamanlaması da önemlidir.

Türkiye, bugün adeta dünyanın bütün jeopolitik fay hatlarının kesişme noktasında bulunuyor. Kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşı sürerken, güneyinde İsrail-Gazze krizi bölgesel istikrarsızlığı artırıyor. İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan sıcak çatışmanın ardından oluşan kırılgan denge henüz kalıcı bir barışa dönüşebilmiş değil. Doğuda Afganistan-Pakistan hattında güvenlik sorunları devam ederken, daha geniş ölçekte ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet uluslararası sistemi yeniden şekillendiriyor. NATO liderlerinin tam da bu coğrafyanın merkezinde bir araya gelmesi, zirveye sembolik açıdan ayrı bir anlam kazandırıyor.

Zamanlama da dikkat çekici. Zirve, ABD, İsrail ve İran arasında ateşkesin kalıcı bir diplomatik sürece dönüşüp dönüşmeyeceğinin tartışıldığı bir döneme denk geliyor. Böylesine hassas bir dönemde Ankara'nın ev sahipliği Türkiye'nin jeopolitik konumunu ve diplomatik görünürlüğünü artırıyor. Bununla birlikte, bu sembolik değerin tek başına bölgesel krizlerin çözümüne katkı sağlayacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır. NATO, bir güvenlik ittifakıdır; Ortadoğu'daki çok katmanlı siyasi sorunların çözüm merkezi değildir.

Ankara Zirvesi aynı zamanda Batı dünyasının kendi iç tartışmalarının da gölgesinde yapılacak. Son yıllarda Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında savunma yükünün paylaşımı konusunda yaşanan görüş ayrılıkları tamamen ortadan kalkmış değildir. Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaları yönündeki baskılar sürerken, bazı müttefikler arasında Rusya, Çin ve Ortadoğu politikalarına ilişkin farklı öncelikler de dikkat çekmektedir. NATO her ne kadar ortak savunma ilkesi üzerine kurulmuş olsa da, tehdit algılarının ve stratejik önceliklerin tamamen aynı olduğunu söylemek mümkün değildir.

 

Diğer taraftan, NATO dışındaki dünyanın zirveye bakışı da farklı olacaktır. Rusya, Çin ve İran gibi aktörler NATO'nun genişleyen faaliyet alanını kendi güvenlik perspektiflerinden değerlendirmeye devam ederken, Küresel Güney olarak tanımlanan birçok ülke ise ittifakın uluslararası sistemdeki rolünü daha eleştirel bir gözle izlemektedir. Dolayısıyla Ankara Zirvesi, yalnızca NATO'nun kendi iç uyumunu değil, aynı zamanda ittifakın dış dünyaya vermeye çalışacağı stratejik mesajları da şekillendirecektir.

Ev sahibi Türkiye açısından ise zirvenin iki farklı boyutu var.

Birinci boyut dış politikadır. Böylesine büyük bir organizasyona ev sahipliği yapmak, Türkiye'nin diplomatik kapasitesini ve uluslararası görünürlüğünü göstermesi açısından önemlidir. Cumhurbaşkanından bürokratlara, güvenlik kurumlarından diplomatik teşkilata kadar geniş bir devlet organizasyonu, bu zirvenin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için yoğun bir hazırlık yürütmektedir.

İkinci boyut ise iç siyasettir. Bir taraftan NATO’ya ve ABD’ye ne tür tavizler verileceği veya ne tür kazanımlar sağlanacağı tartışılmaktadır. Diğer taraftan, zirve öncesinde başkentte alınan olağanüstü güvenlik tedbirleri, trafik düzenlemeleri, kamu kurumlarında yapılan hazırlıklar ve günlük hayatı olumsuz etkileyen uygulamalar, kamuoyunda farklı değerlendirmelere yol açmıştır. Kimileri bunu böylesine büyük bir uluslararası organizasyonun doğal bir gereği olarak görürken, kimileri ise hazırlıkların kapsamını gereğinden fazla buluyor. Bu tartışmalar, Türkiye'nin zaten yoğun olan iç siyasi gündemine yeni bir başlık eklemiş görünmektedir.

İşin ironik tarafı ise NATO Zirvesi'nin yalnızca NATO'yu destekleyen çevrelere değil, NATO karşıtı gruplara da kendilerini görünür kılabilecekleri bir zemin sunmasıdır. Güvenlik zirveleri çoğu zaman sadece resmi diplomasiye değil, protesto kültürüne de ev sahipliği yapar. Bir tarafta ittifakın dayanışmasını öne çıkaran açıklamalar yapılırken, diğer tarafta küreselleşme, savaş politikaları veya Batı karşıtlığı ekseninde farklı gösterilerin düzenlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Böylece zirve, destekleyenlerin de karşı çıkanların da kendilerini ifade edebildiği uluslararası bir vitrin niteliği taşımaktadır

Sonuçta Ankara Zirvesi'nin NATO açısından önemli bir dönüm noktası olarak değil, uzun bir kurumsal sürecin yeni bir halkası olarak tarihe geçmesi daha muhtemel görünmektedir. Zirve, Rusya-Ukrayna savaşını bitirmeyecek, Gazze'deki trajediyi sona erdirmeyecek, İran ile İsrail arasındaki tarihsel rekabeti çözmeyecek, ABD-Çin stratejik mücadelesini ortadan kaldırmayacaktır. Aynı şekilde Türkiye'nin ekonomik, siyasi veya toplumsal meselelerine de doğrudan çözüm üretmeyecektir.

Ancak Ankara Zirvesi, Türkiye'nin jeopolitik ağırlığını ve yükünü, NATO'nun değişen güvenlik gündemini ve uluslararası sistemin içinden geçtiği belirsizlik dönemini aynı fotoğraf karesinde buluşturması bakımından kayda değer olacaktır. Muhtemelen yıllar sonra hatırlanacak olan da alınan kararların ayrıntılarından çok, böylesine çalkantılı bir uluslararası ortamda NATO liderlerinin Ankara'da bir araya gelmiş olması olacaktır. Bu yönüyle zirve, NATO tarihinin bir başka liderler toplantısı olarak kayıtlara geçerken, dünyanın kronik sorunlarının çözüldüğü değil, yönetilmeye çalışıldığı bir dönemin sembollerinden biri olmaya devam edecektir.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page