
Küresel Jeopolitik Görünüm — Sayı 5
İstanbul Strateji Aylık Değerlendirme Raporu
1 Eylül 2026
1–30 Ağustos 2026 döneminde küresel güvenlik, ekonomi, enerji, teknoloji ve iklim alanlarında öne çıkan gelişmeleri bütüncül bir biçimde değerlendiriyor. Raporda ABD-İran gerilimi, Hürmüz ve Babülmendep güvenliği, Suriye’de SDF/YPG entegrasyonu, Türkiye-İsrail ve Türkiye-Yunanistan gerilimleri, Mekke Anlaşması, Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirme çabaları, Çin-Endonezya ilişkileri ve TDT’nin kurumsallaşması ele alınıyor. Ayrıca El Niño, Panama Kanalı kısıtlamaları, Nepal'deki buzul erimesi, Avrupa ve ABD'deki yangınlar, yapay zekâ ve robotik gelişmeleri ile küresel ekonomik görünüm inceleniyor. Rapor, Eylül ayına yönelik riskler, senaryolar ve Türkiye açısından stratejik sonuçlarla tamamlanıyor.

Küresel Jeopolitik Görünüm — Sayı 5
İstanbul Strateji Aylık Değerlendirme Raporu
Kapsadığı Dönem: 1–31 Ağustos 2026 Hazırlayan: İstanbul Strateji
YÖNETİCİ ÖZETİ
Ağustos 2026, küresel jeopolitiğin yalnız devletler arası askerî rekabetle değil; enerji yolları, kritik altyapı, iklim krizleri ve dayanıklılık, ekonomik güvenlik, yapay zekâ ve bölgesel ittifakların yeniden yapılanması üzerinden şekillendiği bir ay oldu. Rusya-Ukrayna savaşında cephe gerisine yönelik uzun menzilli saldırılar; ABD-İran savaşında Hürmüz Boğazı; Yemen krizinde Babülmendep; Tayvan’da toplum çapında savunma hazırlığı ve Avrupa’nın hızlanan silahlanması, güvenliğin artan önemini ve çok boyutlu etkileşimini göstermektedir.
Orta Doğu’da 7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik düzenindeki en dikkat çekici kurumsal gelişmelerden biri oldu. Anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı imzalanmadığı belirtilirken, Mısır olası bir genişleme adayı olarak gündeme geldi. Ancak yapının NATO benzeri bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceği; müşterek komuta, istihbarat, tatbikatlar ve savunma sanayii entegrasyonunun oluşmasına bağlıdır. Bu nedenle mevcut aşamada anlaşmayı “İslam NATO’su” olarak tanımlamak analitik olarak erkendir.
Suriye’de SDF/YPG’nin bağımsız askerî yapılanmasının feshedilerek Suriye devlet kurumlarına ve ordusuna entegrasyonu yönündeki süreç ağustos ayında yeni bir aşamaya geçti. Bunun Türkiye açısından önemli bir güvenlik sonucu bulunmakla birlikte, örgütsel fesih ile fiilî komuta-kontrol entegrasyonu aynı şey değildir. Yerel güvenlik yapılanmaları, petrol ve doğal gaz gelirleri, IŞİD tutukluları, yabancı PKK kadroları, anayasal haklar ve kadın birliklerinin statüsü sürecin gözden kaçırılmaması gereken unsurlarıdır.
Suriye aynı zamanda Türkiye-İsrail rekabetinin yeni merkezine dönüşmektedir. İsrail’in Suriye’de Türk askerî etkisinin genişlemesini tehdit olarak görmesi ve ağustos ayında Ebu Zuhur hava üssünü hedef alması, iki ülke arasındaki siyasi gerilimi askerî bir yanlış hesaplama riskine dönüştürmüştür. ABD’nin taraflar arasında çatışmasızlık mekanizması arayışı bu nedenle önemlidir. İsrail’de 27 Ekim’de yapılması öngörülen seçimler de Gazze, İran, Suriye ve Türkiye’nin politikasının geleceği açısından jeopolitik önem taşımaktadır.
ABD-İran krizinde 30 Ağustos’ta yeni bir tırmanış yaşandı. ABD, İran’ın Larak Adası’ndaki iki füze fırlatıcısını, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz’e deniz mayını yerleştirmeye hazırlandığı iddiasıyla vurdu. İran buna, Ürdün’deki ABD askerî tesislerini hedef alan balistik füze saldırılarıyla karşılık verdi; saldırıların önemli bir bölümü önlendi. Bu, yaklaşık bir aylık göreli askerî durgunluğun sona ermesi anlamına gelmektedir.
Avrupa’da savunmanın güçlendirilmesine yönelik SAFE ve Readiness 2030 programları finansman ve tedarik aşamasına geçerken, kıtanın güvenlik gündemine yeni bir siyasi tartışma eklendi. İzlanda, 29 Ağustos referandumunda AB üyelik müzakerelerini yeniden başlatmayı %52,8 hayır, %47,2 evet oyuyla reddetti. Katılım %82,5 oldu. Referandum doğrudan üyelik değil, müzakerelerin yeniden açılması hakkındaydı. Sonuç, Avrupa’da Brexit sonrasında AB karşıtlığının kaçınılmaz biçimde genişlediğini göstermemektedir; daha ziyade İzlanda’nın balıkçılık, egemenlik ve zaten Avrupa Ekonomik Alanı üzerinden sahip olduğu yüksek entegrasyon düzeyinin üyelik ihtiyacını azaltmasıyla açıklanmalıdır.
Kuzey Amerika’da ABD-Kanada ticaret çatışmasına sembolik fakat siyasi açıdan dikkat çekici bir unsur eklendi. Başkan Trump 27 Ağustos’ta ABD federal kullanımında Ontario Gölü’nün adının “Lake America” olarak değiştirilmesini öngören kararnameyi imzaladı. Kanada değişikliği tanımadı. Karar, 22 Ağustos’ta ABD’nin 27,6 milyar dolarlık Kanada ürününe %50’ye varan tarifeler getirmesi ve Kanada’nın 8 Eylül’den itibaren eşdeğer misilleme tarifeleri ilan etmesinin ardından geldi. Dolayısıyla isim değişikliği esas uyuşmazlık değil, derinleşen ticari ve egemenlik tartışmasının sembolik bir uzantısıdır.
Hint-Pasifik’te Çin-Endonezya ilişkileri yeni bir kurumsallaşma eşiğine ulaştı. 21 Ağustos’ta Cakarta’da ilk Kapsamlı Stratejik Diyalog ve ikinci dışişleri-savunma bakanları 2+2 Diyaloğu gerçekleştirildi. Ekonomi ve altyapı ağırlıklı ilişki; savunma, deniz güvenliği, kritik mineraller ve ileri teknolojiye genişlemektedir. Bununla birlikte, Endonezya’nın Güney Çin Denizi’nde UNCLOS temelli haklarını koruma arzusu, Pekin’le stratejik yakınlaşmasını sınırlayan önemli bir unsurdur. Bu nedenle Cakarta’nın politikası, Çin eksenine kayıştan ziyade çok yönlü bir dengeleme olarak okunmalıdır.
İklim alanında Himalayalar’daki buzul ve kaya çökmesi, Güney Amerika’da güçlenen El Niño etkileri, Panama Kanalı’nda su seviyesine bağlı yeni geçiş kısıtlamaları ve Avrupa ile ABD’de orman yangınları öne çıkmıştır. Panama Kanalı İdaresi, 3 Eylül’den itibaren günlük geçişleri 36’dan 34’e, 15 Eylül’den itibaren ise 32’ye indireceğini duyurmuştur. Bu durum iklim değişkenlerinin artık doğrudan küresel ticaret kapasitesini belirlediğini göstermektedir.
GİRİŞ
Ağustos 2026, küresel jeopolitik sistemde çok sayıda farklı krizin aynı anda derinleştiği, ancak bu krizlerin artık yalnız klasik askerî cepheler üzerinden değil; ittifak yapıları, kritik altyapılar, deniz yolları, enerji, iklim, teknoloji ve kurumsal kapasite üzerinden birbirine bağlandığı bir dönem olmuştur.
Ayın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Orta Doğu ve çevresinde yeni güvenlik düzenlemelerinin ortaya çıkmasıdır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel aktörlerin mevcut ittifak yapılarını terk etmeden güvenlik ağlarını çeşitlendirme eğilimini ortaya koymuştur. Aynı dönemde Suriye’de SDF/YPG’nin bağımsız askerî yapısının tasfiyesi ve Suriye devlet yapısına entegrasyonu, savaş sonrası devlet inşası açısından önemli bir eşik yaratırken, Türkiye’nin Suriye’de artan rolü İsrail tarafından yeni bir güvenlik tehdidi olarak algılanmaya başlanmıştır. Böylece Türkiye-İsrail gerilimi Gazze merkezli siyasi anlaşmazlığın ötesine geçerek Suriye sahasında doğrudan güvenlik rekabetine dönüşme riski taşımaktadır.
ABD-İran hattında Ağustos sonundaki Larak Adası saldırısı ve İran’ın bölgedeki ABD hedeflerine verdiği karşılık, Hürmüz Boğazı’nın yalnız enerji güvenliği açısından değil, doğrudan askerî caydırıcılık bakımından da küresel sistemin en kritik kırılma noktalarından biri olduğunu yeniden göstermiştir. Babülmendep ve Kızıldeniz’de Husi tehdidinin devam etmesi, Hürmüz ve Kızıldeniz’i tek bir enerji-lojistik güvenlik zincirinin parçaları hâline getirmektedir.
Avrupa’da güvenlik ortamı iki yönlü bir dönüşüm yaşamaktadır. Bir taraftan Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’yı savunma harcamalarını, mühimmat üretimini, hava savunmasını ve askerî hareketliliği hızla artırmaya iterken; diğer taraftan İzlanda’nın AB üyelik müzakerelerini yeniden başlatmayı reddetmesi, Avrupa bütünleşmesinin siyasi sınırlarını yeniden gündeme taşımıştır. Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki yeni gerilimler ve Batı Balkanlar’daki kırılganlıklar, kıtanın güvenlik mimarisinin yalnızca Rusya tehdidi üzerinden okunamayacağını göstermektedir.
Hint-Pasifik’te Çin-Endonezya ilişkilerinin savunma, deniz güvenliği ve stratejik diyalog boyutunda derinleşmesi, bölgenin katı bloklar yerine çok yönlü dengeleme stratejileri üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Aynı anda Tayvan’ın toplum çapında savunma hazırlıkları, Hindistan-Pakistan su gerilimi ve Afganistan-Pakistan güvenlik sorunları Asya’daki risk tablosunu daha da karmaşık hale getirmektedir.
Ağustos ayının önemli bir diğer özelliği, iklim değişikliğinin doğrudan jeopolitik ve ekonomik sonuçlar doğurmasıdır. Himalayalar’daki buzul ve kaya çökmesi, El Niño’nun Güney Amerika’daki etkileri, Panama Kanalı’nda kuraklık kaynaklı geçiş kısıtlamaları ve Avrupa ile ABD’deki büyük orman yangınları, iklim krizinin artık yalnızca çevresel değil, ticaret, ulaştırma, enerji, gıda ve kamu güvenliği açısından da stratejik bir faktör haline geldiğini göstermektedir.
Teknoloji alanında ise yapay zekâ ve robotik rekabeti hızlandırmaktadır. En gelişmiş, en yüksek kapasiteli ve en büyük ölçekli genel amaçlı yapay zekâ modellerinin daha otonom siber yetenekler kazanması ve humanoid (insansı) robotların üretim ve hizmet sektörlerine geçişi, jeopolitik rekabetin yalnızca dijital alanda değil, fiziksel ekonomide de derinleşeceğine işaret etmektedir.
Bu nedenle Ağustos 2026’nın temel özelliği, tek tek krizlerin sayısının artmasından çok, krizlerin birbirine bağlanmasıdır. Enerji şoku finansal piyasaları, iklim olayları ticaret yollarını, yapay zekâ askerî dengeyi, bölgesel ittifaklar diplomatik manevra alanlarını ve iç siyasi gelişmeler dış politika yönelimlerini doğrudan etkileyebilmektedir.
Bu raporun temel amacı da ağustos ayında yaşanan gelişmeleri yalnızca “ne oldu?” sorusuyla değil, bu gelişmelerin küresel güç dengesi, bölgesel güvenlik mimarisi ve Türkiye’nin stratejik konumu açısından ne anlama geldiği sorusuyla değerlendirmektir.
1. DÖNEM İÇİNDE BÖLGESEL GELİŞMELER
a. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz
Suriye’de SDF/YPG’nin bağımsız askerî yapısının sona erdirilerek Suriye Arap Ordusu ve devlet kurumlarına entegre edilmesi, savaş sonrası devlet inşası açısından önemli bir eşiktir. Fakat gerçek başarı fesih açıklamasından değil, silahlı birliklerin merkezi emir-komuta zincirine girmesinden ölçülmelidir. Petrol sahalarının yönetimi, sınır kapıları, IŞİD tutukluları ve ailelerinin bulunduğu kamplar, yerel polis yapıları ve yabancı PKK bağlantılı kadroların durumu Eylül ayında izlenmesi gereken konulardır.
İsrail, Türkiye’nin yeni Suriye güvenlik mimarisindeki ağırlığını bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Ağustos’taki Ebu Zuhur saldırısı, iki aktörün Suriye’de aynı coğrafyada, ancak farklı güvenlik paradigmalarıyla hareket ettiğini göstermiştir. Türkiye güçlü ve toprak bütünlüğünü sağlayan merkezi Suriye devletini kendi güvenliğine katkı olarak görürken İsrail, güney ve merkez Suriye’de güçlü askerî kapasitenin yeniden ortaya çıkmasını risk olarak değerlendirmektedir. Bu yapısal farklılık, İstanbul Strateji’nin konuyla ilgili analizinde ayrıntılı biçimde incelenmiştir (İstanbul Strateji, 2026b).
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ağustos sonundaki önemi, yeni üye katılımından ziyade kurumsallaşma sürecine yönelik beklentiler olmuştur. Mısır en olası genişleme adayı olarak gösterilse de, Kahire’nin İsrail, Körfez, ABD ve kendi stratejik özerklik politikası arasında dikkatli hareket edeceği beklenmelidir. Anlaşmanın geleceği, ortak tatbikatlar ve savunma sanayii projelerinin somutlaşıp somutlaşmayacağıyla yakından ilişkilidir. İstanbul Strateji tarafından Mekke Anlaşması'nın kapsamına ilişkin bir analiz yayımlanmıştır. ( Analizi Oku )
Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapılmıştır. Toplantıya üç ülkenin devlet/hükümet başkanları, dışişleri, savunma bakanları ile genelkurmay başkanları katılmıştır. Toplantıda Suudi Arabistan’da bir sekreterya kurulması ve Pakistanlı bir yetkilinin 3 yıl süreyle sekreter olarak görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır (TRT Haber, 2026). Alınan bu karar kurumsallaşma yönünde ilk adımı oluşturmaktadır.
KKTC’de 30 Ağustos’ta Girne-Taşucu seferini yapan ve 267 yolcu ve mürettebat taşıyan feribotun Girne açıklarında alabora olması sonucunda en az 8 kişi hayatını kaybetmiş; çok sayıda kişi kurtarılmış ve kayıplar için arama çalışmaları başlatılmıştır. Kaza Doğu Akdeniz’de deniz ulaştırma güvenliği, arama-kurtarma koordinasyonu ve Kıbrıs’ın bölünmüş siyasi yapısının insani krizlerde yönetimi açısından dikkate değerdir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yardım teklifinde bulunması, siyasi ihtilaflara rağmen insani koordinasyon alanının korunabileceğini göstermiştir (AP News, 2026a).
b. Avrupa ve Balkanlar
Avrupa’nın yeniden silahlanması hızlanmaktadır. Savunma ve güvenlik mekanizması olarak başlatılan yatırım-finansman aracı olan SAFE kapsamındaki 150 milyar avroluk kredi imkânı ile Readiness 2030’ın daha geniş finansman çerçevesi, kıtanın hava savunması, mühimmat, uzun menzilli ateş, İHA/karşı-İHA sistemleri ve stratejik ulaştırma açıklarını kapatmayı hedeflemektedir. Bununla birlikte, bütçe artışı tek başına askerî kapasite anlamına gelmemektedir. Avrupa’nın en önemli problemi parçalı tedarik sistemi ve çok sayıda birbirleriyle uyum sorunu bulunan silah sistemlerinin ve platformların kullanılmasıdır. Ortaya çıkan karşılıklı çalışabilirlik ve ortak lojistik sorunlarının çözümünün uzun yıllar sürebileceği değerlendirilmektedir.
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde 2023 sonrasındaki kontrollü normalleşme, son dönemlerde kötüleşme eğilimine girerken, ağustos ayında bir olay daha yaşanmıştır. Deniz millî parkları, enerji alanları, Ege’deki egemenlik tartışmaları ve askerî faaliyetler tarafların hukukî tezlerini yeniden ön plana çıkarmıştır. Buradaki temel risk, çevre koruma veya enerji altyapısının fiilî egemenlik üretme aracı olarak değerlendirilmesidir.
AB kapsamında önemli bir gelişme, İzlanda seçmeninin AB ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasını 29 Ağustos’taki referandumda %52,8 hayır oyuyla reddetmesi olmuştur (Reuters, 2026a). İzlanda 2009-2013 arasında görüşmeler yapmış, ancak hükümet değişikliği ile görüşmeler askıya alınmıştı. Aslında İzlanda hâlihazırda Avrupa Ekonomik Alanı ve Schengen içinde bulunduğundan AB iç pazarına yüksek düzeyde entegredir. Bu nedenle referandum “Avrupa’dan kopuş”tan çok daha fazla entegrasyonun maliyet-fayda değerlendirmesi olarak okunmalıdır. Nitekim balıkçılık hakları ve doğal kaynaklar “hayır” kampanyasının merkezinde yer almıştır (BBC, 2026; Government of Iceland, 2026).
Bu noktada Avrupa’daki önemli üyelik referandumlarında tarihsel olarak çoğunlukla “evet” sonucu alındığını belirtelim. 1972’de yapılan üç referandumda İrlanda ve Danimarka evet derken, Norveç üyeliği reddetmiştir. 1994’te ise Avusturya, Finlandiya ve İsveç evet derken, Norveç ikinci kez hayır demiştir. 2003’te Malta, Polonya, Çekya, Estonya, Letonya, Slovenya, Macaristan, Litvanya, Slovakya ve Hırvatistan’ olmak üzere 9 ülkede referandum yapılmış ve hepsinden evet çıkmıştır.
Avrupa Parlamentosu verileri, AB üyeliğinin referanduma götürüldüğü durumlarda genel eğilimin kabul yönünde olduğunu; Norveç’in iki reddi ve şimdi İzlanda’nın tutumunun, özellikle kaynak egemenliği yüksek, ekonomik olarak AB dışında yaşayabilir küçük kuzey ülkelerinde farklı bir modelin mümkün olduğunu gösterdiğini ortaya koymaktadır. Brexit 2016 ise üyelik değil, mevcut üyelikten ayrılma referandumudur ve %51,9 “Leave” ile sonuçlanmıştır (European Parliament Research Service, 2022).
Avrupa’da, Batı Balkanlar’da Bosna-Hersek’in kurumsal kırılganlığı ve Kosova-Sırbistan normalleşmesinin sınırlı ilerlemesi sürmüştür. Eylül ayında kısa vadeli geniş çaplı savaş riski düşük, siyasi provokasyon ve yerel güvenlik krizi riski ise orta düzeydedir.
c. Kafkasya – Orta Asya
Ermenistan-Azerbaycan hattında savaş riskinin önceki yıllara göre gerilemesi olumlu bir gelişmedir. Buna karşılık, sınırların açılması, ulaştırma, egemenlik ve kamuoyu mutabakatı barışın kalıcılığını belirleyecektir.
Orta Asya açısından daha uzun vadeli gelişme Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) kurumsallaşmasıdır. 2009 Nahçıvan Anlaşması’yla kurulan yapı bugün Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan oluşmakta; Macaristan, Türkmenistan, KKTC ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ise gözlemci statüsünde yer almaktadır. Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Aksakallar Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi ve Daimî Sekretarya; ayrıca TURKPA, TÜRKSOY, Türk Akademisi ve Türk Ticaret ve Sanayi Odası gibi bağlı kurumlar, örgütün yalnızca zirve diplomasisi olmaktan çıktığını göstermektedir (Organization of Turkic States, 2026).
TDT gelecek vadediyor; ancak AB benzeri bir entegrasyonu beklemek gerçekçi değildir. Örgütün avantajı ortak dil-kültür, enerji, ulaştırma ve savunma bağlarıdır; sınırı ise üyelerin Rusya, Çin ve Batı’yla farklı stratejik ilişkiler yürütmesidir. En gerçekçi gelecek modeli esnek jeoekonomik ve siyasi koordinasyon ağıdır. Orta Koridor’un başarısı TDT’nin kurumsal değerini önemli ölçüde artırabilir.
d. Hint-Pasifik
Tayvan’ın Ağustos tatbikatları, klasik kıyı savunmasının ötesine geçerek hükümet sürekliliği, sivil tahliye, hava üslerinin onarımı, sağlık ve lojistik sistemleri ile kritik altyapıyı kapsamıştır. Tayvan için bu hazırlık caydırıcılık; Pekin için ise adanın askerîleştirilmesidir. Bu algı farkı güvenlik ikilemini beslemektedir.
Çin-Endonezya: stratejik yakınlaşma mı, dengeleme mi?
21 Ağustos’ta Endonezya Dışişleri Bakanı Sugiono ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ilk Kapsamlı Stratejik Diyalog toplantısını gerçekleştirmiştir. Aynı gün iki ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ikinci 2+2 toplantısında savunma iş birliği, deniz güvenliği, balıkçılık, kritik mineraller, altyapı ve teknoloji dosyalarının aynı kurumsal çerçevede görüşülmesi ilişkinin kapsamının genişlediğini göstermektedir (Ministry of Foreign Affairs of China, 2026).
Ancak Endonezya’nın Güney Çin Denizi konusunda Çin’in dokuz çizgili hat yaklaşımını kabul ettiği sonucuna varmak doğru değildir. Cakarta UNCLOS temelli deniz yetki alanlarını savunmayı sürdürürken Çin’le ekonomik ve askerî angajmanı genişletmektedir. Endonezya’nın davranışı ittifak değişiminden çok ABD, Çin, ASEAN ve diğer güçler arasında stratejik özerklik sağlayan çok yönlü dengeleme olarak okunmalıdır (İstanbul Strateji, 2026c).
Hindistan-Pakistan hattında İndus Suları Anlaşması eylül ayının önemli erken uyarı dosyasıdır. Pakistan’ın suyu “kırmızı çizgi” olarak tanımlaması ve Hindistan’ın havzadaki projeleri hızlandırması iki nükleer devlet arasındaki rekabete yeni bir gerilim alanı eklemektedir.
Afganistan’da Taliban beşinci yılını tamamlarken rejimin güvenlik kontrolü devam etmekte, ancak ekonomik normalleşme ve uluslararası tanınma sınırlı kalmaktadır. Pakistan’la TTP krizi de sürmektedir.
e. Afrika
Sudan’da savaş ve insani kriz etkisini sürdürmektedir. Sahel’de El Kaide bağlantılı silahlı bir cihatçı terör örgütü olan JNIM ve bağlantılı grupların finansman, insan gücü ve coğrafi erişim kapasitesi, bölgesel devletler açısından alarm vermektedir. Demokratik olmayan yönetim değişiklikleri ve dış güvenlik ortaklarının çeşitlenmesi, Sahel’in Rusya-Batı rekabetiyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir güvenlik-ekonomi sorununa dönüştüğünü göstermektedir. Eylül için Sudan, Mali-Burkina Faso-Nijer kuşağı ve doğu Kongo “gerilim potansiyeli yüksek” bölgeler arasında kalmaktadır.
f. Kuzey ve Güney Amerika
ABD-Kanada: Ticaret savaşından sembolik egemenlik rekabetine
ABD, 22 Ağustos’ta 27,6 milyar dolarlık Kanada ürününe %50’ye varan yeni tarifeler uygulamıştır. Buna karşılık Kanada 8 Eylül itibarıyla ABD ürünlerine dolar-dolara ve oran-orana karşılık vereceğini ilan etmiştir (Department of Finance Canada, 2026).
Trump’ın 27 Ağustos kararnamesiyle ABD federal kurumlarının Ontario Gölü için “Lake America” adını kullanmasını yürürlüğe koyması, ekonomik uyuşmazlığın sembolik milliyetçilikle birleştiğini göstermektedir. Kanada bu isimlendirmeyi kabul etmemekte ve isim değişikliğinin sınırın Kanada tarafında hukukî etkisi bulunmamaktadır (The White House, 2026). Google Maps, ABD kullanıcılarına Lake America, Kanada kullanıcılarına ise Lake Ontario göstermeye başlamıştır (Reuters, 2026c). Bu olayın stratejik önemi gölün isminden çok ABD-Kanada ilişkilerindeki psikolojik değişimdir. Dünyanın en derin ekonomik ve güvenlik entegrasyonlarından birine sahip iki müttefik arasında ticaret ve egemenlik söyleminin giderek güven ilişkisini aşındırması, NATO ve NORAD gibi güvenlik yapıları açısından da uzun vadede maliyet üretebilir.
ABD’nin Venezuela’da Petrol İmtiyazları
ABD'nin Nicolás Maduro'yu kaçırdığı operasyonun ardından Venezuela ile yaptığı en somut ve kapsamlı hukuki/ekonomik adım, Ağustos 2026'da duyurulan tarihi petrol anlaşmasıdır. ABD yönetimi tarafından "Dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması" olarak tanımlanan bu mutabakat, Washington'ın Venezuela üzerindeki kontrolünü ve elde ettiği kazanımları resmi bir çerçeveye oturtmuştur. 65 milyar varillik rezervi kapsayan anlaşma kapsamında ABD destekli konsorsiyumlar ve Amerikan enerji şirketleri, 17 petrol sahasında 100 yıla varan süreyle imtiyaz haklarını almıştır (Numedya 24, 2026). Anlaşmanın dikkat çeken maddelerinden biri doğrultusunda, Venezuela'dan çıkarılacak petrolün bir kısmının doğrudan ABD'nin ulusal stratejik petrol rezervlerini doldurmak amacıyla sevk edileceği açıklanmıştır. Bu hamle, ABD'nin iç piyasasındaki akaryakıt fiyatlarını düşürmeyi ve stratejik stoklarını yenilemeyi amaçlamaktadır (Financial Times, 2026). ABD-Venezuela anlaşmasıyla kontrol altına alınan veya lisanslanan petrol sahalarının bir kısmı, daha önce Çinli ve Rus devlet şirketlerinin elinde bulunan ya da işlettiği sahalardan oluşmaktadır. Böylece Washington, Pekin ve Moskova'nın Güney Amerika'daki en kritik ekonomik ve stratejik enerji mevzilerini doğrudan ele geçirmiştir. Anlaşmanın yürütülmesi ve 100 milyar doları aşması beklenen yatırımların teşvik edilmesi amacıyla ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Stratejik Sermaye Ofisi (OSC), Venezuela'da faaliyet gösterecek Amerikan enerji firmalarının finansal ve siyasi risklerini üstlenecek şekilde garantiler sağlamıştır.
g. ARKTİK VE ANTARKTİKA
ABD’nin Grönland yaklaşımı, Rusya’nın Kuzey Deniz Rotası ve Çin’in Arktik taşımacılık ilgisi Ağustos boyunca birleşen üç eğilim olmuştur. Arktik’in açılması, Süveyş ve Hürmüz kaynaklı lojistik risklerine alternatif arayışını desteklese de Kuzey Deniz Rotası henüz yıl boyunca güvenilir bir ikame değildir.
İzlanda’nın AB müzakerelerini reddetmesi de Arktik jeopolitiği açısından önemlidir. Reykjavik’in NATO üyeliğini, EEA bağlantısını ve kendi kaynak egemenliğini birlikte sürdürme tercihi, Arktik küçük devletlerinin tam AB üyeliği dışında da Batı güvenlik sistemine entegre olabileceğini göstermektedir.
Antarktika’da dikkate değer bir jeopolitik gelişme yaşanmamış; bilimsel üsler, deniz kaynakları ve Antarktika Antlaşması Sistemi uzun vadeli stratejik izleme alanları olarak kalmıştır.
h. UZAY
ABD’nin Artemis, Çin’in Ay ve uydu internet programları ile Hindistan’ın insanlı uçuş/Dünya gözlem kapasitesi, uzay rekabetinin üç ana eksenini oluşturmaktadır.
Uzayın askerî boyutu da güçlenmektedir. Modern savaşın uydu haberleşmesi, erken uyarı, konumlama ve ticari görüntü sistemlerine bağımlılığı, yörünge altyapısını kritik millî altyapının uzantısına dönüştürmektedir. Gelecek rekabet, yalnız “Ay’a kim ulaşacak?” sorusundan değil; yörüngede kimin standartlarının, ağlarının ve erişim rejiminin geçerli olacağından doğacaktır.
2. ÇATIŞMALAR VE BARIŞ GİRİŞİMLERİ
a. Rusya-Ukrayna
Ağustos’ta Rusya-Ukrayna savaşı belirgin biçimde bir derinlik savaşına dönüşmüştür. Ukrayna, Rus enerji, rafineri, depo ve askerî tesislerine uzun menzilli İHA saldırıları gerçekleştirirken, Rusya da Ukrayna’nın enerji ve sanayi altyapısına yönelik yoğun saldırılarını sürdürmüştür.
4,5 yıldır süren Rusya-Ukrayna savaşında strateji, taktikler ve teknikler açısından önemli gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle İHA’ların kullanımı dikkat çekicidir. Ancak bu savaşta askeri devrim (RMA) unsuru tek başına İHA değildir. Asıl devrimsel değişim ucuz sensörler, ticari uydu ağı, elektronik harp, YZ destekli analiz, hassas ateş ve hızlı üretim döngüsü bileşimidir. Buna rağmen mevzi savaşı, piyade, topçu ve lojistik hizmetlerin önemini korumaktadır. Dolayısıyla mevcut savaş, “eski savaşın sonu” değil; eski ve yeni savaş biçimlerinin sentezidir.
Türkiye’nin Karadeniz’de sivil gemi ve liman hedeflerine yönelik saldırı moratoryumu fikri Eylül ayında izlenmelidir. Kapsamlı barıştan önce sektörel ateşkes daha gerçekçi görünmektedir.
b. ABD-İran
30 Ağustos’ta ABD’nin Larak Adası’ndaki iki İran füze fırlatıcısını vurması, yaklaşık bir ay sonra doğrudan askerî çatışmanın yeniden başlamasına yol açmıştır. CENTCOM, saldırının Devrim Muhafızları'nın deniz mayını taşıyan roketleri konuşlandırmaya hazırlandığı için yapıldığını savunmuştur. İran saldırıda asker ve sivillerin öldüğünü ileri sürmüş, ardından Ürdün’deki ABD tesislerine balistik füzeler fırlatmıştır. Ürdün, bunların önemli bir bölümünü önlemiştir (Reuters, 2026d).
Bu olayın ardından Brent petrol yeniden 90 doların üzerine çıkmış, piyasa Hürmüz’deki çatışmanın yeniden genişleyebileceğini fiyatlamaya başlamıştır. Boğaz'dan geçen petrol hacmi ilkbahardaki en düşük düzeylerden toparlanmış olsa da savaş öncesi g üvenlik koşullarına dönülmemiştir (Reuters, 2026e).
Kriz nereye gidiyor?
Eylül için üç ihtimal bulunmaktadır. En olası olanı, ABD’nin Hürmüz’de seyrüseferi zorlayacak İran hazırlıklarına sınırlı saldırılarla yanıt vermesi; İran’ın da Amerikan bölgesel üslerine ölçülü bir karşılık vermesidir. İkinci ihtimal Umman aracılı teknik geçiş düzenlemesinin yeniden canlanmasıdır. En riskli senaryo ise mayınlama, ABD’nin İran adalarındaki hedeflere daha geniş saldırıları ve İran’ın Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini hedeflemesinin birbirini tetiklemesidir. Buradaki temel paradoks, tarafların tam ölçekli savaşın maliyetini bilmesine rağmen Hürmüz üzerindeki iddialarından vazgeçmek istememesidir.
c. İsrail-Hamas; İsrail-Hizbullah
Gazze’de Barış Kurulu, Filistinli teknokratik yönetim ve Uluslararası İstikrar Gücü çalışmaları yavaş ve temkinli bir şekilde devam etmektedir. Temel sorun, Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail’in geri çekilmesinin sıralanmasıdır. 27 Ekim İsrail seçimleri bu çalışmaları doğrudan etkilemektedir. Netanyahu’nun güvenlik üzerinden kampanya yürütmesi, seçim öncesinde Gazze ve Suriye konusunda taviz alanını daraltabilir. Seçimler sonrasında alternatif bir hükümet kurulması, İsrail’in temel güvenlik taleplerini ortadan kaldırmasa da Washington ve Arap devletleriyle savaş sonrası düzen konusunda daha esnek pazarlık imkânı yaratabilir.
Lübnan’da İsrail-Hizbullah ateşkesi kırılgandır, ancak gerginlik tam ölçekli bir savaşa dönüşmemiştir. Eylül için erken uyarı göstergesi Hizbullah’ın yeniden silahlanma kapasitesi ve İsrail’in bunu önlemek amacıyla gerçekleştireceği saldırıların ölçeğidir.
d. Yemen Krizi
Babülmendep’te Husi saldırıları küresel lojistik üzerinde risk primi yaratmaya devam etmektedir. Husilerin stratejik gücü ticari gemilerin tamamını engelleme kapasitesinden değil, sigorta ve rota kararlarını değiştirme yeteneğinden gelmektedir.
Hürmüz ile Babülmendep birbirinden ayrı değerlendirilmemelidir. Birindeki kriz diğer rotaya yönelimi artırırken, iki boğazın eşzamanlı güvensizliği küresel enerji sisteminin esnekliğini ciddi biçimde azaltmaktadır.
e. Diğer: Çatışma eğilimleri
Görece iyileşen: Ermenistan-Azerbaycan; Şam-SDF askerî entegrasyonu; İsrail-Lübnan hattında tam savaştan kaçınılması.
Kötüleşen: Sudan; Sahel; Rusya-Ukrayna derin saldırıları; ABD-İran; Türkiye-İsrail’in Suriye’deki rekabeti.
Eylül için alarm verenler: Hürmüz-Babülmendep eşzamanlı kriz, Hindistan-Pakistan su gerilimi, Pakistan-Afganistan sınırı, Gazze geçiş planının çökmesi, Türkiye-İsrail/Suriye yanlış hesaplaması ve Türkiye-Yunanistan Ege gerilimi.
3. TEMATİK GELİŞMELER
a. İklim Değişimi
Ağustos iklim gündemi dört farklı bölgede aynı stratejik gerçeği göstermiştir: İklim düzensizlikleri artık doğrudan ulaştırma, enerji, gıda ve kamu güvenliği sorunlarıdır.
Himalayalar ve Nepal
Nepal-Tibet sınırındaki 26 Ağustos'taki buzul-kaya çökmesi ve takip eden sel, yüksek dağlık bölgelerin giderek artan kırılganlığını göstermiştir. Tek bir felaketi doğrudan iklim değişikliğinin sonucu olarak tanımlamak bilimsel olarak doğru değildir; ancak buzulların geri çekilmesinin ve permafrostun çözülmesinin yüksek yamaçların istikrarını bozduğuna dair bilimsel veriler güçlüdür.
Nepal örneğinin stratejik dersi, hidroelektrik yatırımların yalnızca aşağı havzanın sel riskine değil, bütün havzanın jeolojik-buzul riskine göre tasarlanması gerektiğidir. Himalayalar Çin, Hindistan, Nepal, Bhutan, Pakistan ve Bangladeş’i birbirine bağlayan su sistemlerinin kaynağı olduğundan, iklim değişikliği gelecekte Güney Asya jeopolitiğinin asli değişkenlerinden biri olacaktır.
El Niño ve Güney Amerika
2026 El Niño’su Ağustos’ta daha belirgin hale gelmiştir. Peru’da yetkililer, ilerleyen aylarda yaklaşık 1,2 milyon kişinin sel, heyelan veya su kıtlığı riskine maruz kalabileceğini belirtmektedir. Kuzey Peru’da tarım ve balıkçılık üzerindeki baskı artarken, Güney Andlar’da kuraklık riski de artmaktadır. Hükümet yüzlerce ilçede yağış/sel veya su açığı nedeniyle olağanüstü tedbirler almaktadır (Reuters, 2026a).
El Niño Güney Amerika’nın tamamında aynı etkiyi yaratmamaktadır. Peru ve Ekvador kıyılarında aşırı yağış riskini artırırken, Amazon ve kıtanın bazı iç bölgelerinde kuraklık ve sıcaklık stresini artırabilir.
Panama Kanalı: iklimden ticaret kısıtlamasına
Panama Kanalı İdaresi, havzaya beklenenden az yağış düşmesi nedeniyle 3 Eylül’den itibaren günlük geçiş sayısını 36’dan 34’e, 15 Eylül’den itibaren ise 32’ye indireceğini açıklamıştır. Koşulların düzelmemesi halinde ilave önlemler de alınabilecektir (Panama Canal Authority, 2026).
Panama Kanalı’nın işletilmesi tatlı suya bağımlıdır ve El Niño kaynaklı kuraklık küresel konteyner ve dökme yük ticaretinin fiziksel kapasitesini doğrudan azaltabilmektedir. Hürmüz, Süveyş/Babülmendep ve Panama aynı dönemde risk taşıdığında şirketlerin “alternatif rota” imkânı da daralmaktadır.
Avrupa yangınları
EFFIS verilerine göre 27 Ağustos itibarıyla AB’de 2026 başından bu yana yaklaşık 634.473 hektar alan yanmıştır. Bu değer, 2025’in aynı dönemindeki rekor seviyenin altında; ancak 2006–2025 uzun dönem ortalamasının yaklaşık iki katıdır. Yangın tehlikesi Balkanlar, Orta Avrupa, Portekiz ve doğu İspanya dahil olmak üzere geniş bir alanda yüksek kalmıştır (European Commission Joint Research Centre, 2026).
ABD yangınları
ABD’de, özellikle Kaliforniya’da çıkan yangınlar ağustosta ulaştırma ve yerleşim güvenliğini etkilemiştir. Big Sur’da Plaskett ve Timber yangınları tahliye kararlarına ve otoyol kapanmalarına yol açmıştır. CAL FIRE’ın Ağustos verilerinde yıl içinde 4.000’den fazla yangın ve 200 bin hektarın üzerinde yanmış alan kaydedilmiştir (APA News, 2026b).
Yukarıdaki olaylar birlikte değerlendirildiğinde, iklim güvenliğinin yalnızca afet sonrası müdahale olmadığını; su depolama, orman yönetimi, elektrik altyapısı, sigorta, ulaşım, tarım ve kent planlamasının birlikte yönetilmesini gerektirdiği ortaya çıkmaktadır.
b. Teknoloji – Yapay Zekâ
Ağustos’ta yapay zekânın daha otonom yazılım ajanları ve fiziksel robotik olmak üzere iki gelişim hattı öne çıkmıştır.
Gelişmiş genel yapay zekâ modellerinin siber güvenlik yeteneklerinin kritik seviyelere yaklaşması, model güvenliğini içerik filtrelemesinden altyapı güvenliğine taşımaktadır. Bir modelin yazılım açığı bulma, kod değiştirme ve araç kullanma kapasitesi arttıkça klasik chatbot riskleri yerine otonom ajan güvenliği önem kazanmaktadır. OpenAI, 7 Ağustos’ta Astra modelinin kritik siber kapasite sınırına yaklaşmış olabileceğini ve bunun güvenlik çerçevesinde yeni önlemler gerektirdiğini açıklamıştır (OpenAI, 2026)
Robotikte Çin’in seri üretim ve tedarik zinciri avantajı dikkat çekmektedir. Çin’de World Robot Conference ve humanoid robot yarışmaları, robotların laboratuvardan üretim ve acil müdahale uygulamalarına geçişini göstermiştir (China.org.cn, 2026). İnsansı robotların üretim, lojistik ve afet müdahalesine entegre edilmesi, yapay zekâ rekabetinin yalnızca veri merkezlerinde değil, fiziksel ekonomide de yaşanacağını göstermektedir. ABD’nin frontier yazılım kapasitesi ile Çin’in donanım/üretim kapasitesinin birleştiği rekabet alanı önümüzdeki yıllarda YZ, robot ve üretim üçgeninde olacaktır.
c. Ekonomi – Ticaret
IMF’nin Temmuz WEO güncellemesi 2026 büyümesini %3,0, 2027’yi %3,4 olarak öngörürken enerji şokunun AI yatırımlarıyla kısmen dengelendiğini belirtmektedir (IMF, 2026a, s. 1). Dünya Bankası daha ihtiyatlıdır ve 2026 küresel büyümesini %2,5 olarak tahmin etmektedir. OECD ise Orta Doğu’daki kesintilerin sınırlı kalması halinde %2,8; uzaması halinde ise çok daha ağır bir küresel yavaşlama öngörmektedir (World Bank, 2026; OECD, 2026, s. 33).
IMF’nin Nisan 2026 Global Financial Stability Report’u ABD-İran savaşının piyasa oynaklığını ve finansal “amplification” risklerini büyüttüğünü vurgulamaktadır (IMF, 2026b). S&P Global’in Ağustos görünümü ise ikinci çeyrek büyümesinin, özellikle Batı Avrupa’da, beklentilerden güçlü kaldığını ve çekirdek enflasyon baskılarının nispeten istikrarlı olduğunu belirtmektedir (S&P Global, 2026).
Eylül öngörüsü: en büyük risk petrol değil, petrol, tahvil getirisi ve yüksek kamu borcu kombinasyonudur. ABD borcunun 40 trilyon doları aşması ve enerji fiyatlarının yüksek kalması, para politikası esnekliğini azaltmaktadır. Eylül ayında Fed ve BOJ kararları, İran savaşı, Avrupa maliyesi ve YZ şirketlerinin yüksek değerlemeleri piyasaların ana risk başlıkları olacaktır (Reuters, 2026f).
d. Enerji
Enerji güvenliği artık kaynak güvenliği, rota güvenliği ve fiyat güvenliği olmak üzere üç unsurdan oluşmaktadır. Hürmüz’ün tam olarak normalleşmemesi, Babülmendep riskinin devam etmesi ve Karadeniz’de liman/enerji saldırıları, aynı dönemde üretim kapasitesi yeterli olsa dahi arz maliyetinin yükselmesine yol açmaktadır.
Türkiye’nin Brezilya ve Guyana gibi alternatif petrol kaynaklarına yönelmesi doğru bir çeşitlendirme örneğidir. Ancak enerji stratejisinin temel ölçüsü tedarikçi sayısından ziyade birbirinden bağımsız tedarik rotaların ın sayısı olmalıdır.
e. Diğer: Küresel yönetişim nereye gidiyor?
2026’da yayımlanan farklı endeksler küresel yönetişimin genel yönü açısından anlamlı bir tablo oluşturmaktadır.
Global Peace Index 2026, küresel barış düzeyinin üst üste on ikinci yıl bozulduğunu; 99 ülkenin kötüleştiğini, 62 ülkenin iyileştiğini ve aktif devlet temelli çatışma sayısının 61’e çıktığını kapsamaktadır. Türkiye ise tabloda olumlu istisnalardan biridir. Türkiye, 2026’da %4,1 iyileşmeyle 8 basamak yükselerek 136’ncı sıraya çıkmış ve 2014’ten beri en iyi derecesini elde etmiştir. Bunun temel nedeni, devam eden çatışmalar göstergesindeki iyileşmedir. Aynı endekste yer alan güvenlik boyutunun öne çıkması/askerileşme ise kötüleşmiştir (Institute for Economics & Peace, 2026).
EIU Democracy Index 2025, 2026’da yayımlanmış ve sekiz yıllık küresel demokratik gerilemenin ilk kez durakladığına, ancak bunun gerçek bir demokratik toparlanmadan çok kırılgan bir durum olduğuna işaret etmektedir (Economist Intelligence Unit, 2026).
Freedom in the World 2026 Index, Türkiye’ye 32/100 puan vermekte ve “Özgür Değil” kategorisinde değerlendirmektedir. Türkiye’nin 2025 yılı skoru 33’tür (Freedom House, 2026). 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke içinde 163’üncü sırada yer almaktadır. Türkiye 2025’te 159. sıradaydı (Reporters Without Borders, 2026). Transparency International tarafından yayımlanan Yolsuzluk Endeksi Şubat 2026’da yayımlanmıştır. Rapor, Türkiye’yi 2012’den beri en belirgin uzun dönemli bozulma yaşayan ülkeler arasında göstermektedir (Transparency International, 2026).
Amnesty International ve Human Rights Watch’ın 2026 raporları da küresel olarak çatışma, baskı, uluslararası hukuk normlarının aşınması ve teknoloji kaynaklı hak risklerinin arttığına dikkat çekmektedir (Amnesty International, 2026; Human Rights Watch, 2026).
Genel sonuç; dünyanın daha az barışçıl ve daha fazla askerîleşmiş olduğunu; demokratik gerilemenin yavaşladığını, ancak tersine dönmediğini ifade etmektedir. Türkiye’nin güvenlik/barış göstergeleri iyileşirken, basın özgürlüğü, yolsuzluk algısı ve insan hakları göstergelerinde zayıflık sürmektedir.
4. TÜRKİYE PERSPEKTİFİ
Ağustos, Türkiye açısından önemli stratejik fırsatlar üretmiş, ancak aynı ölçüde yeni riskler de doğurmuştur.
Suriye’de SDF/YPG’nin bağımsız askerî yapısının sona erdirilmesi Türkiye’nin uzun süredir savunduğu toprak bütünlüğü ve tek ordu yaklaşımıyla uyumludur. Ancak Türkiye’nin başarısının göstergesi olarak yalnızca fesih açıklamasını değil, sahadaki emir-komuta yapısını da izlemesi gerekir.
İsrail’le ilişkilerde Suriye yeni bir risk sahasıdır. Türkiye’nin Şam’la savunma ilişkisi ile İsrail’in “ileri savunma” doktrini arasında güvenli bir ayrım hattı kurulamazsa, istemeden askerî bir karşılaşma riski artabilir.
Mekke Anlaşması, savunma sanayii ve bölgesel nüfuz açısından fırsat yaratırken Türkiye’nin istemediği Güney Asya veya Körfez çatışmalarına sürüklenmemesini sağlayacak açık karar alma usullerini gerektirir.
Yunanistan, ile gerginlik yeniden kriz yönetimi gerektiren bir konuya dönüşmektedir. Deniz parkları ve enerji alanlarındaki düzenlemelerin egemenlik araçlarına dönüşmesi engellenmeli; 2023 Atina Bildirgesi tamamen terk edilmeden teknik ve siyasi diyalog sürdürülmelidir.
TDT, Türkiye açısından en güçlü uzun vadeli jeoekonomik projelerden biridir. Ancak başarı, zirve sayısıyla değil; Orta Koridor’da gümrük süresi, demiryolu kapasitesi, ortak yatırım, enerji iletimi ve ticaret hacmindeki artışla ölçülmelidir.
İklim ve ticaret konusunda Panama ve Nepal örnekleri Türkiye için doğrudan ders taşımaktadır. İklim değişikliği uzak bölgelerde gerçekleşse dahi navlun, gıda, enerji ve sigorta kanalları üzerinden Türkiye ekonomisine ulaşabilmektedir.
5. RİSK MATRİSİ — EYLÜL 2026
Risk | Olasılık | Etki | Skor | Trend | Türkiye Etkisi |
ABD-İran çatışmasının genişlemesi | 4 | 5 | 20 | ↑ | Çok yüksek |
Hürmüz-Babülmendep eşzamanlı kriz | 4 | 5 | 20 | ↑ | Çok yüksek |
Rusya-Ukrayna altyapı savaşının genişlemesi | 5 | 4 | 20 | ↑ | Yüksek |
Enerji-enflasyon-faiz şoku | 4 | 5 | 20 | ↑ | Çok yüksek |
Türkiye-İsrail gerginliğinin tırmanması | 3 | 5 | 15 | ↑ | Çok yüksek |
Gazze geçiş planının çökmesi | 4 | 4 | 16 | ↑ | Yüksek |
Pakistan-Afganistan çatışması | 3 | 4 | 12 | ↔ | Orta |
Hindistan-Pakistan su krizi | 3 | 5 | 15 | ↑ | Orta |
Türkiye-Yunanistan Ege krizi | 3 | 4 | 12 | ↑ | Çok yüksek |
Sudan/Sahel güvenlik bozulması | 4 | 4 | 16 | ↑ | Orta |
Panama Kanalı kısıtlamalarının artması | 3 | 3 | 9 | ↑ | Orta |
El Niño kaynaklı gıda/emtia şoku | 3 | 4 | 12 | ↑ | Orta |
Avrupa/ABD büyük yangınları | 4 | 3 | 12 | ↑ | Orta |
YZ tabanlı siber saldırı kapasitesinin artması | 3 | 5 | 15 | ↑ | Yüksek |
6. SENARYO ANALİZİ — EYLÜL 2026
Aşağıdaki senaryolar hem jeopolitik gelişmelerin olasılığını hem de bunların küresel finansal piyasalar ve Türkiye ekonomisi üzerindeki muhtemel etkilerini kapsamaktadır. Piyasa etkileri kesin tahminler veya yatırım tavsiyeleri değil; IMF, Dünya Bankası, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), uluslararası bankaların ve TCMB’nin 2026 yılı değerlendirmeleri esas alınarak oluşturulmuş koşullu senaryolardır.
🟢 Senaryo 1 — Kontrollü Normalleşme
Olasılık: %20
ABD ve İran, Umman başta olmak üzere arabulucular üzerinden yeniden teknik müzakere kanalına döner; Larak saldırısı sonrasında ortaya çıkan tırmanma kontrollü tutulur ve İran Hürmüz’de mayınlama veya geniş çaplı seyrüsefer engelleme girişiminden kaçınır. Ticari gemi geçişleri kademeli olarak artar. Babülmendep’te Husi saldırıları azalır. Gazze’de İsrail’in kademeli çekilmesiyle Hamas’ın silahsızlanmasına ilişkin ilk doğrulanabilir adımlar eşzamanlı olarak atılır. Rusya-Ukrayna savaşında kapsamlı bir ateşkes sağlanmasa da Türkiye’nin desteklediği Karadeniz’de sivil gemilere ve liman altyapısına yönelik saldırı moratoryumunda gelişme kaydediliyor. Türkiye-İsrail arasında Suriye için çatışmasızlık mekanizması oluşturulur ve Türkiye-Yunanistan gerilimi yeniden siyasi diyalog çerçevesine çekilir.
Küresel piyasalara etkisi
Bu senaryoda en hızlı tepkinin enerji piyasalarında görülmesi beklenir. IEA’ya göre Ağustos ortasında küresel petrol arzı, savaş öncesinin oldukça altında kalmış; Körfez üretiminin yaklaşık 8,3 milyon varil/günlük bölümü devre dışı kalmış ve küresel stoklar, savaşın başlangıcından itibaren yaklaşık 410 milyon varil azalmıştır. Dolayısıyla Hürmüz’ün yeniden işler hâle gelmesi, fiyatlarda önemli bir rahatlama yaratabilir; ancak stokların yeniden oluşturulması nedeniyle petrolün hemen savaş öncesi seviyelere dönmesi beklenmemelidir (International Energy Agency, 2026a).
Petrol fiyatlarındaki gerileme küresel enflasyon açısından olumlu olacaktır. IMF’nin Temmuz 2026 WEO güncellemesinde küresel enflasyon %4,7’ye yükseltilmiş ve dezenflasyonun enerji şoku nedeniyle durakladığı belirtilmiştir. Dolayısıyla enerji fiyatlarının düşmesi özellikle Avrupa ve Asya enerji ithalatçıları açısından dezenflasyon sürecini yeniden destekleyebilir (International Monetary Fund, 2026a).
Risklerin azalması halinde küresel hisse senetlerinde, özellikle ulaştırma, sanayi, tüketim ve enerji yoğun sektörlerde pozitif fiyatlama; altın ve diğer güvenli limanlarda ise sınırlı bir geri çekilme beklenebilir. Tahvil piyasalarında enflasyon priminin azalmasıyla kısa vadeli faiz artışı beklentileri zayıflayabilir. BIS’in 2026 değerlendirmesi, Orta Doğu savaşının başlangıcında küresel hisselerin yaklaşık %9 gerilediğini ve enerji şokunun tahvil getirilerini yükselttiğini göstermektedir; dolayısıyla ters yöndeki normalleşme bu hareketin bir bölümünü geri çevirebilir (Bank for International Settlements, 2026).
Türkiye piyasalarına etkisi
Türkiye bu senaryodan net enerji ithalatçısı olması nedeniyle görece güçlü bir şekilde yararlanacaktır. Petrol ve doğal gaz maliyetlerindeki gerileme, cari işlemler dengesi, enflasyon ve döviz talebi üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. TCMB, 2026 yıl sonu enflasyonunu %26 civarında öngörürken petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalmasını başlıca yukarı yönlü risklerden biri olarak tanımlamaktadır; dolayısıyla enerji normalleşmesi bu riskin tersine dönmesini sağlayabilir (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2026).
Böyle bir ortamda Borsa İstanbul’da özellikle ulaştırma, havacılık, sanayi ve banka hisselerinde olumlu bir ayrışma beklenebilir. Enerji şirketlerinde ise petrol fiyatındaki düşüşe bağlı olarak sektör içi farklılaşma görülebilir. TCMB açısından enerji şokunun hafiflemesi, para politikasını erken gevşemeye zorlamadan dezenflasyon sürecini destekleyen daha elverişli bir ortam oluşturacaktır.
Erken uyarı göstergeleri: Hâlihazırda günlük gemi geçişlerinin kalıcı yükselişi, Brent’in 80–85 dolar bandına doğru gerilemesi, savaş sigortası primlerinin düşmesi, Karadeniz liman saldırılarında azalma ve Türkiye kredi risk primlerinde belirgin bir gerileme.
🟡 Senaryo 2 — Yönetilen Fakat Yüksek Gerilim
Olasılık: %55
Bu, Eylül için ana senaryodur. ABD ve İran doğrudan geniş çaplı bir savaşa girmez; ancak Larak benzeri sınırlı karşılıklı saldırılar devam eder. İran, Hürmüz’ü tamamen kapatmaz; ancak geçişi bir baskı aracı olarak kullanır. Babülmendep’te Husi tehdidi düşük yoğunlukta sürer. Gazze’de müzakereler devam eder, ancak silahsızlanma-çekilme sıralaması konusunda sonuç alınamaz. Rusya ve Ukrayna uzun menzilli İHA ve füze saldırılarını sürdürür. Türkiye-İsrail-Suriye rekabeti ve Türkiye-Yunanistan gerilimi sıcak çatışmaya dönüşmeden yüksek seviyede kalır.
Küresel piyasalara etkisi
Bu senaryoda petrol fiyatlarının yüksek ve oynak kalması beklenir. IEA’nın Ağustos raporunda, 2026’da küresel petrol arzının ortalama 4,3 milyon varil/gün azalması beklenmektedir (IEA, 2026a). Bu ortam küresel büyümeyi tamamen durdurmaz, ancak IMF’nin %3,0’lık 2026 büyüme tahmininin olumsuz risklerini artırır. IMF’ye göre savaş kaynaklı enerji şoku, enerji ithalatçılarında büyümeyi baskılamaktadır (IMF, 2026a).
Finansal piyasalar açısından sonuç, yüksek dalgalanma; ancak sistemik panik ortamı olmaması şeklinde olabilir. BIS’in vurguladığı gibi enerji fiyatlarındaki artış, merkez bankalarının beklenenden daha uzun süre sıkı kalacağı beklentisini güçlendirmekte ve özellikle kısa vadeli tahvil getirilerini yukarı çekmektedir. Aynı zamanda uzun vadeli mali sürdürülebilirlik kaygıları da tahvil getirilerinde yukarı yönlü baskı yaratabilir (BIS, 2026).
Bu senaryoda küresel hisse piyasalarında genel çöküşten çok sektörler arasında ayrışma beklenir: savunma, enerji ve bazı teknoloji şirketleri dirençli kalırken ulaştırma, havacılık, kimya ve enerji yoğun sanayi şirketleri baskı altında kalabilir. Altın ve dolar dönemsel güvenli liman talebi görür.
Türkiye piyasalarına etkisi
TCMB’nin 2026 sonu için yaklaşık %26 enflasyon öngörüsü bu koşullarda hâlâ ulaşılabilir olabilir; ancak petrol, doğal gaz ve navlun maliyetleri risk oluşturur. TCMB, enerji arz güvenliği ve Avrupa LNG talebinin enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini belirtmektedir (TCMB, 2026).
TL üzerinde kontrollü değer kaybı baskısı, tahvil faizlerindeki yüksek seyir ve Borsa İstanbul’da dalgalı görünüm beklenebilir. Petrol ve navlun maliyetlerinin yüksek seyri, havayolu şirketleri, petrokimya, demir-çelik ve enerji yoğun sanayi gibi sektörler üzerinde maliyet baskısı yaratırken; savunma şirketleri ve ihracat gelirleri yüksek bazı şirketler göreli olarak daha dayanıklı olabilir.
Erken uyarı göstergeleri: Brent’in yaklaşık 85–100 dolar bandında kalması, Hürmüz geçişlerinin savaş öncesinin altında, ancak kesintisiz sürmesi, ABD-İran sınırlı saldırılarının devam etmesi, Türkiye’nin enflasyon beklentilerinde yeniden yukarı yönlü hareket ve kredi risk priminin yatay-yüksek seyri.
🔴 Senaryo 3 — Bağlantılı Krizler ve Küresel Risk Şoku
Olasılık: %25
İran’ın Hürmüz’de mayınlama veya tanker trafiğini büyük ölçüde engelleme girişimi, ABD’nin İran’ın adaları, füze tesisleri ve kıyı altyapısına yönelik geniş kapsamlı saldırılarına yol açabilir. İran Körfez’deki ABD üslerine ve enerji altyapısına saldırarak karşılık verir. Aynı dönemde Husiler Babülmendep’te saldırılarını artırır. Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz limanlarını ve enerji tesislerini daha yoğun şekilde hedef alır. Panama Kanalı’nda kuraklık nedeniyle geçişler daha da azaltılır. Gazze barış planı çöker ve İsrail-Hamas savaşı yeniden genişler.
Bu senaryonun ayırt edici özelliği, tek bir çatışmanın büyümesi değil; birden fazla lojistik ve enerji darboğazının aynı anda bozulmasıdır.
Küresel piyasalara etkisi
Dünya Bankası’nın Haziran 2026 Global Economic Prospects raporu, bu tür ağır enerji-finans senaryosuna ilişkin önemli niceliksel veriler sunmaktadır. Bankanın olumsuz senaryosunda, Hürmüz’ün uzun süre tam açılamaması ve enerji arz stresinin devam etmesi halinde Brent petrolün 2026 ortalamasının 115 dolar/varile çıkabileceği; küresel büyümenin ise temel senaryoya göre 1,2 puan düşerek %1,3’e kadar gerileyebileceği hesaplanmaktadır (World Bank, 2026, s.33).
Bu senaryoda petrolün kısa süreli olarak 120 doların üzerine çıkma ihtimali de dışlanamaz. IEA, Hürmüz’den normal koşullarda günlük yaklaşık 15 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil petrol ürünü geçtiğini; yani boğazın dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık gelen akış açısından kritik olduğunu vurgulamaktadır (IEA, 2026b).
Enerji şoku doğal gaz, dizel, jet yakıtı, gübre ve gıda fiyatlarına yayılır. Dünya Bankası’nın stres senaryosunda ABD dolarının güçlenmesi ve gelişmekte olan ekonomilerden sermaye çıkışının hızlanması beklenmektedir (World Bank, 2026,s. 33).
BIS’in gözlemleri bu tahmini desteklemektedir: 2026’daki ilk Orta Doğu krizi sırasında küresel hisseler yaklaşık %9, S&P 500 ise yaklaşık %8 gerilemiş; enflasyon beklentileri yükselirken tahvil getirileri de artmıştır. Daha geniş ve eşzamanlı bir Hürmüz-Babülmendep şoku, bu fiyat hareketlerinin daha güçlü biçimde tekrarlanmasına yol açabilir (BIS, 2026).
Dolayısıyla muhtemel küresel piyasa tablosu; petrol ve LNG’de sert yükseliş, altın ve dolar talebinde artış, küresel hisse piyasalarında belirgin satış, gelişmekte olan ülke para birimlerinde değer kaybı, şirket ve ülke risk primlerinde yükseliş, merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemesi veya bazı durumlarda yeniden sıkılaştırmaya yönelmesi ve küresel ticaret ve sanayi üretiminde belirgin yavaşlama şeklinde olabilir.
Türkiye piyasalarına etkisi
Bu senaryo, Türkiye açısından üç senaryo arasında açıkça en olumsuz olanıdır. Türkiye’nin yüksek enerji ithalat bağımlılığı nedeniyle şok önce cari denge ve döviz talebi üzerinden, ardından da akaryakıt, ulaştırma, elektrik, gıda ve üretim maliyetleri üzerinden enflasyona yansır.
TCMB mevcut değerlendirmesinde petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalmasını yıl sonu enflasyon tahmini için temel yukarı yönlü risklerden biri olarak göstermektedir. Dolayısıyla Brent’in Dünya Bankası stres senaryosundaki yaklaşık 115 dolar seviyesine çıkması halinde TCMB’nin %26 civarındaki yıl sonu enflasyon tahmininin yukarı yönlü sapma riski belirgin biçimde artacaktır; büyüklüğü ise şokun süresi, vergi ayarlamaları, kur geçişkenliği ve doğal gaz sözleşmelerine bağlı olacaktır (TCMB, 2026; World Bank, 2026).
Küresel riskten kaçışın gelişmekte olan piyasalarda dolar talebini artırması TL üzerinde ilave baskı oluşturabilir. Enflasyon ve kur beklentilerindeki bozulma, para politikasını daha uzun süre sıkı tutmayı gerektirebilir (TCMB, 2026b).
Borsa İstanbul’da endeks genelinde satış görülmesi beklenirken, sektörel etkiler farklılaşacaktır. Havacılık, ulaştırma, petrokimya, otomotiv ve enerji yoğun sanayiler yüksek petrol ve finansman maliyetlerinden olumsuz etkilenebilir. Savunma sanayii ve döviz geliri yüksek ihracatçı şirketler göreli olarak daha dirençli kalabilir; ancak geniş çaplı küresel riskten kaçış döneminde bu ayrışma dahi endeksin genelindeki baskıyı tamamen telafi edemeyebilir.
Turizm tarafında Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de genişleyen askerî risk, uçuş maliyetleri ve bölgesel güvenlik algısı, yaz sonu ve sonbahar dönemindeki rezervasyonları olumsuz etkileyebilir. Böylece Türkiye aynı anda enerji faturası artışı, sermaye çıkışı ve turizm riski ile karşılaşabilir.
Erken uyarı göstergeleri: Hürmüz’de ticari geçişlerin yeniden tek haneli seviyelere düşmesi veya durması, deniz mayını olaylarının artması, Babülmendep’te eş zamanlı tanker saldırıları, Brent’in 105–110 doların üzerine kalıcı çıkması, gelişmekte olan ülke kredi risk primlerinde yaygın artış ve TCMB enflasyon beklentilerinde belirgin bozulma.
7. STRATEJİK ÇIKARIMLAR
a. Kritik altyapı artık bir savaş alanıdır. Liman, enerji şebekesi, su, veri, uydu ve ulaştırma sistemleri askerî güç kadar önemlidir.
b. Hürmüz, Babülmendep ve Panama aynı küresel sistemin parçalarıdır. Birindeki aksama, diğer rotaların stratejik değerini artırırken, eşzamanlı kriz küresel ticaretin esnekliğini azaltır.
c. Askerî alanda yeni devrim (RMA), tek bir platform üzerinden değil; bir ağ devrimi olarak şekillenmektedir. Bu kapsamda İHA, YZ, elektronik harp, uydu ve seri üretimin entegrasyonu belirleyici olacaktır.
d. Çin-Endonezya yakınlaşması “Çin kampına geçiş” olarak okunmamalıdır. Güneydoğu Asya’da güçlenen stratejik özerklik, çoklu dengelemeye tipik bir örnektir.
e. Orta güçler güvenliği daha fazla kendileri üretmektedir. Mekke Anlaşması, Türkiye’nin Karadeniz diplomasisi ve TDT’nin kurumsallaşması bu eğilimin farklı biçimleridir.
f. İzlanda halkının AB ile üyelik müzakerelerini yeniden başlatma referandumunda hayır demesi, AB dışındaki yüksek entegrasyon modelinin küçük, kaynak egemenliğine önem veren devletler için hâlâ cazip olabileceğini göstermektedir.
g. ABD-Kanada göl isimlendirme krizi sembolik olsa da, müttefik ilişkilerindeki güvenin aşınmasının bir göstergesidir. Ekonomik savaş dili kültürel söyleme ve egemenlik söylemine yayılmaktadır.
h. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde enerji rotalarını, Suriye’de İsrail’le güvenlik ikilemini ve Ege gerilimini aynı anda yönetebilmesi önem arz etmektedir.
i. Türkiye-İsrail rekabetinin yeni merkezi Suriye’dir. Gazze iki ülke arasında siyasi kopuş üretirken, Suriye ilk kez doğrudan askerî güvenlik ikilemi üretmiştir.
j. İklim güvenliği artık çevre politikasının bir alt başlığı değildir. Nepal felaketi, buzulların çözülmesinin hidroelektrik üretimini, sınır ticaretini, ulaşımı ve nüfus güvenliğini aynı anda etkileyebileceğini göstermektedir.
SONUÇ
Ağustos 2026, küresel güvenlik risklerinin coğrafi olarak genişlediği ve kavramsal olarak değiştiği bir ay olmuştur. Hürmüz’de bir füze fırlatıcısı, Panama’da bir gölün su seviyesi, Himalayalar’da eriyen buz, Kaliforniya’da orman yangını veya Tayvan’daki elektrik şebekesi artık küresel jeopolitiğin ayrı ancak etkileşimle büyüyen unsurlarıdır.
ABD-İran arasında 30 Ağustos’ta yeniden başlayan doğrudan askerî gerginlik eylül ayına taşınan en yüksek etkili risklerden biridir. ABD’nin Larak Adası’na saldırısı ve İran’ın cevabı, Hürmüz’deki görece normalleşmenin ne kadar kırılgan olduğunu göstermiştir. Krizin geleceği tarafların birbirini tamamen saf dışı bırakmasından ziyade, seyrüsefer güvenliği ve caydırıcılık arasında sürdürülebilir bir denge kurup kuramayacaklarına bağlıdır.
Avrupa’da savunma kapasitesi artırılmaya çalışılırken, İzlanda referandumu Avrupa entegrasyonunun başka bir boyutunu hatırlatmıştır. AB üyeliği çoğu tarihsel referandumda onaylanmış olsa da, Norveç ve İzlanda örnekleri güvenlik ve ekonomik entegrasyonun tam siyasi üyelik olmadan da sürdürülebileceğini göstermektedir.
Çin-Endonezya ilişkileri, TDT ve Mekke Anlaşması aynı geniş eğilimin farklı örnekleridir: dünya, katı iki bloklu bir düzenden ziyade üst üste çakışan stratejik ağlar sistemine doğru ilerlemektedir.
Ekonomik görünüm kırılgandır. Dünya resesyona girmiş değildir; fakat büyüme düşük, kamu borcu yüksektir ve enerji şoku dezenflasyonu zorlaştırmaktadır. YZ yatırımları büyümeyi desteklerken, aynı teknoloji siber güvenlik, işgücü ve askerî rekabet açısından yeni riskler de doğurmaktadır.
İklim alanındaki gelişmeler ise bu sistemin fiziksel sınırlarını göstermektedir. El Niño’nun Peru’dan Panama’ya etkisi, Avrupa ve ABD’deki yangınlar ile Himalaya buzullarındaki istikrarsızlaşma, çevresel süreçlerin artık doğrudan ticaret, enerji ve güvenlik politikaları ürettiğini göstermektedir.
Barış, demokrasi, basın özgürlüğü, yolsuzluk ve insan hakları göstergeleri birlikte okunduğunda, küresel sistemin temel sorunu yalnızca çatışma sayısındaki artış değildir. Devletlerin krizleri yönetmesini sağlayan kurumların kalitesi de baskı altındadır.
Türkiye için bu ortam hem riskler hem de fırsatlar yaratmaktadır. Ankara’nın jeopolitik konumu, savunma sanayii, diplomatik ağı ve Orta Koridor bağlantıları önemli stratejik varlıklardır. Ancak 2026 sonrasında kalıcı güç üretebilmek için bunların enerji ve iklim dayanıklılığı, teknolojik egemenlik ve yüksek kurumsal kaliteyle desteklenmesi gerekecektir.
Eylül ayında takip edilmesi gereken temel soru bu nedenle şudur:
Küresel sistem, Ağustos’ta ortaya çıkan çok sayıda kontrollü krizi yönetmeye devam edebilecek mi, yoksa enerji, savaş, finans ve iklim şoklarından birinin diğerlerini tetiklediği bağlantılı bir kriz dönemine mi girecek?
KAYNAKÇA
Amnesty International. (2026). The state of the world’s human rights: April 2026. https://www.amnesty.org/en/documents/pol10/0320/2026/en/
AP News. (2026a). At least 8 dead after ferry with nearly 270 passengers and crew capsizes off Cyprus’ northern coast, https://apnews.com/article/cyprus-turkey-ferry-capsize-girne-tasucu-northern-e7753be49f345d1b1f1579013b241e9e
AP News. (2026b). 2 wildfires burn along California’s scenic Big Sur coast. https://apnews.com/article/california-wildfires-big-sur-ad389499cbf92fee022a3855ba08191d
Bank for International Settlements. (2026). Annual Economic Report 2026: Progress and peril, https://www.bis.org/publications/aer-2026.pdf
BBC. (2026). Iceland votes against restarting EU membership talks. https://www.bbc.com/news/articles/c70le8ed1plo
China.org.cn. (2026). China’s humanoid robots move from exhibition floors to real-world applications, http://www.china.org.cn/2026-08/23/content_118660262.shtml
Department of Finance Canada. (2026). Canada announces targeted countermeasures and substantive support for workers and businesses in response to U.S. tariffs. https://www.canada.ca/en/department-finance/news/2026/08/canada-announces-targeted-countermeasures-and-substantive-support-for-workers-and-businesses-in-response-to-us-tariffs.html
Economist Intelligence Unit. (2026). Democracy Index 2025. https://www.eiu.com/n/campaigns/democracy-index-2025/
European Commission Joint Research Center. (2026). Current wildfire situation in Europe. https://joint-research-centre.ec.europa.eu/scientific-activities/natural-and-man-made-hazards/forest-fires/current-wildfire-situation-europe_en
European Parliament Research Service. (2022). Referendums on EU issues. European Parliament. https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/IDAN/2022/729358/EPRS_IDA%282022%29729358_EN.pdf
Financial Times. (2026). Controversial Venezuelan executive courts investors after Trump oil deal. https://www.ft.com/content/458940e7-0754-42e3-aa33-f1f9e3e710b7?syn-25a6b1a6=1
Freedom House. (2026). Freedom in the World 2026: Turkey. https://freedomhouse.org/sites/default/files/2026-03/FIW2026_final_digital %20%281%29.pdf
Government of Iceland. (2026). Parliamentary process: Referendum on resuming EU accession negotiations. https://www.government.is/topics/foreign-affairs/iceland-in-europe/referendum/parliamentary-process/
Human Rights Watch. (2026). World Report 2026. https://www.hrw.org/world-report/2026
Institute for Economics & Peace. (2026). Global Peace Index 2026: Measuring peace in a complex world. https://www.economicsandpeace.org/wp-content/uploads/2026/06/ Global-Peace-Index-2026-Report.pdf
International Energy Agency. (2026a). Oil market report – August 2026. https://www.iea.org/reports/oil-market-report-august-2026
International Energy Agency. (2026b). Sheltering from oil shocks. https://www.iea.org/reports/sheltering-from-oil-shocks
International Monetary Fund. (2026a). World Economic Outlook update: Global economy in crosscurrents of war and technology. https://doi.org/10.5089/9798229047999.081
International Monetary Fund. (2026b). Global financial markets confront the war in the Middle East and amplification risks. Global Financial Stability Report. https://www.imf.org/en/publications/gfsr/issues/2026/04/14/global-financial-stability-report-april-2026
İstanbul Strateji. (2026a). İsrail’in Ekim 2023–Ağustos 2026 dönemindeki askerî adaptasyonu ve askerî güç değişimi: Hamas, Hizbullah, Suriye ve İran cephelerinden çıkarılan stratejik, operatif, taktik ve teknik dersler. https://www.istanbulstrateji.com/raporlar-1/
İstanbul Strateji. (2026b). İsrail’in Suriye’de yeni tehdit algısı, Türkiye ile rekabette yeni eşik ve ABD ile büyüyen stratejik ayrışma. Link
İstanbul Strateji. (2026c). Çin–Endonezya ilişkilerinde yeni eşik: Stratejik yakınlaşma mı, çok yönlü dengeleme mi? Link.
Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China. (2026, August 22). Indonesian President Prabowo Subianto meets with Wang Yi and his accompanying delegation. https://www.mfa.gov.cn/eng/wjbzhd/202608/t20260824_12009394.html
Numedya 24. (2026). Donald Trump anlaşmayı duyurdu, ABD Venezuela petrolleri üzerinde kontrol sağladı, https://www.numedya24.tv/donald-trump-anlasmayi-duyurdu/#%20kontrol%20edebilece%C4%9Fi%20
OECD. (2026). OECD Economic Outlook, Volume 2026 Issue 1. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/oecd-economic-outlook-volume-2026-issue-1_2d1956f0-en.html
OpenAI. (2026). Responding to the next frontier of critical cyber capabilities.https://openai.com/tr-TR/index/responding-next-frontier-critical-cyber-capabilities/
Organization of Turkic States. (2026). Organization of Turkic States. https://turkicstates.org/en
Panama Canal Authority. (2026). Panama Canal adopts additional measures to address reduced precipitation in the Canal watershed. https://pancanal.com/en/panama-canal-adopts-additional-measures-to-address-reduced-precipitation-in-the-canal-watershed/
Reporters Without Borders. (2026). World Press Freedom Index 2026: Türkiye. https://rsf.org/en/2026-rsf-index-press-freedom-25-year-low
Reuters. (2026a). El Niño puts 1.2 million people at risk in Peru, authorities say. https://www.reuters.com/business/environment/el-nio-puts-12-million-people-risk-peru-authorities-say-2026-08-27/
Reuters. (2026b). Iceland rejects EU-accession talks in close-fought referendum. https://www.reuters.com/world/europe/iceland-votes-whether-start-eu-membership-talks-2026-08-29/
Reuters. (2026c). U.S. forces strike two Iranian launchers on Iran’s Larak Island, U.S. official says. https://www.reuters.com/world/middle-east/us-forces-strike-two-iranian-launchers-irans-larak-island-us-official-says-2026-08-30/
Reuters. (2026d,). Google Maps now show “Lake America” in U.S., not “Lake Ontario”. https://www.reuters.com/world/us/google-maps-will-show-lake-america-us-not-lake-ontario-2026-08-30/
Reuters (2026e). Morning Bid: Oil climbs as missiles fly in the Gulf, https://www.reuters.com/world/china/global-markets-view-europe-2026-08-31/
Reuters. (2026f). September risks are stacking up hard and fast for world markets. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/global-markets-risk-events-graphic-2026-08-28/
S&P Global Market Intelligence. (2026). Global economic outlook: August 2026. https://www.spglobal.com/market-intelligence/en/news-insights/research/2026/08/global-economic-outlook-august-2026
The White House. (2026). Honoring the American history of the Great Lakes and renaming Lake Ontario as Lake America. https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2026/08/honoring-the-american-history-of-the-great-lakes-and-renaming-lake-ontario-as-lake-america-3a36/
Transparency International. (2026). Corruption Perceptions Index 2025. https://www.transparency.org/en/cpi/2025
TRT Haber. (2026). Mekke Ortak Savunma Anlaşması Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nden ortak açıklama. https://www.trthaber.com/haber/gundem/mekke-ortak-savunma-anlasmasi-stratejik-siyasi-ve-savunma-komitesinden-ortak-aciklama-955482.html
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2026a). Inflation Report 2026-III. https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/EN/TCMB%2BEN/Main%2BMenu/Publications/Reports/Inflation%2BReport/2026/Inflation%2BReport%2B2026%2B-%2BIII/
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2026b). Survey of Market Participants: August 2026. https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/EN/TCMB%2BEN/Main%2BMenu/Statistics/Tendency%2BSurveys/Survey%2Bof%2BMarket%2BParticipants/
World Bank. (2026). Global Economic Prospects. https://openknowledge.worldbank.org/entities/publication/e96798d7-a81d-44ea-8287-1b4d6ea83f75